İşsiz komşu cinneti

GÜNCEL
Pazartesi, 27 Kasım 2006 (19 yıl 11 ay önce)

Afyonkarahisar'da 34 yaşındaki Şevket Düğüncü geçtiğimiz Cumartesi akşamı, 1.5 yıldır işsiz olan ve eşi tarafından terk edilmiş 40 yaşındaki komşusu Bilal Karakuvvat'dan işten yorgun geldiğini ve dinlenmesi gerektiğini, ayrıca çocuklarının da ders çalışamadığını belirterek yüksek sesle dinlediği müziğin sesini kısmasını istedi.

Çıkan tartışmanın ardından Bilal Karakuvvat, Şevket Düğüncü ve 32 yaşındaki eşi Halime Düğüncü'yü 9 ve 11 yaşlarındaki çocukları Emin ve Ali'nin gözleri önünde av tüfeği ile öldürdü.


RUHSUZ HAYATLAR

Bütün hayvanlar fiziksel acı duyar. İnsan ise fiziksel acı gibi manevi acı da duyar. Ve insanı bütün diğer hayvanlardan ayıran bir özellik de başkasının acısını da hissedebilme duyarlılığına sahip olmasıdır. Bu, toplumsallığın bir gereği ve sonucudur. İnsan sosyal bir varlıktır; herhangi bir makinenin kolu, moturun yağı, kola kapağı sıkacağı ya da açacağından farksız bir hale getirilmişse bu, insanlığın bittiği noktadır. Bundan ötesi insanın ulaştığı ruhsal inceliğin, insani erdemlerin, değerlerin yıkıma uğradığı çöldür; barbarlıktır. Bu çölde, tüm ihtiyaçlarından ve toplumsal bağlarından kopartılarak, kapitalist üretim makinesinin bir parçası ya da işe yaramaz bir atığı haline getirilen insanın, başkasının acısını hissetme yeteneğinin körelip giderek yok olması, yani insan olmaktan çıkıp bir canavara dönüşmesi doğal bir sonuçtur. Her türlü dolaysız insan ürünü, faaliyeti ve ilişkisinin metalaşarak piyasa dolayımlı hale geldiği kapitalist aşağılanma düzeninde, insanın canavara dönüşmesi için “bir gece eğlenmek” düşüncesi yetiyor. Bu hayat tarzını dayatan sistem, bütün seri katillerin anasıdır. Onlar her şeyin alınıp satıldığı evrensel kapitalist piyasanın standart ürünleridir. Bu temel üzerinde işin ideolojik, kültürel ve ahlaki yönlerini de okul-aile birliği, burjuva siyasi partiler, ordu, din ve medya, sinema, edebiyat vd. tamamlar. Kapitalist işbölümünün paramparça ettiği insan bu kurumların çok yönlü tedrisatından geçirilir. Bireycilik ve bireyselleşmenin özellikle de lümpen proleter kesim içindeki yansıması/sonucu değil midir karşımızdaki bu vahşet? “Zevk için” rahatça insan öldürmekle “vatan için” aynı rahatlıkla Kürdü ya da devrimcileri linç etmeye kalkışmak -ve bunların meşrulaştırılması- arasında bir bağ vardır kuşkusuz.

“Suç oranı” denilen şey, düzenin suç oranıdır. “Cani” korkunç bir hayvansa, cinayeti doğuran düzen çok daha korkunç bir hayvandır ve o hayvanı yok edene dek “kurban” olarak yaşamaya mahkumuz. Bu mahkumiyetten kurtulmanın tek bir yolu var; o da kurulu dünyanın bütün çivilerini çıkarıp kendi ellerimizle ve kendi bildiğimiz biçimde yeniden çakmak!

Ufuk Çizgisi, Sayı: 49, Barbarlık çölünde ruhsuz hayatlar