Söküp alamazlar!

Devrimci sanatçı Yılmaz Güney, 9 Eylül 1984'te sürgünde hayatını kaybetti

Cuma, 9 Eylül 2016 (9 yıl 7 ay önce)

Devrimci sanat, devrimci süreci anlatan sanattır. Devrimci sanat, toplumsal, siyasal, kültürel değişimleri ve kavgaya hem tanık olarak anlatan hem de onu etkileyen sanattır. Sadece tanık olarak izlemek ve yansıtmak yeterli değildir; aynı zamanda bu süreci etkileyen bir yönü olmalıdır.




(...) Edebiyatta devrim nasıl bir rol oynuyorsa, devrimci edebiyat da devrim için büyük bir rol oynayabilir. Oynamaktadır, oynamıştır da... Devrimci sanat ve edebiyat, devrimci mücadelenin hem etkileyen, hem de etkilenen ayrılmaz bir parçasıdır.




(...) Halkımın savaşçısı olmaya kendini adamış bir sanatçı olarak önümüzde duran görevlerin bilincindeyim. Sanatçı olarak devrim kavgasının sıradan bir eriyim. (Yılmaz Güney)


 



Yılmaz Güney her şeyden önce bir devrimciydi. Kimi “sanatçılar” gibi popülaritesini ve konumunu kaybetme korkusuyla devrimci kişiliğini sanatçı kişiliğinin ardına gizlemedi, sulandırmadı. Kamerasını ve popülaritesini, kitlelere devrimci mesajlar iletmek için bir araç ve silah olarak kullandı. Hemen tüm emekçilerin Yılmaz Güney'e karşı engin bir sevgi duyması, onunla bütünleşmesi, Kürt ulusunun, emekçi halkın içinden gelmiş, onların devrimci potansiyellerini kavramış olan sanatçının daha ilk filmlerinden itibaren halkın ezilmişliğini, yüreklerinde sakladıkları isyanı dile getirmesiyle doğrudan ilgilidir.



 





 



Filmografisinin gelişkin aşamalarında Yılmaz Güney, özellikle '70'lerde feodalizmin çözülüşünün ve kapitalist ilişkilerin kitlelerin yaşamındaki dramatik etkilerini, gerçeği tüm yalınlığıyla yansıtarak dile getirdi. Faşist rejimin, onu bir komployla uzun bir cezaevi yaşamına mahkum etmesi Yılmaz Güney'i ne kitlelerden koparabildi ne de devrimci sinemasını gitgide geliştirerek ürünler vermekten alakoyabildi. Cezaevinden kaçtıktan sonraki yıllarını mültecilikle değil, ülkesinin ve halkının sorunlarına, acılarına, mücadelesine duyarlı, ona yalnız tanık olmakla kalmayıp kendi cephesinden silahlar sunarak geçirdi.



 



Ölüm onu, devrimci kişiliğini sürekli geliştirdiği, geldiği ideolojik-siyasal düzeyi sanatına giderek daha iyi ve salt eleştirellikle sınırlanmadan yansıttığı en verimli, olgunluk çağında yakaladı. Faşist rejim, Yılmaz Güney'i işçi ve emekçilerin gönlünden söküp alamadı.