Kürt TV’lerini Fransa kapattı!

Ulla Jelpke: MED NÛÇE ve Newroz TV Fransa’nın baskısıyla kapatıldı

DÜNYA
Perşembe, 20 Ekim 2016 (9 yıl 6 ay önce)

Fehmi Katar



 



Almanya Federal Sol Parti Meclis Milletvekili Ulla Jelpke, MED NÛÇE ve Newroz TV’nin kapatılmasının Fransa’nın baskısıyla yapıldığını belirtti ve ekledi: “Eutelsat’ın dörtte birine sahip olan Fransa üzerinden MED NÛÇE ve Newroz TV’nin uydudan alınması için baskı yapılıyor.”



 



“1980’lerin ikinci yarısından beri NATO ülkelerinin sınırlar ötesi bir eylem planı ile Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaştıklarını biliyoruz’’ diyen Jelpke, Türkiye’deki darbe girişimini ise Alman hükümetinin Türkiye’deki bütün darbe rejimlerini desteklediğine dikkat çekti. Almanya Federal Sol Parti Meclis Grubu adına Milletvekili Ulla Jelpke sorularımızı yanıtladı.



 



15 Temmuz’daki askeri darbenden girişiminden sonra, Erdoğan’nın darbesi oldu. Nereye gidiyor Türkiye?



Erdoğan diktatörlüğünün inşasına şahit oluyoruz. Fakat yine de bu gelişmelerin başlangıç tarihini 15 Temmuz’muş gibi ele almamalıyız. Zira asıl sivil darbe, Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatı’nın geçersiz olduğunu açıklamasıyla başladı.



 



Sivil darbe, yine Erdoğan’ın AKP’nin tek başına iktidarda kalmayı engelleyen HDP’nin başarısını kabullenmeyip, yeniden seçim yaptırması ile devam etti. 



 



Erdoğan darbesinin önemli etaplarından biri de, AKP, MHP ve CHP’den bir kısım milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırmayı öngören parlamento kararıydı.



 



Başarısız olan 15 Temmuz darbesi, sadece halihazırda bir yıldan beri süren sivil darbeyi hızlandırmaya bahane oldu. Ki, bu darbe girişiminden Erdoğan’ın haberi vardı ve hazırlıkları da vardı.



 



Askeri darbenin başarısız olması, Erdoğan’a 2013 yılına kadar iktidar ortağı olan, devlet iktidarını ele geçirmeye çalışan rakibi Gülen hareketini elimine etme fırsatı verdi. Ama kısa sürede ortaya çıktı ki, Erdoğan OHAL durumundan elde ettiği özel gücü aynı zamanda kendisine muhalif olan herkese, özellikle Kürt Özgürlük Hareketi’nin sivil örgütlerini ortadan kaldırmak için kullanmaya başladı.



 



Onlarca Kürt belediyesine kayyum atandı, binlerce sendikalı öğretmenin görevine son verildi. 20’ye yakın Kürt, Alevi ve solcu televizyon ve radyo yayını kapatıldı. Onları takiben şimdi de Erdoğan’a muhalif olan HDP ve DBP’liler toplu tutuklamalara maruz bırakılıyor.



 



DBP’li belediyelere atanan kayyumların öldürülmesini nasıl yorumluyorsunuz?



Bu durum, sürecin nereye gittiğini gösteriyor. Bunun sorumlusu her türlü sivil muhalefeti susturmaya çalışan AKP Hükümeti'dir.



 



Alman Hükümeti'nin darbeye karşı durduğu yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?



Almanya en az 100 yıldır Türkiye ile stratejik bir ortaklık içinde. Bu ortaklık, Ankara, Bonn ve Berlin’de hükümeti kimin yönettiğinden bağımsız olarak devam ediyor. Alman Hükümeti daha önce de, hem darbeye uğrayan hükümetlerle ortaklık yaptı, hem de 1960, 1971, 1980 ve 1997 darbe ve darbe rejimlerini destekledi. 



 



Almanya, her zaman ekonomik ve askeri çıkarlarını esas aldı. Geçen yıl Türkiye ve Avrupa Birliği arasında yapılan mülteci anlaşmasıyla birlikte Berlin, Erdoğan rejimine ek bir bağımlılık geliştirdi.



 



Alman Hükümeti, gazeteciler toplu şekilde tutuklanıp, medya organları kapatıldığında, Cizre ve Nusaybin gibi Kürt kentleri yerle bir edildiğinde ve siviller, güvenlik görevleri tarafından diri diri yakılırken hep sustu.



 



Bunların hepsi, yine de Alman Hükümeti'nin Erdoğan’dan memnun olduğu anlamına gelmiyor. En azından Alman hükümetinin bir kısmının Erdoğan rejimiyle hoşnutsuzluğunu, Sol Parti'nin verdiği bir soru önergesine, Türkiye’nin İslamcı teröristlerin aksiyon platformu haline geldiğini söyleyen gizli ibareli cevap ile ortaya çıktı. Alman Hükümeti de ABD yönetimi gibi megaloman ve kontrolsüz bir 'sultan'ın olmadığı bir AKP Hükümeti'ni tercih ediyor.



 



Berlin yönetiminin Gülencilerle ilişkisi var mı?



Evet, Alman Hükümeti Gülen grubuyla hala ilişki içinde ve onların Almanya’ya gelen kadrolarını destekliyor.



