Cerattepe için yarın görülecek duruşma öncesinde hem gerici güruhlar hem de devlet ayakta!
Rize’de dağı-taşı yağmalayan neoliberal azgınlığın tarihsel gericilik birikimini de kaşıyarak gözü dönmüş sömürgenliğine toplumsal dayanak yaratmaya çalışmasının tipik tezahürlerinden biri yaşandı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Cengiz Holding’in Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe Mevkii’nde yürüttüğü madencilik faaliyetleri için verdiği olumlu ÇED raporuna karşı yürütmenin durdurulması ve raporun iptal edilmesi istemiyle açılan davanın yarınki karar duruşması öncesinde “Vatansever Rizeli Gençler” imzasıyla dağıtılan bildiride Artvin halkı tehdit edildi.
Gerici güruhlar bunu yaparken Artvin Valiliği de halkın Rize’deki mahkemeye katılmasını engellemek ve karar sonrasında gelişebilecek tepkilere barikat örmek için OHAL gerekçesiyle ilde 1 ay boyunca her türlü eylemi, etkinliği yasaklama kararı aldı.
Valilik ve gerici güruhlar aynı dalga boyunda ilerleyerek burjuvazinin asalak-yağmacı karakterinin bekçileri olduklarını açıkça ortaya koydular.
Doğasının bu denli hoyratça yağmalanarak burjuvaziye peşkeş çekilmesine tutum alan Artvin halkını hedefe çakan bu bildiride de hep yapıldığı gibi bu halk düşmanlığına “dış mihraklar”, ”kışkırtmacı teröristler” kılıfı giydirilerek yarın yapılacak duruşmada sergilenecek linç saldırılarına daha baştan toplumsal meşruiyet kazandırma yaklaşımı mevcut.

Cerattepe’nin hoyratça yağmalanmasına karşı duran işçi ve emekçileri “vatan düşmanı” olarak kodlayıp hedef haline getiren bu zihniyet, AKP’nin darbe girişimi sonrasında ortalığa salınan “militanlarının” sermayeyle nasıl bir bütünleşme içinde olduklarını ve onun yağmacı karakterine uygun bir linç kültürüyle hareket ettiklerini da açıkça gösteriyor.
Sermayenin, mafyatik-çetevari dolaşımı için faşizm dönemlerine mahsus yöntemler daha açık şekilde devreye sokuluyor. Devletin zor aygıtlarını devreye sokması yetmiyor, bu aynı zamanda gerici güruhların aktifleştirilmesiyle içiçe geçiriliyor. Rize’deki “Vatansever Gençler”in saldırgan bildirisi bunun tipik ifadesi değil de nedir?!
Cerattepe’de devletle gerici-faşist güruhların kol kola girerek Artvin halkını susturmaya çalışmaları hem burjuvazinin yaşadığı sıkışmaların boyutunu hem bu sıkışmanın aşılması için nelerin-nasıl devreye sokulacağını hem de neoliberal barbarlığın nasıl bir nitelik kazandığının somut ifadesidir.
Darbe girişiminden hemen sonra yapılan ilk işlerden biri, doğanın yağmalanmasını kolaylaştıracak, toprağı-suyu-havayı burjuvaziye peşkeş çekecek düzenlemeler oldu. ÇED raporlarının hazırlanması ya da bu süreçlerin hukuksal mekanizmaların yarattığı kimi gecikmelerle karşı karşıya kalmasına neden olmasına tahammül edilemeyen bir açgözlülük var karşımızda.

Türkiye’yi bir müteahhitler-rantiyeciler-maden baronları cennetine dönüştürecek şekilde neoliberal yağmacılıkta ustalaşmış AKP’li hükümet, burjuvaziye yeni yatırım ve rant alanları yaratmak için en akıl almaz şeyleri bile devreye sokacak bir motivasyonla hareket ediyor. O nedenle de sorun artık tek başına etnik-dinsel farklılıklar üzerinden çıkabilecek saldırılarla sınırlı ele alınamayacak boyutlar kazanıyor. Bu yağma siyasetinin karşısıdna gelişebilecek tüm muhalefet odaklarının da bir iç savaş ruhuyla hedefe çakılması, sermaye dolaşımının önünün açılması için ekonomik zorun toplumsal gericilikle içiçe geçirilerek hayata geçirilmesi sorunudur.
Kaba bir paralellik kurulmadan Hitlerci ya da Mussolinici güruhların ilk çıkış yıllarında işçi sınıfının örgütlü gücüne dönük saldırıları incelenmelidir. O faşist çeteler hemen tüm işçi eylemlerine saldırmış, işçi önderlerini katletmek de dahil linç ederek bunun üzerinden sınıfın bütününe gözdağı vermişlerdir. Nerede bir eylem, direniş, gösteri varsa orada bitmişlerdir. Burjuvazinin resmi zor aygıtlarının yansıra kendi çıkarları için bu denli militanca bir saldırganlıkla hareket eden bu güruhlara kucak açması, teşviklerle desteklemesi bu rüştünü ispat üzerinden olmuştur.
Günümüzde burjuvazi için yaşam alanlarını doğrudan ilgilendiren yağma ve talan siyasetinin nasıl bir anlam kazandığı ortada. Sermayenin rantiyeci karakteriyle dağı taşı yağmaladığı, bu açıdan da ekonomik politikalarla gündelik hayatın içiçe geçtiği bu koşullarda doğanın talanının da buna karşı mücadelenin de büyüyerek devam edeceği açık. Bu açıdan da Rize’deki tehdit bildirisinin bir ekonomik-siyasi eğilimin ifadesi olarak görülmesi abartılı olmayacağı gibi hafife alınacak bir gelişme olmadığı da açık.
Halka dönük tehdit dolu ifadelerin yer aldığı o bildiri şöyle:
Sevgili hemşerilerimiz,
Ülkemizin karışması ve bölünmesi için elinden gelen her şeytanlığı yapan dış mihraklar şimdi de "Cerattepe"yi bahane ederek saf ve temiz Artvin halkını galeyana getirip ikinci bir Gezi Parkı ortamı oluşturmak peşinde.
Ülkemizin utanç kaynağı, maneviyat, millet bilinci yoksunu Öğrenci Kolektifleri de bu fırsattan istifade ortalığı karıştırma niyetinde. Almanya bağlantılı kişilerin finansman desteğiyle çok sayıda araç ve envanterle Rize Adliyesi'ne gelecek olan bu insanlar devletimizin milli çıkarlarına tahammül edemeyen vatan düşmanlarıdır. Dün FETÖ'nün yaptığıyla yarın bunların yapacağı arasında bir fark yoktur.
Bizler duyarlı vatanperver Rizeli gençler olarak duruşmanın yapılacağı 19 Eylül Pazartesi günü saat 08:00'dan itibaren Rize Adliyesi önünde yerimizi alacağız. Hiçbir protesto veya taşkınlığa izin vermeyeceğiz. Kimse şunu unutmasın burası ülkenin yıkılmaz kalesi Rize'dir, bayrağa karşı olanın hakkı kötektir.
Not: Çıkarabilecekleri taşkınlıklara ve saldırılara karşı gerekli önlem niteliğinde yardımcı envanterlerimizle geleceğiz. :)
İMZA: Vatansever Rizeli Gençler