Dayatma ve zorbalık ancak toplumsal dayanışma ve devrimci zor yoluyla bozulur…
Serhat Tuna
Darbe hukuku haline getirilen OHAL yönetimi ile vites büyüten faşist saldırganlık, lümpenlikte de çığır açan “ya herro, ya merro”, “çözüm, mözüm yok” çıkışlarıyla ve İçişleri Bakanlığı’nda Ağar’ın mesai arkadaşlarından Süleyman Soylu soysuzunun getirilmesiyle yeni bir dalga boyuna girdiğinin işaretini vermişti.
Bu dalganın sivri ucunda Kürt halkı bulunuyor. Kürt dili, kimliği, kültürü ve iradesi üzerindeki geleneksel inkarcı şovenist anlayış, kendisini keskin biçimlerde konuşturmaya başladı. Kürt halkının iradesini yok saymaya belediyelere el koyarak başlayan bu imha saldırısını “Kürtçe bizim dilimiz” sosuna bulamak, Kürt halkının özgürlük mücadelesine dair liberal cenah ve orta sınıftaki kuşkuları derinleştirmeye dönüktür. Oysa Altan kardeşler gibi “yetmez ama evet”çi 2. Cumhuriyetçilerin başına gelenler, kuşkuya teşne olmaya hazır kesimlerin önünde durmaktadır. Bunlardan ders çıkarıp çıkarmamak onlara kalmış. Ama yoksul Kürt halkının acılardan süzülmüş özgürlük bilinci bu bulamaca papuç bırakmaz.
Her yönüyle tekçi faşist merkeziyetçiliğin tesis edilmeye çalışıldığı, bunun önündeki tüm muhalefet dinamik ve potansiyellerinin KHK’lerle temizlendiği, göstermelik burjuva parlementer işleyişin dahi askıya alındığı ‘darbe’ koşullarından geçiyoruz. ‘Führer rejimi’nin toplumsal dayanaklarının ve sadık bekçilerinin oluşturulmaya çalışıldığı bir düzlemle karşı karşıyayız.
Kamudaki tasfiye harekatı ve yeni kadrolaşma hamlesi, bunun etkin bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Bu tasfiye ve kadrolaşma yalnızca belediye, kaymakamlık, valilik, ordu, polis, yargı, telekomünikasyon gibi yönetim mekanizmalarında değil, sağlık ve eğitim gibi toplumsal ağlar içerisinde de yürütülüyor.
Yeni eğitim öğretim yılının hemen öncesinde, 1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile tek seferde, akademisyenlerle birlikte 28 bin 163 öğretmen, göstermelik hukuksal prosedür dahi uygulanmadan kamu görevinden ihraç edildi. 5 binin üzerinde sağlık personeli tasfiye edildi. Ardından 8 Eylül tarihinde çoğunluğu Eğitim-Sen üyesi 11 bin 285 öğretmen açığa alındı.
Eğitim alanında güdük burjuva laik anlayışın dahi kırıntılarının kalmadığı, muhalif-demokrat eğitimcilerin tasfiye edildiği, bunların yerine başkanlık rejimi inşasının “gönüllü süvarileri”nin yerleştirildiği bir düzleme geçiliyor. Toplumsal dokunun bu rejime göre yeniden örüldüğü bir düzlem. Yüzde 50’yi yüzde 80-90 yapmayı hedefleyen (dayatan) bir zorbalık.
Dişle tırnakla kazandıkları haklarından yoksun bırakılan ezilen halklar ve işinden- ekmeğinden edilen işçi ve emekçiler zor ve açlıkla terbiye edilmek isteniyor. Bu dayatma ve zorbalık ancak ve ancak toplumsal dayanışma ağları ve devrimci zor yoluyla bozulur. Devrimin ve devrimci toplumsal yaşamın inşasıyla…
İşte barış özlemi ancak o zaman karşılık bulacak.
Verili burjuva devlet yapısı ve onu elinde bulunduran anlayışla ne “barış” ne de “demokratik bir zemin” mümkün değildir. Dört parçaya bölünmüş Kürt halkının tarihsel mücadele birikiminin ve bölgesel dengelerin yolaçtığı Rojava kazanımını dahi sindiremeyen faşist rejim, emperyalist güçlerin onayı ve gerici çetelerle el ele bu kazanımı törpülemenin peşindeyken içeride de buna paralel bir saldırganlıkla hareket ediyor.
Faşist iktidar blokunun iç-dış denge ve yönelimleri, saldırganlıkta gemi azıya aldıklarının ve esneme paylarının olmadığının işaretidir. “Devletin bekası” hezeyanı ve iktidar organlarında kendine yeniden yer edinme refleksiyle AKP’yle kol kola giren ulusalcı-Ergenekoncu cenah, sınıfsal konumlarının gereğini yerine getirdiler. OHAL’in onayında somutlanan bu ittifak, burjuvazinin en gerici- en zorba kesimlerinin temsilcileri olarak, bütün çelişki ve çatlaklarına rağmen hükümlerini yürütmenin peşindiler. Geleneksel Kürt düşmanlığını ve bundan kaynaklanan korkularını ittifaklarına katık yapmış durumdalar.
Bu ittifak, toplumsal bilincin genlerine işlemiş bu düşmanlığı alevlendirip diri tutmanın peşindedir. Bu faşist iktidar bloku ve onun toplumsal dayanaklarının stabilize edilmek istenmesi ve faşist kudurganlığa karşı, gönlü özgürlük, demokrasi, devrim ve sosyalizmden yana olan herkesin ortak bir mücadele hattında buluşması, emeğin ve halkların kardeşliğinin mücadele hattında vücut bulması en temel çıkış noktası olacaktır.
Devrimin ve özgürlükçü toplumsal dayanışma ve yaşamın inşası, antifaşist-antikapitalist mücadele zeminin yeni serhildanlarla, Gezi isyanlarıyla buluşturulması elzemdir!..
Aksi halde hep birlikte koyu bir karanlığa talim edeceğiz!..