9 ayda en az 76 göçmen işçi...

2016 yılının ilk dokuz ayında en az 76 göçmen işçi yaşamını yitirdi

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 20 Ekim 2016 (9 yıl 6 ay önce)

İSİG Meclisi, Türkiye’deki göçmen işçiliği, göçmen işçilerin yaşadıkları iş cinayetlerini ve örgütlenme sorunlarını kapsayan bir rapor yayınladı. Göçmen işçilerle ilgili “mülteci, şartlı mülteci, göçmen, düzensiz göçmen vb. hukuki kavramlar” kullanıldığını, ancak kendilerinin alışılmış bir kavram olan “göçmen işçiyi” tercih ettiklerini belirten Meclis, kaldı ki Türkiye’de göçmen işçilerin bir kısmının hukuki statüsünün öğrenilebildiğini, bırakalım statülerini işçi ölümlerinin bilgisine bile ulaşılamadığını vurguladı.



 



 



Raporun temel amacının göçmen işçilerin Türkiye işçi sınıfının bir parçası olduğunu ısrarla vurgulamak ve ortak örgütlenme zeminlerini oluşturmak olduğunu belirten Meclis, konuya dair deneyimleri de paylaşmaya başlayacağını ifade etti.



 



Sonunda Güney Kore’deki göçmen işçilerin sendikal deneyimlerinin kısaca aktarıldığı rapor, Türkiye’de göçmen işçilik olgusuna dair tarihi bir kronoloji çıkarmakla başlıyor.



 



Türkiye’nin uzun yıllar savaş sonucu ya da işgücü ihtiyacı nedeniyle göç alan bir ülke olmadığı kaydedilen raporda, 1988 Halepçe Katliamı sonrası Kürt göçüne, 1989 Bulgar Türkleri göçüne, 1991 sonrası dağılan SSCB-Doğu Avrupa ve 1995 sonrası Afrika ülkelerinden gelen göçe dikkat çekiliyor. Bu göçlerin hiçbirinin 2000’li yıllardaki savaşlarla beraber yaşanan göç dalgasına benzemediği ifade edilen raporda, özellikle Irak ve Afganistan’da (kısmen Gürcistan ve Ukrayna da) yaşanan savaşlarla Türkiye’ye de bir göç dalgasının başladığı vurgulanıyor. Ancak, bu dalgaların hiçbirinin de Suriye savaşı sonrası akın eden ve sayıları milyonlarla ifade edilen göçe benzemediği belirtiliyor.



 



 



Milyonlarca Suriyeli göçmenin varlığının Türkiye toplumunda farklı tepkilere neden olduğu; Suriyelilerin “hırsızlık”, “fuhuş”, “dilencilik”, “ücretleri aşağı çekmek”, “siyasi olarak oy verdirme”, “savaştan kaçan vatanını savunmayan korkaklar”, “teröristler” vb. gibi farklı eleştirilere maruz kaldıkları, zaman zaman fiziksel saldırılara da uğradıkları kaydediliyor.



 



 



Bu yaklaşımların bazılarının kısmen doğru olmakla birlikte bunun tepkilerin haklı olduğu anlamına gelmediği vurgulanan raporda, “Suriye’deki savaşa müdahil olmamak için ya da emekçilere karşı yapılan uygulamalara karşı yüzbinlerce kişi sokağa çıkmamamız gerçekleri eleştiri ve dışlamanın değil, sorunun çözümü ve ortak bir işçi örgütlenmesi yaratmamızın bizim için zorunluluğunu ortaya koymaktadır” deniliyor.



 



Rapor şu şekilde devam ediyor:



 



Türkiye’deki göçmen işçi ölümlerinin milliyetlerine göre dağılımına baktığımızda bu söylediklerimize uygun bir tablo ortaya çıkmaktadır:



 





 



 



Fabrikalarda ve tarlalarda Türkiyeli işçilerin yanısıra ezici çoğunluğu Suriyeli olmak üzere Afgan, Gürcü, Ukraynalı, İranlı, Özbek, Azeri, Bulgar, Çinli, Koreli, Litvanyalı, Rus, Sırp ve Türkmen işçi kardeşlerimiz de iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirdiler. Yani sermayenin daha fazla kazanması için bizler omuz omuza çalışırken milliyetlerimize bakılmaksızın birer birer öldük. İşte bu yüzden ortak mücadele etmeliyiz...” denilen raporda, yıllara göre göçmen işçi ölümlerinin dağılımı şu şekilde belirleniyor:



 





 



2013 yılında 22 göçmen işçi, 2014 yılında 53 göçmen işçi, 2015 yılında 67 göçmen işçi ve 2016 yılının ilk dokuz ayında 76 göçmen işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi...



 



Yani göçmenler sadece Ege Denizi’nde yaşamlarını yitirmiyor, yaşamak için üç kuruşa çalıştıkları işyerlerinde de yaşamlarını yitiriyorlar...



