Suriye'de kartlar yeniden karılıyor
Hejar Baran
Rusya’nın “olur”u, ABD’nin desteğiyle gerçekleşen Cerablus işgali, TSK’nin bölgeye tank, zırhlı araç ve obüs sevkiyatına bakılacak olursa daha da devam edecek. Nitekim TSK’nın füze ve uçaklarla Cerablus’un güneyindeki El-Emarne Köyü'ne saldırdıktan hemen sonra tanklarla 8 kilometre güneydeki Minbic Askeri Meclisi mevzilerine doğru harekete geçtiği kaydedildi. Bu arada TSK’nın Kobanê sınırına hendek kazdığı da diğer bir gelişme olarak yansıdı.
Faşist rejim yetkililerinden yapılan açıklamada ise bu hendek kazmanın rutin bir işlem olduğu, Kobanê’ye dönük herhangi bir saldırı girişimi hazırlığının sözkonusu olmadığı belirtildi.
Yani aslında Türkiye, sınırını, ABD’nin de onayı ve onun adına jandarmalık yapmak üzere Suriye’nin içine, Kobanê’nin dibine taşıyordu. Burada, Cizre’de, Nusaybin’de olduğu gibi beton duvarlarla bu hattı kalınlaştırıp, kesinleştiriyordu.
Sembolik anlamlar taşıyan bu girişim bile Cerablus işgali konusunda yeterince fikir verici.
Bu açıdan da Cerablus işgali, Suriye’yi fiilen bölüp parçalayan emperyalist kampların, gelinen noktada çıkarlarının yoğunlaştığı bölgeleri stabilize etmeye giriştikleri/girişecekleri yeni bir sürece geçiş yaptıklarının ilk işaretidir. Zaten son 2 aydır sık sık biraraya gelen Lavrov ile Kerry’nin son görüşmelerinden yayılan sinyaller de bu yöndedir. Halep konusu başta olmak üzere henüz tam bir mutabakat sağlanamadığı anlaşılan kimi noktalar dışında bu yeni sürecin kapısı, Esad rejiminin Halep'te Kürt mahallerine saldırması ve Türkiye'nin ABD’nin desteğiyle gerçekleştirdiği Cerablus işgaliyle açıldı.
Bu sürecin daha ilk adımından da anlaşılacağı gibi, bırakalım emperyalistlerin çıkar bölgelerinin asgari bir istikrara kavuşturulmasını, önümüzdeki dönemde daha ciddi krizlerle karşı karşıya kalınacağı açık.
TSK ve cihatçı çeteler üzerinden yapılan son işgal ve ardından yaşanan gelişmeler bunun somut ifadesidir. Geleneksel Kürt düşmanlığı ve darbe sonrasında kendisini kanıtlama motivasyonuyla hareket eden TSK'nın ve arkasındaki siyasi iradenin bugüne kadar defalarca tanık olunmuş çapsızlığı, bölgedeki kaosun derinliği, süreçlerin seyrine etki eden dinamiklerin çokluğu ve karmaşıklığıyla birlikte düşünüldüğünde oldukça tehlikeli gelişmelere gebedir.
Anlaşılan o ki ABD, enerji geçiş güzergahları açısından özellikle önemsediği Suriye’nin kuzey bölgesinde sorun çıkarma potansiyeli yüksek olan Türkiye’yi de işin içine katarak durumu kontrol altına almaya çalışıyor. Elbette bu arada oranın jandarmalığını da Türkiye ve onun denetimindeki cihatçı çetelere bırakmış oluyor.
