Maviş… yoldaşımız, kardeşimiz, oğlumuz… Hareketin haşarı çocuğu, genç önderi…
Seni anlatabilmek seni
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni
Namussuza, halden bilmez kahpe yalana…
Seni anlatmak için yanıp tutuşurken elimin kaleme gidememesi neden? Neden, bu aşılmaz öfkeye arkadaşlık eden hüzün?..
Yola gelmez gözlerin, yola gelmez bilincinin aynasıydı adeta. Meraklı, soran bakışlar, derinlemesine nüfuz etme refleksi, sımsıcak kucaklayan aynı insanlık taşardı benliğinden. Çok iyi tanıyan da ilk kez gören de yakalardı sendeki özel hamuru…
Ermeni bir anne ve Kürt Alevi bir babanın emekçi oğluydu Maviş. Çocukluktan işçiydi, büyüdü devrimci oldu, büyüdü komünist oldu. İşçi ve emekçilerin, ezilenlerin rüyası olan başka bir dünyayı kurma mücadelesinin zorluklarını her yaşında, her dönemde yakınmadan sırtladı. Ermeni duyarlılığı, Kürt direnci çelik mavisi gözlerinden bize bunu söylüyordu.
İddiasız görünümü altındaki aşınmaz sabır, iyimserliğini kaybetmeyen irade bütün işçilik yaşamı boyunca kendini konuşturdu. Tekstil atölyelerinin ter ve bıkkınlık kokan salonları, tersanelerin göz korkutan zorluğu, inşaat işçilerinin herbiri bir yandan gelmiş ve başka bir yana savrulma ihtimali yüksek okyanusuna dalmak o çelimsiz bedenine büyük gelmedi. Hepsini öğrendi, özümsedi, yol çizdi. Çünkü o, önder kişiliğiyle sınıfın bütününü örgütlemeye adaydı.
Teknik işleri çözme çabasındaki ısrarı, hem hepimize parmak ısırtır hem olmaz denileni olur kılma yönelimimizi perçinlerdi. Katresi boşa gitmesin der gibi içtiği sigarası elinde planlarını, projelerini, ihtiyaçlarımızın karşılanması için yapılması gerekenleri dile getirişindeki coşku, hepimizi sarıp sarmalar, mücadele azmimizi bilerdi. Başa çıkılmaz sanılan zorlukların aşılacağına dair insani bir iyimserlik yayılırdı havaya.
Sapına kadar militan bir enternasyonalistti Maviş; ezilen halklar mozaiğinin görkemli bir tablosuydu o… Ermeniler kardeşi, Kürtler yoldaşı, Türkler dostuydu. Ezilen halkların her kanayışında sınırları aşıp geçmeye, paylaşmaya, el atmaya, onarmaya, büyütmeye çağırırdı herkesi. Tam bir yıl önce, Kobanê’nin kuşatma altında olduğu günlerde şöyle diyordu:
Elimizden geleni yaparız. Koridor açılmazsa biz de açalım bir tünel direkt geçelim Kobanê’ye. Gücümüz buna yeter. Bununla karşı karşıya kalmak istemiyorlarsa açsınlar, koridoru.


Maviş… yoldaşımız, kardeşimiz, oğlumuz… Hareketin haşarı çocuğu, genç önderi…
Aramızdan ayrılışından beri, seni her hatırlayışımızda gözlerimizin yanması, soluğumuzun tıkanması boşuna değil… Anıların tarifsiz akını bu kadar canımızı acıtırken filmi durmadan başa sarma tutkusu boşuna değil. Yokluğuna, yokluğunuza bir türlü alışamadık!
Ama inan bizimlesin. Senden öğrendiklerimizi öyle nakşetmişiz ki bilincimize, tarihsel bütün birikimlerimiz gibi refleks olmuş akıyor mücadeleye. Başımız sıkıştığında mesela, sabırsız meraklı gözlerin geliyor aklımıza. Seferber olmak gerektiğinde ellerinin kollarının hareketleri, tutkulu sesin, militan yüreğin atıyor bizde.
Üşüyoruz, kapama gözlerini…