10 Ekim karagün, karartılmış gün

Seyhan’ın vücudundan 58 bilye çıkarıldığını öğrendiğimden beri yaşadığım için kendimi suçlu hissediyorum

GÜNCEL
Salı, 11 Ekim 2016 (9 yıl 6 ay önce)

Kifayet Nişancı Ceylan



 



“Kifayet abla iyi misin’’



Tamı tamına bir yıl oldu



 



10 Ekim, kara gün!..



 



Ne kalemim vardı yazmaya ne yüreğim dayandı aklıma getirmeye. O günle ilgili konuşamadım, anlatamadım kimselere.



 



Arka sıramda duran Seyhan’ın vücudundan 58 bilye çıkarıldığını öğrendiğimden beri yaşadığım için kendimi suçlu hissediyorum. Nasıl döndüm o yana, o ışık kümelerini nasıl gördüm, yüzüm tam tersi yöne doğru dönüktü. Düşüp mü kalktım, sese mi döndüm ben de bilmiyorum. İki ışık kümesi peşpeşe yandı.



 



Kör ışık.. Körolası ışık... Işık her zaman umut değilmiş meğer. Kendimi Gar kapısına doğru kaçarken yakaladım. Evet ben korkağın tekiyim ama inanın nasıl ve neden kaçtığımı bilmiyorum. Genç bir kız sesleniyordu:



“Kifayet abla iyi misin”



“Ben” dedim. “ben iyiyim..."



 



Sanırım birkaç saniye sürdü kaçmam. Bu soru beni kendime getirmişti. “arkadaşlarım...” diye düşündüm. Hemen geri döndüm. Ortalık kan gölüne dönmüştü. Otobüsle gelirken yanımda oturan kadın arkadaşı ve ilçe eşbaşkanını aramaya başladım. Bir sürü insan üzerleri örtülmüş yatıyordu. Ayakkabılarına bakıyordum arkadaşımın ayakkabısına benziyor mu diye... Üzerlerini açmaya cesaret edemiyordum.Ya da ölmüş olduklarına akıl edemiyordum. O güne dair olayların sıralaması hep karışık kaldı aklımda. Seyhan bir rozet ve bir çengelli iğneyi mi önce vermişti, yoksa elindeki simidin yarısını mı? TOMA geldiğinde ambulanslar yok muydu?



 



TOMA'lar gaz sıkmaya başladığında ablası Meryem, Meryem’in eşi suni solunum mu yaptırıyordu Seyhan’a. Seyhan verilen soluğu dışarı veremiyordu göğsü şişip kalıyordu.Ben öldüğünü düşünemiyordum. Sadece beyaz tişörtüne bulaşan kana takılıyordu gözlerim, o yana her bakışımda.



 



Bir adam oturuyordu havuzun başında. Başı iki elinin arasında hareketsizdi adam, elleri kırmızıydı. O kan nereden bulaşmıştı. Ben kanlara basarak arkadaşımı ayakkabılardan tanımaya çalışıyordum ama o kadar insanın öldüğünü düşünemiyordum. Ya da beynim reddediyordu ölümleri. Yaklaştım adama,



“Başkan...” dedim.



 



Kafasını kaldırdı adam. Başkan değildi. Aslında benzer yanı da yoktu. Ben öyle sanmıştım. Geri döndüm. Başkan da orta yerde duruyordu.



“Hatun nerede” dedi.



“Bilmiyorum, ayakkabılardan tanımaya çalışıyorum” dedim.



“Ben de ayakkabılardan tanımaya çalışıyorum” dedi.



“Çakmağını ver bir sigara yakayım” dedi.



Çakmağı uzattım sigara almak için cebini yokladı. Elinde kanlı et parçası vardı.



Hızla çıkardı çeketini oradaki çöp kutusuna bıraktı acı acı bakarak.



 



Alandaki insanlar azalmaya başlamıştı. Telefon durmadan çalıyordu. Haber duyulmuştu, soruyorlardı nasıl olduğumu. “İyiyim” demek onur kırıcıydı. Kapatıyordum telefonu.



 



Alandan başkanla çıktık. Hastaneye gitmek için bir taksi çevirdik. Taksi yarım saat kadar dolandırdı bizi. Küçümsenmeyecek bir miktar ödedik. Numune üç adımlık yerdeymiş oysa.



 



Yolda, “Başkan” dedim, "Seyhan’ı hangi hastaneye götürdüler". “Seyhan ölmüştü, nefes almıyordu” dedi. İnanmak istemedim. Arabadan indik. Ter basmaya başladı beni. Sırtımdaki açık renk ceketi çıkardım. Sırtı kan lekeleriyle doluydu. Seyhan’ın kanı mıydı saatlerce sırtımda taşıdığım.



 





 



Suçluyum ben. Seyhan ilk patlamada düşseydi o bilyeler bana da gelecekti. Beni de korumak için direndi, düşmedi. Suçumla yaşıyorum ben; yaşıyorum yaşamak denirse...



 



SIRADAN FAŞİZM



Sıradan faşizme boğuluyoruz gülüm,



Hitlerin silüeti dolaşıyor alanlarda



Ekranlarda boydan boya Hitler.



Devasa puntolarla vermiş



Gazeteler



Hitler’ in düğününü.



Hitler mağrur,



Hitler çamur.



Ne çok oyuncağı var Hitler’in



Filmlerde oynayan o,



Silahlarla oynayan o,



Hitler büyük oyuncu gülüm,



Büyük oynuyor.



Kadınlar,



Çocuklar 



Ve 



Yaşlıların



Kürtlerin,



Türklerin



Ve 



Çerkezlerin,



Ağaçların,



Kuşların,



Irmakların 



Yani bilumum varlıkların,



Hep birlikte 



Ve



Hep birden



Uygun adım yürümesini istiyor.



Sıfır altı numaralı şehirde Hitler,



Gürleyip duruyor gülüm.



Çocuklar,



Yani gelişip büyüyenler,



Ya dayayacaklar Hitler' in şakağına silahı,



Ya da kendisi sıkacak 



Beynini tuz buz eden kurşunu



Yani gülüm uzatmayayım sözü 



Tek kurşun kadar ucuz Hitler’ in hayatı