Toplumsal-tarihsel bir kırımla karşı karşıyayız

Bu saldırganlığa hedef ve stratejisine uygun sertlikte yanıt vermek zorundayız!

Cumartesi, 1 Ekim 2016 (9 yıl 6 ay önce)

Eğitim-Sen, bu sabah da onlarca üyesinin evlerinin basıldığı ve gözaltı terörü estirildiğini duyurdu. Çocuk kanalı Zarok TV’yi sadece Kürtçe çizgi film yayınladığı için kapatmakla; öğretmenlere dönük saldırganlık ve yeni kadrolaşma çabası birbirinden bağımsız değildir.



 



Bu saldırganlık, toplumun kılcal damarlarına kadar yayılan bir hegemonya çabasının, asimilasyon ve tahakküm yöneliminin ifadesidir. Öğretmenlik mesleğinin bu kadar pervasızca hedefe çakılmasının esas nedeni de budur. Arkasının nasıl ve nelerle geleceğini kestirmekse güç değildir. Açın Mussolini’nin tüm bir sivil toplumu faşiit bir merkezileşme temelinde örgütlediği toplumsal tahakküm ve hegemonya biçimlerine bakın,“ne kadar benziyor” diyeceksiniz.



 



Öğretmenlere dönük bu saldırganlığın diğer ayağını da sendikal örgütlülük ve fikrinin hedeflenmesi oluşturuyor. Memur-Sen üzerinden faşist rejimlere mahsus korporatist bir sendikacılık inşa etmeye çalışan rejim, Eğitim-Sen üyesi öğretmenleri sadece sendikal faaliyetlerini gerekçe gösterip “örgüt üyeliğiyle” yargılayarak bunun taşlarını döşüyor. Sendikal faaliyete yasadışı örgütsel faaliyet muamelesi yaparak dağıtmak, parçalayıp güçsüzleştirmek istiyor. “Benim istediğim sınırlarda ve beni güçlendirecek tarzda örgütlenebilirsiniz” mesajını ise tüm toplumsal kesimlere salıyor.





Faşist rejim, onlarca yıllık faşizm dönemlerinin hiçbirinde sivil toplumu, toplumsal-gündelik hayatı bu denli kapsamlı bir hedef haline getirmemişti. Cumhuriyet’in  Milli Şef’li, Menderes’li ya da 12 Eylül’lü dönemlerinin kimi kesitlerinde bu tür toplumsal saldırganlık ve alternatif örgütlenme biçimleri sözkonusu olmuştur. Fakat bugün karşı karşıya olduğumuz saldırganlık, bunları da özümseyen ama aynı zamanda işçi ve emekçi hareketinin o günlerden bugüne aldığı yolu da bir çırpıda tarihten silmeye çalışan daha kapsamlı ve güncellenmiş bir saldırganlıktır.





Sivri ucu Kürt halkına ve tüm direniş dinamiklerine dönük olan bu saldırganlık, aydınları, sanatçıları, toplumda sözünün ve davranışlarının ağırlığı olan tüm kesimleri, siyasetçileri, gençliği, kadınları... kısacası bütün toplumsal direnme dinamiklerini bugüne kadar yarattıkları direniş kültürü ve birikimiyle tarihe gömmeye ahdetmiş bir gözüdönmüşlükle karakterizedir.





Nitekim bugün Diyarbakır ve İstanbul'da evleri basılarak gözaltına alınan yaklaşık 100 öğretmen arasında Kürt yazar-şair Rênas Jiyan ve açığa alınan öğretmenlerden yazar Murat Özyaşar gibi isimlerin bulunması neyin hedeflendiğinin altının bir kez daha çizilmesi dışında bir anlam taşımıyor.





Bu bir toplumsal soykırım, tarih kırımıdır! Mücadele dinamik ve kültürüne dönük saldırganlıktır.



 



Muhalif TV kanallarının, internet sitelerinin, radyoların hemen hepsinin kapatıldığı, binlerce duyarlı-demokrat öğretmenin (arkası sağlıkçılar ve diğer kamu emekçileriyle gelecek) tasfiye edildiği bir dünyanın nasıl bir dünya olacağı açık.



 



Sadece bir gün A TV izlemek bile bunun ne anlama geldiğini anlamak için kafidir. Evlilik programları, vıcık vıcık magazin, ırkçılık, Kürt düşmanlığı, postmodern bir kültürel çarpılma, din, aşağılanan kadın, kışkırtılan tüketim...





Bunu kafanızda canlandıramıyorsanız mesela bir 1984 romanını ya da Fahrenheit 451 kitabını okuyun, olmazsa filmini izleyin...





Rejim şu anda o filmlerin, kitapların temalarından devşirdiği bir toplumsal inşa süreci içindedir. Tüm algı ve ölçütlerin kendi gözüyle oluşturulduğu siyah-beyaz bir toplumsal inşa...





Tepkimiz de öfkemiz de günübirlik-hesapsız bir saldırganlığa değil toplumsal kırımı hedefleyen bir stratejiye dönük olmalıdır. O sertlikte ve o kapsamda...



 



(*) Fahrenheit 451Ray Bradbury'nin ilk kez 1951'de basılan ünlü bilim kurgu romanıdır. Baskıcı bir gelecek toplumunun anlatıldığı bu kitap aynı zamanda distopya olarak da sınıflandırılabilir. Eser, kitapların itfayeciler tarafından yakıldığı, insanların sadece televizyonda beyin yıkayıcı şovlar izlediği ve kitap bulundurup düşünen insanların yok edildiği bir gelecekte geçmektedir. Kitap adını, kağıdın ısı birimi olarak 451 Fahrenheit'ta tutuşması gerçeğinden almaktadır.