Diyarbakır'da açığa alınan öğretmenlerden Önder öğretmen ile röportaj yaptık
Alınteri: Kendinizi tanıtır mısınız? Kaç yıldan beri eğitim emekçisisiniz?
Önder öğretmen: 2012 yılından bu yana Diyarbakır merkez ve yakın köylerde çalışan bir eğitim emekçisiyim. Daha çok kısa süreli bir öğretmenlik hayatım olmasına rağmen yanlış eğitim sistemleri sayesinde son 2 yılda norm fazlası vb. durumlardan kaynaklı 4 farklı okulda çalışmak zorunda kaldım.
Bu sürede önemli olan şey ise öğrencilere ilk yıl bir şeyler veriyor onları tanıyorsunuz, sonraki yıl için hazırlıklara başlıyorsunuz ama bir sonraki yıl pat diye başka bir okula gönderiliyorsunuz. Öğrencileri tanımaya başlayıp tam eğitimi daha kaliteli bir hale getirdim derken hop, başka bir okula...
Alınteri: Hocam, eğitim emekçilerine yönelik açığa alınma saldırıları başlamadan önce onbinlerle ifade edilecek sayıda emekçi FETÖ'cü olarak adlandırılarak açlığa ve işsizliğe mahkum edildi. Bu konudaki görüşlerinizi kısaca anlatabilir misiniz?
Önder öğretmen: Aslında bir cadı avı başlatıldı. Tektipleştirme ve sindirme politikasıdır bu. Kendileri gibi düşünüp hareket etmeyen kim varsa yaptığı işin önemi, çalıştığı makamın önemi, yerine gelebilecek kişilerin niteliği hiçe sayılarak insanlar işlerinden edildi; toplumda istenmeyenler, vatan hainleri olarak ilan edilerek itibarsızlaştırıldı.
Alınteri: Eğitim emekçilerine yönelik açığa alınma saldırıları sizce neden Kürdistan'da başlatıldı. Sizce bunun nasıl bir arka planı var?
Önder öğretmen: Bu saldırılar ilk önce bu bölgede başladı çünkü bu bölgede örgütlü ve hükümetin her yaptığını onaylamayan bir yapı var. Bu yapı sadece halkın daha iyi yaşaması için elinden gelen her şeyi yapan bir yapı.
Alınteri: Kürdistan'daki eğitim emekçileri açığa alındığında bir eğitim emekçi olarak neler hissettiriç? Çevrenizde buna karşı olumlu olumsuz nasıl bir tepki gelişti.
Önder öğretmen: İlk aklıma gelen öğrencilerimin durumu oldu. Çünkü zaten mevcut öğretmen sayısı yetersizliğinden derslere maalesef başka branştan öğretmen arkadaşlar girmek zorunda kalıyor ve bu da eğitimin kalitesini de öğretmenlerin çalışma hevesi ve azmini de düşüren bir etken.
Haber duyulduğunda çevremden bana gelen ilk tepkiler, yanlış hiçbir şey yapmadığımızı ve bu yapılan açığa alınma yanlışının eninde sonunda da olsa son bulacağı ve işimize, öğrencilerimizin arasına döneceğimize inandıkları yönünde oldu. Ve bizi en çok onurlandıran şey de bu oldu.
Alınteri: Bu saldırılara karşı Eğitim-Sen olarak gerektiği gibi bir karşı duruş geliştirildi mi?
Önder öğretmen: Bölgede Eğitim-Sen olarak gerekli duruş her zaman gösteriliyor ama Eğitim-Sen tek başına bu işin içinden çıkabilecek bir durumda değil bana göre. Bu kararların siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum ve bunun için de siyasilerin bu süreçte daha aktif rol alması gerektiğini düşünüyorum.
Alınteri: Eğitim emekçilerine yönelik bu saldırılar Kürdistan'dan başlayarak Batıya doğru gelmeye devam ediyor. Bu saldırıları püskürtmek için topyekûn bir karşı duruşun örgütlenmesi gerekmez mi? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Önder öğretmen: Daha önce de söylediğim gibi bu sadece Eğitim-Sen yönelik yapılan bir şey değil. Bu bir dalgaydı ve devamı gelecektir.
Her zaman olduğu gibi ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ mantığıyla olaya yaklaşmamalı ve sıra bize de gelmeden haksızlıklara karşı sesimizi yükseltmeliyiz.
Bu yüzden de tabii ki sendikaların hep beraber ses çıkararak sıra kendi üyelerine gelmeden buna dur demeleri gerekiyor.