Putin'le cilveleşme

Türkiye’deki Tayyip Erdoğan diktatörlüğüyle Rusya’daki Putin rejimi arasında yeni bir ‘flört dönemi’ başladı

Salı, 18 Ekim 2016 (9 yıl 6 ay önce)

Türkiye’deki Tayyip Erdoğan diktatörlüğüyle Rusya’daki Putin rejimi arasında yeni bir ‘flört dönemi’ başladı. Sadece şu son bir ay içinde yapılan karşılıklı ziyaretlerin sayısı ve üzerinde anlaşılan konular bile çok şey anlatıyor.



 



Neo Osmanlıcı maceracılığın boyundan büyük bir işe kalkarak Suriye sınırında bir Rus uçağını düşürmesinden sonra yaşananlar hatırlanacak olursa, bugünkü manzara ilk bakışta gerçekten de ‘garip’ ve ‘şaşırtıcı’. Daha düne kadar Türkiye’den domates-biber alımına bile son veren Rusya, bugün Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanacak yeni bir enerji nakil hattı kurmaya kalkışmaktan “eğer isterse Türkiye’ye değişik hava savunma sistemleri gönderebiliriz” deme noktasına geldi. Tayyip Erdoğan rejiminin attığı taklalar ise daha büyük. Düşünün ki, Suriye’de “Katil Esed” rejiminin işbaşında kalmasını dahi kabullendi. Himayesindeki dinci çetelerin Halep’te Rus uçakları ve Suriye ordu birlikleri tarafından darma duman edilmesine ses bile çıkaramıyor. Rusya’ya yeni ekonomik tavizler ve yağlı ihalelerin verilmesi de cabası.



 



Birden bire hızlanan bu muhabbetin nedeni ve olası gelişme seyri üzerine bir dizi yorum ve tahmin yapılıyor doğal olarak. Hem neden hem de işin nerelere varabileceği konusunda en fazla rağbet gören görüş, Tayyip Erdoğan’ın ABD ve Batı tarafından gözden çıkarıldığını 15 Temmuz’da iyice anlayarak Rusya’ya (daha doğrusu onun üzerinden Rusya-Çin-İran eksenine) yanaştığı tezi.



 



İlk bakışta ikna edici kimi dayanaklara da sahip bir görüş bu. Örneğin, 15 Temmuz darbe girişimi konusunda Tayyip Erdoğan’a istihbaratın Rusya’dan geldiği iddia ediliyor. Girişimi neredeyse ‘anında’ bu iki ülkenin kınadığı da bilinen bir gerçek. Buna karşın, ABD, NATO ve AB’nin sonuç belli olduktan sonra bile üstünkörü kınamalarla yetinmesi dışında özellikle ABD Savunma Bakanlığı ve Pentagon’un adeta hayıflanan bir görüntü çizdikleri de malum. Zaten ABD ve NATO istihbaratının önceden haberdar olmaması imkansız bu girişimin Tayyip Erdoğan’ı gerçekten devirmek için mi yoksa “ölümü gösterip sıtmaya razı olmasını sağlamak” için mi tezgahlandığı sorusu hala yanıtlanmayı bekliyor.



 



Fakat sayılabilecek daha bir dizi belirtinin gösterdiği bir gerçek var: ABD ve AB emperyalistlerinin gözünde Tayyip Erdoğan’ın eski prestij ve kredisi yok artık. Ona daha çok, büyük ölçüde de yerine konulabilecek güçlü bir alternatif bulunamadığı için ‘kerhen’ katlanılmaya devam edilen bir ‘serseri mayın’ gözüyle bakılıyor. Tayyip de bu gerçeğin farkında. 15 Temmuz’da kafasına iyice dank etti bu gerçek. Ancak sadece bundan hareketle onun şimdi yeni bir maceraya yelken açıp ‘kamp değiştirmeye’ yöneldiğini düşünmek, bu işleri fazla basitleştirmek olur.



 



Birbirine rakip emperyalist kamplar arasında saf değiştirmek, gömlek ya da araba değiştirmeye benzemez! Hele ki emperyalist rekabetin keskinleşip rakiplerine avantaj kaptırmanın daha da tahammül edilemez hale geldiği günümüz kriz koşullarında. Üstelik Ortadoğu gibi yaşamsal çıkarların söz konusu olduğu bir bölgede.



 



Türkiye sadece askeri ve siyasi yönlerden değil, ekonomisinden kültürel ve sosyal alanlara kadar hemen her alanda ABD öncülüğündeki Batılı emperyalist kampa çok derin bağlarla bağlı bağımlı bir ülkedir. Örümcek ağı gibi her yanını sarmış olan bu bağımlılık ilişkisi uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir. Dolayısıyla koparılıp atılması hatta sınırlandırılması bile o kadar kolay değildir.



 



Kaldı ki bugünkü durumuyla Rusya (ve Çin’le birlikte basını çektikleri “Avrasya bloku”) Türkiye büyüklüğündeki bir ülkeyi rakip kamptan koparıp kendi bloku içinde tutabilecek ne ekonomik ne askeri ne siyasi ne de ideolojik-kültürel güç ve kozlara sahiptir. Rusya açısından Türkiye, Batı’nın burnunun dibindeki bir uzantısı, başına değişik belalar açmakta kullanılabilecek bir “İsviçre çakışı”dır. Ayrıca her iki ülkenin egemen sınıfları arasında tarihsel köklere de sahip derin bir ‘kuşku ve güvensizlik’ vardır.



 



O zaman son sıralarda kendini gösteren ‘balayı havası’ neyin nesidir? Bu kısaca, iki tarafın pragmatist hesaplarının çakıştığı tamamen konjonktürel bir durumdur.



 



Tayyip Erdoğan rejimi, Rusya’yla flörtü, hem Batılı efendileri karşısında bir şantaj aracı olarak kullanma hesabı içindedir hem de bütünüyle çuvallamış olan Suriye (ve Irak) politikasında en azından Kürt düşmanlığı temelinde yeni müttefikler (İran ve Esad rejimi) kazanma ve kısmi bir hareket alanı sağlama peşindedir. Buna karşın Rusya ise, Suriye’de büyük ölçüde madara ettiği ABD’nin başına yeni sorunlar açma hesabı yanında Ukrayna ve Kırım’da da örtük bir savaş halinde olduğu Batılı emperyalist rakiplerinin Türkiye’yi de iyice yanlarına alarak Güney sınırları ve Kafkasya’da başına yeni çoraplar örmelerinin önünü almak hesabıyla hareket etmektedir.



 



Tabii, düne kadar özellikle Türkiye’nin gırtlağını sıkmak için fırsat kollayan Rusya’nın -ve aynı şekilde “Esed düşmanı” Tayyip Erdoğan iktidarının- bu kadar kısa bir süre içinde bu kadar keskin zigzaglar çizmelerinden çıkarılması gereken çok ders vardır; ki özellikle de Ortadoğu cangilında bıçak sırtında yürüyen Kürt özgürlük hareketinin bütün parçalardaki bileşenleriyle Rusya’ya hala “yine de bizim oğlan” gözüyle bakan sol çevreler bu konuda daha derinlemesine durup düşünmelidir.



 



[Alınteri'nin 17 Ekim 2016 tarihli 2. sayısının başyazısıdır]