Sosyal-İş'in Metro'da imzaladığı sözleşme ücret sendikacılığının iflasının son örneğidir
Alman firması Metro Grosmarket mağazalarında örgütlü olan Sosyal-İş Sendikası ile mağaza yönetimi arasında oldukça sürüncemeli bir seyirden sonra 5 ay gecikmeli başlayan 6’ıncı dönem TİS görüşmeleri, en son anlaşmazlık noktasına ulaşmış, grev kararı alınmıştı.
İşçilerin önemli bir kazanımı olan 4 ikramiye hakkının gaspı başta olmak üzere “Mevcut hakların ciddi biçimde gerilemesine yol açacak nitelikte… Üyelerimizin 11 yıllık kazanılmış hakkının geriye götürülmesi kabul edilebilir değildir” diyerek grev kararını açıklayan Sosyal-İş, daha kararın asılması aşamasında kendisiyle de çelişerek mağaza yönetiminin işçilere de dayatmacı bir tarzda imzalatmaya çalıştığı “müzakere yolu izlenmelidir” çizgisinde hareket etti. Dahası mağaza yönetiminin basıncıyla aldığı grevi kararını bile adeta işçilerden kaçırarak, gizli kapaklı bir şekilde gerçekleştirdi.
Sendika ve patronun grev kararının işçilerin katılımıyla asılması konusundaki engelleyici tutumlarını tanımayıp, kendi mağazaları önünde basın açıklaması yapan on işçi (İstanbul Kozyatağı, Bursa/Nilüfer) ise işten atıldı. Fakat Sosyal-İş bu işçilere avukat göndermek dışında da kılını kıpırdatmadı.
“Uzlaşma yolunu” merkeze koyan sendika en iyi yaptığı şeyin işçinin mücadele azmini törpülemek olduğunu bir kez daha gösterdi. “Şuralardaki işçiler grev istemiyor, Hakem Kurulu’na gidelim diyor” klişesiyle hem işçilerin kafasını bulandırmaya hem de mücadele isteklerini bastırmaya soyunan sendika, en son bizzat kendi dayatmasıyla seçilen temsilcilerden bile kaçırırcasına yaptığı görüşmelerle bir satış sözleşmesine imza attı.
“İşçilerin 11 yıllık kazanımlarının gasp edilmesine izin vermeyeceğiz” diyen Sosyal-İş, onların tüm kazanımlarının üzerine çizgi çeken bu sözleşmeyle ücret sendikacılığının artık patronlaşmakla özdeş bir nitelik kazandığını da bir kez daha gösterdi.
Yaklaşık 3 bin 500 işçiyi kapsayan sözleşmeyle işçilerin yılda 4 ikramiye hakkı 2015 yılı ücretine giydirilerek ortadan kaldırıldı. 2016 yılı Ocak ayından geçerlilik kazanan yüzde 30 asgari ücret zammı ise dışarda bırakılarak açıkça gasp edildi.
Daha önceki sözleşmelerde yer alan ücretlerde işçiler arasında kademe farkının olmaması, yeni giren işçilerin de eski işçilerle aynı ücreti alması koşulu da kaldırılarak, işe yeni girecek işçilerin kayıpları eskilere göre 2 kat büyütüldü.
Zaten sözleşmede ücret ve diğer sosyal hakların 2015 yılının ölçüt alınmasıyla hesaplanması 2016 yılı için herhangi bir ücret artışının olmaması anlamına geliyor.
Kısacası işçiler hem ücretler hem sosyal haklar anlamında ciddi kayıplara uğrarken bunların hepsi iradeleri çiğnenerek, maniple edilerek gerçekleşti.
Her açıdan ibretlik olan sözleşme sürecinin yönetilmesi ve aleni bir satışla tamamlanması işçi sınıfı açısından sarsıcı derslerle doludur. Sendikal anlayışın, bürokratik işleyiş ve kastlaşmanın, sınıfın iradesinin hiçe sayılmasının adresi haline gelen bu sendikalar ve sendikacılığın sınıfın öz iradesiyle aşılma zorunluluğunu bir kez daha göstererek...