 



Göçmen işçi ölümlerinin işkollarına göre dağılımına bakarsak:



 





 



Göçmen işçiler emek yoğun sektörlerde çalışırken yaşamlarını yitiriyorlar. İnşaat, tarım, taşımacılık, metal, gemi, belediye... İnşaatta 25 TL, tarlada 10 TL paraya sabahtan akşama çalışmak ve çalıştıkları yerlerde barınmak, yetersiz beslenme...



 



Göçmen işçi ölümlerinin nedenlerine göre dağılımına bakarsak:



 





 



İnşaatlarda yüksekten düşmeler, uygun olmayan taşıma araçlarında yollara savrulmalar, aşırı-yoğun-fazla çalışma ve yaşam koşulları nedeniyle kalp krizleri gibi nedenler öne çıkıyor.



 



Diğer yandan işyerlerinde kayıtsız çalışan göçmen işçiler iş cinayetleri sonrası ya yakınını görmeye geldi ve tesadüfen düştü deniyor ya da cenazeleri sokağa bırakılıyor. Bu konuda basına birçok örnek verebiliriz...



 



Göçmen işçi ölümlerinin şehirlere göre dağılımına bakarsak:



 





 



İstanbul’dan Adana’ya, Elazığ’dan Konya’ya, Şanlıurfa’dan Anyalya’ya göçmen işçi ölümlerine rastlayabiliriz...



 



2016 yılının ilk dokuz ayında tespit edebildiğimiz en az 76 göçmen işçi ölümü 26 şehirde yaşandı: 13 ölüm İstanbul’da; 8 ölüm Konya’da; 6 ölüm Adana’da; 5 ölüm Elazığ’da; 3’er ölüm Bursa, Edirne ve Şanlıurfa’da; 2’şer ölüm Antalya, Aydın, Gaziantep, Hatay, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Kilis, Mardin, Mersin, Sakarya, Samsun ve Sivas’ta; 1’er ölüm ise Aksaray, Ankara, Batman, Denizli, Erzurum, Kocaeli, Rize, Siirt ve Zonguldak’ta…



 



Rapor Güney Kore Göçmen İşçiler Sendikası deneyiminin özetlenmesiyle sona eriyor.



 



Güney Kore Göçmen İşçiler Sendikası – Migrant Trade Union (MTU)



 




G.Kore’de 1980 sonrası neoliberal politikalar doğrultusunda ihracata yönelik sanayileşme hayata geçirildi. Aynı dönemde G.Kore işçi sınıfının mücadelesi sonucu da önemli haklar elde edildi. Bu noktada ücretlerin düşürülmesi amacıyla da göçmen işçilere ülke kapıları açıldı. 



 



Göçmen işçiler kayıtdışı olarak ve 3D diye adlandırılan kirli, tehlikeli ve zor (dirty, dangerous and difficult) işlerde çalıştırılmışlardır. Yine yıllarca süren stajyer sistemi adı verilen; İş Kanunu’ndan yararlandırılmadıkları, sendika-grev-toplu sözleşme haklarının olmadığı ve yerli kayıtdışı işçilerin 1/3’ü oranında ücret aldıkları bir kölelik sistemi yüzbinlerce göçmen işçinin yaşam koşullarını oluşturmuştur. İşte “Güney Kore mucizesi” adı verilen söylemin arka planında bu sömürü koşulları yatmaktadır.



 



Göçmen işçiler üzerindeki baskıyı artıran istihdam yasası üzerine 2003 ve 2004 yıllarında aralıksız 381 gün süren oturma eylemi sonrası fiilen MTU kurulmuştur. MTU’nun amacı eşit koşullarda çalışma ve toplu sözleşmeli, grevli sendika hakkıdır. Ancak MTU’nun kuruluşu için 2005 yılında başvuru yapılmış, yıllarca süren eylemler, tutuklamalar, sınır dışı etmeler ve hukuki süreç sonunda Ağustos 2015’te yılında yasal olarak tanınmıştır.



 



MTU, militan bir işçi sendikası olan Kore Sendikalar Konfederasyonu (KCTU)’ya üye olmuştur. Orta Asyalılar dışında Doğu Avrupa ve Afrika’dan gelen işçiler de yasal statüsüne bakılmaksızın üyedir. 



 



Tabi bu noktada konfederasyon olarak KCTU’nun da göçmen işçilere bakışına değinmek gerekir. KCTU hükümetin 1990’lı yılların başında Orta Asya’dan ilk işçi talebine karşı Koreli işçilerin iş güvencesini ve ücretlerini tehdit edeceği gerekçesiyle karşı çıkmıştır. Ancak göçmen işçilerin mücadeleye katılması ile birlikte KCTU’da güvencesiz işçilerin mücadelesini eksenine almasına paralel olarak göçmen işçi haklarını savunmaya başlamıştır ve bünyesinde bir Göçmen İşçiler Merkezi oluşturmuştur.



 



Bugün yeterli nicel düzeyde olmasa bile (Ağustos 2015’te 1100 üyesi vardı) MTU’nun varlığı, yine KCTU içinde Kore işçi sınıfı mücadelesi içinde yer alması örnek alınması gereken deneyim olarak tarih sahnesindedir...