Türkiye’nin bundan karı ise, tarihsel Kürt fobisiyle depreşen korkularını kendisine çizilen yeni “sınıra” hendek kazarak en azından ötelemek. Rojava’yı buradan denetlemek, kontrol altında tutmak. Hatta ilerleyen süreçlerde Barzani kartını da kullanarak yaratacağı istikrarsızlıklarla fiilen kaosa sürükleyip sonrasında Güney Kürdistan’da olduğu gibi hem kendisi için yeni bir pazara dönüştürmek hem kazandığı politik etkiyle kontrolü süreklileştirmek istiyor. Kısacası “derin stratejiler” bugün dün olduğundan daha diri, daha somut…
Yine anlaşılan o ki ABD, uslu jandarmalık karşılığında -Rusya’yla da zımnen anlaşarak- Türkiye’nin Türkmen bölgesi ve şu anda IŞİD kontrolündeki diğer bölgelerin (Rakka, Azez, Bab… gibi) “denetimini” sağlamasına onay verdi. Bunun anlamı Türkiye’nin bugüne kadar yaptığı gizli-kapaklı kirli işleri alenen ve resmileşmiş olarak yapması, bölgeye yerleştirileceği anlaşılan cihatçı çetelerin yarın çok daha ciddi krizlerin fitilini ateşleme riskinin daha somut bir nitelik kazanmasıdır. Bölgede bir Kürt-Arap çatışması başta olmak üzere çeşitli etnik farklılıklara dayanan çelişki ve çatışmaların birbirine eklenmesidir.
Bu açıdan da sözümona istikrar aslında çok daha ciddi istikrarsızlıkların habercisi olmak dışında bir sonuç yaratmayacak ve bu “plan” da daha kapısı yeni aralanmışken çökecektir.
ABD’nin sözünü ettiğimiz bölgeleri YPG ve SDG ile işbirliği yaparak da kontrol altına alabilecekken Türkiye’yi tercih etmesinin 2 nedeni olduğu anlaşılıyor.
Birincisi, Türkiye’ye bu rolü vermediği koşullarda “istikrar” sağlanmasının mümkün olmadığını görmesidir. Türkiye’nin sınır boyunca oluşan bir Kürt denetimini sindiremeyeceği, oraları istikrarsızlığa sürüklemek için her türlü kirli-karanlık işi çevireceğini öngörmesidir.
İkincisi, bir 'sistem' modeli olarak Rojava’nın emperyalist kapitalist sistem içinde halen resmi bir onay almamış olması gerçeğidir. Rojava bu haliyle bölgede at koşturan tüm aktörlerin en sona bıraktıkları bir “sorundur”. Aynı zamanda herbirinin farklı ya da çakışan gerekçelerle istemedikleri bir gerçektir.
ABD’nin döne döne “Fırat’ın batısından çekilin, yoksa size istihbarat ve silah vermeyi keseceğim” demesi, Rojava’nın şimdilik Efrin ve Kobanê kantonlarının birleşemediği 3 ayrı kanton şeklinde yaşamasına izin verildiği anlamına geliyor.
Nerden bakarsak bakalım bu adım, bırakalım istikrar sağlamayı, çok daha büyük istikrarsızlıklara gebedir.
Kısacası bir kez daha her bir emperyalist kampın aynı zamanda birbirlerine farklı biçimlerde güç gösterisi yaparak bölüşülmüş Suriye üzerinde konumlarını sağlamlaştırmaya ama aynı zamanda “çizgileri geçersen füzelerim hazır” diyecek kadar da hırlaşmalarına açık bir sürece girmiş bulunuyoruz. “Denge” sağlamak artık öyle kolay değil yani. Dahası bundan sonraki en küçük bir kriz bile cürmünü aşacak büyük patlamaların nedeni olabilecek.
Bu süreçte her aktör kendi hesabını yaparken Kürt halkını “fazla dikkate almıyor” görünüyor. Hatta bu toz duman içinde Rojava’nın ezilebileceği seçeneğinin de masada bekletildiği anlaşılıyor. Fakat Kürt halkı ezilecek çimen olmadığını bir kez daha göstercektir. Nasıl ki Kobanê’ye saldıran IŞİD çetelerine karşı görkemli bir direniş sergileyerek dostun da düşmanın da üzerinden atlayamayacağı bir güç olduğunu gösterdiyse, şimdi bu kurtlar sofrasına lokma olmayacağını da bir kez daha gösterecektir.
“ABD Kürtleri sattı”, “Kürtler şimdi ne yapacak?” gibi teraneler baştan hükümsüzdür. Çünkü Kürtler ne bu konumu ABD sayesinde kazandılar ne de “müttefik olalım” diye ABD’ye yalvardılar. Ancak şu son gelişmeler Kürtlere de, emperyalist çakalların her biriyle ilişkilerinde her zamankinden nasıl daha fazla 'uyanık' ve 'tedbirli' olmaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmış olmalıdır.