Burjuva kavramlarla bu temel gerçeğin üzerine örtü çekiliyor
Ege Deniz
Kapitalizm zamanında, sermayenin özel mülkiyeti temelinde şekillenen koşullardan (para, piyasa ve rekabetten) dolayı her şey tersten bir görünüm alıyor. Üretimin toplumsal karakteri ve gerçek içeriği, (üretilen şeylerin) toplululuklar arasındaki değişimi ve dağıtımının piyasa dolayımlı özelliği nedeniyle gözlerden kaçıyor. Ortaya çıkan sonuçlar ve olgular da bu nedenle tersten okunuyor.
Burjuva kafa ise bundan sermayenin ve kapitalistlerin çıkarları için sonuna kadar faydalanıyor.
Toplumdaki “gelir dağılımı” konusunda kapitalistlerin ve devletinin kullandığı dil ve yöntemler buna örnektir. Olguların ve süreçlerin “farklı gelir kaynaklarına sahip farklı gruplar” “hanehalkı başına düşen ortalama gelir” gibi kavramlar etrafında ortaya konmasıyla süreçlerin gerçek içeriği büsbütün gözlerden gizleniyor.
Her şeyden önce, “toplumun değişik grupları arasında paylaşılan gelirler”in kaynağının toplumsal emek (üretim) sürecinde içerili olduğu gerçeği karartılıyor. Herkesin kendi özel mülkiyetinin niteliğine göre gelirden pay aldığı söylenerek yapılıyor bu. Bu durumda kapitalist sermayenin sahibi olduğu için, işçi ise emeğinin sahibi olduğu için pay almış oluyor.
Oysa, yıllık hesaplanan (ve paylaşılan) toplumsal zenginliğin iki kaynağından birisi (diğeri doğadır, doğadaki materyallerdir), işçi sınıfının harcadığı emektir. Ve işçilerin yarattığı artı-değerler ölçüsünde toplumsal zenginlik artar. Toplumsal sınıflar/katmanlar arasında paylaşılan şey ise işte bu artı-değerler toplamıdır.
Kullanılan burjuva kavramlarla bu temel gerçeğin üzerine örtü çekiliyor. Üstelik TÜİK (Türkiye istatistik Kurumu) gibi kurumların hesaplamalarda kullandığı yöntemlerle büsbütün yalan yanlış bilgiler oluşturuluyor.
TÜİK her yıl açıkladığı “Gelir ve Yaşam Koşulları” raporunda gelenekselleşmiş burjuva yöntemini kullanıyor. “Hanehalkı kullanılabilir fert gelirlerine göre gelirleri” toplumu yüzde 20’lik 5 ana gruba ayırarak hesapladığı için, işçi sınıfının ürettiği artı-değerlere el konulmasıyla oluşturulmuş karlarla daha da zenginleşen kapitalistler ile, bu artı-değerlerden hiç pay alamayan işçiler arasında artan “gelir” uçurumunu olduğundan az gösteriyor.
Toplumdaki ana sınıfların durumu temelinde değil, yüzde 20’lik uyduruk kategorilendirmeyle arada çok ufak farklılıklar olduğu ve insanların önemli bir kısmının orta sınıfa dahil olduğu izlenimi yaratılmaya çalışılıyor.
2015 yılı için yaptığı araştırmaya göre, toplumun en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesiminin gelirinde 2014 yılına göre yüzde 0,1 azalma yaşandı ve gelirden aldığı pay yüzde 6,1 oldu. İkinci yüzde 20’lik grubun oranı da yüzde 10,9’dan 10,7’ye, üçüncü yüzde 20’lik grubun oranı yüzde 15,3’ten 15,2’ye, dördüncü yüzde 20’lik grubun oranı ise yüzde 21,7’den 21,5’e düşerken, en zengin yüzde 20’nin gelirden aldığı pay yüzde 45,6’dan 46,5’e yükselmiş. Gerçeği çok eksik yansıtan bu ayrımlar ve sonuçlar üzerinden bile kapitalizme özgü “zenginliğin bir uçta yoksulluğun diğer uçta birikmesi“ olgusu ortaya çıkmaktadır ve ama esasında bu karşıtlık çok daha derindir.
Hiç değilse gerçeğin ufacık bir kısmını göstermek için, bir başka sermaye kurumunun verileriyle yetinelim. Merkezi İsviçre’de olan banka ve finans tekeli Credit Suisse’in 2014 “Küresel Servet Raporu”nun Türkiye ile ilgili bölümünde şunlar yer alıyor:
Türkiye’de nüfusun en zengin yüzde 1’inin toplam servetten aldığı pay, 2002 yılında yüzde 39,4 iken, 2014’te yüzde 54,3’e çıkmış. Geriye kalan yüzde 99′un toplam servetten aldığı pay ise, 2002’de yüzde 60,6 iken, 2014’te 45,7’ye gerilemiş. Nüfusun en zengin yüzde 10’unun geliri, en yoksul yüzde 10’un 12,6 katıdır. Buna göre, Türkiye, 2015 rakamlarıyla, eşitsizlikte OECD ülkeleri arasında Meksika, Şili, ABD ve İsrail’in ardından beşinci, Avrupa’da ilk sırada yer alıyor.
Bir yanda her şeyi yaratıp inşa eden ve ama ancak yoksulluk içinde yaşayacak sınırın ötesinde hiç bir şey alamayan işçi sınıfının yoksunluğu, diğer yanda işçilerin ürettiği artı-değerlere el koyarak yaşayan burjuvaların biriken zenginliği…
[Alınteri'nin 4 Ekim 2016 tarihli sayısı için hazırlanmıştır]