 



Sizce darbe girişimin arkasında kim var?



Görünüşe göre darbenin arkasında Gülen hareketi ve NATO’ya özel yakınlığı olan bir grup var.



 



Eğer darbe başarılı olsaydı ne olurdu?



15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı, hem Alman Hükümeti hem de ABD kesinlikle kısa bir göstermelik kınamadan sonra darbecilerle ortaklık yapmaya gidecekti. Ama darbe başarısız olduğu için Alman Hükümeti şimdi de Erdoğan ile devam etmek zorunda. Türk devletinin kurumlarındaki toplu temizlik bir taraftan Alman hükümetini endişelendiriyor. Ama şimdiye kadar Kürt ve Alevi televizyonlarının kapatılması, belediyelere zorla el konulması ile ilgili bir eleştiri yapılmıyor.



 



Neden?



Bana göre Alman Hükümeti için Kürtlerin durumu önem teşkil etmiyor. Hatta devlet içindeki Gülen ağını korumak istiyor.



 



Muhalif medya üzerinde olağanüstü bir baskı var, Kürt illerindeki belediyelere kayyum atılıyor, sendikalı sol ve Kürt öğretmenler ihraç ediliyor… İnsan haklarına karşın bugüne kadar Türkiye’ye uluslararası camia tarafından hiçbir yaptırım yok. Siz bunu neye bağlıyorsunuz?



Alman dış politikası, bütün kapitalist ülkelerin dış politikası gibi ekonomik, askeri ve jeopolitik stratejik amaçlarla belirleniyor. Eğer demokrasi ve insan haklarından bahsediyorsa, bu diğer gizli amaçlarını kamuflaj etmek içindir. Rusya, NATO ülkeleri için dünya politikasında bir rakip. Bunun için de Rusya’ya, Suriye’ye ve batıya karşı koyan diğer ülke ve rejimlere yaptırım uygulanıyor. Ama Erdoğan yönetimindeki, Türkiye Batı'nın bir ortağı ve bir NATO ülkesi. Bundan dolayı Alman Hükümeti Kürt veya muhalif kesiminin yaşadıklarına bakmaz. Eğer bir iç savaş durumu yaşanırsa, oradaki Alman yatırımları ve enerji arz yolları tehlikeye girmiş olur, yeni bir mülteci akını riski çıkar. İşte Almanları çıkarları endişelendirir. Alman Hükümeti Erdoğan’a dikkatli eleştiriler yaparken de bunun için yapıyor. Yoksa insan hakları umurlarında değil.



 



Son zamanlarda Kürt aktivistlerine ve medyasına Avrupa’da da baskılar arttı. Halihazırda Alman cezaevlerinde çok sayıda Kürt siyasetçi yatıyor. Şimdi de Eutelsat uydu şirketi MED NÛÇE ve Newroz TV’yi kapattı. Erdoğan rejimin baskılarının gizli anlaşmalarla Avrupa’ya da yaşanacağı kaygıları var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?



Bu yeni bir şey değil; mülteci anlaşmalarıyla da başlamış değil. Ben AB’nin daha önce ROJ TV’ye karşı takındığı tavrı hatırlıyorum. Birçok ülkede ROJ TV’ye karşı polis baskıları yapıldı, davalar açıldı ve o zaman da bu kanal Eutelsat tarafından kapatılmıştı. O anlaşmanın arka planında NATO içindeki bir anlaşma vardı. Türkiye, o zaman dönemin Danimarka Başbakanı Lars Loke Rasmussen’nin NATO Genel Sekreterliği’ne itiraz etmesin diye, 2009 yılında yapılan NATO toplantısında onay lisansı Danimarka’da olan ROJ TV’nin kapatılması için kararı çıkarıldı.



 



SPD’li İçişleri Bakanı Otto Schily tarafından 2005 yılında uygulanan Özgür Politika yasağını da hatırlıyorum. Bu yasak yargı makamları tarafından düşürüldü. Düzenli aralıklarla Kürt Özgürlük Hareketine karşı kararlaştırılan ortak yaptırımların hedefinde hep bağış toplanılması ve Kürt televizyonları oldu.



 



Biz 1980’lerin ikinci yarısından beri NATO ülkelerinin sınırlar ötesi bir eylem planı ile Kürt Özgürlük Hareketine karşı savaştıklarını biliyoruz.



 



Eutelsat’ın dile getirdiği, Türkiye’deki yatırımlarından dolayı, Türk devletinin istedikleri gözönünde bulundurmak zorunda kaldıkları söylemi sizce ne kadar samimi?



Bu söylem kesinlikle koca bir yalandır. Uydu firmaları o kadar manipüle edilmiş ki, Türk TV kanalları da öyle istedikleri zaman uydu değiştiremiyorlar. Eutelsat burada kimseyi dikkate almak zorunda değil. Bana göre bu daha çok Eutelsat’ın dörtte birine sahip olan Fransa devleti üzerinden MED NÛÇE ve Newroz TV’nin uydudan alınması için baskı yapılıyor.



 



SPD Dış İlişkiler Sözcüsü Niels Annen, Türkiye’yi kızdırmamak için PYD ile ilişkilerini en alt seviyeye indireceklerini söylediler. Kürtlere özyönetimlerinden bahsederken de daha yüksek sesle ilan etmemelerini tembihlemişti. Sizce bu ne anlama geliyor?



Almanya’nın Dışilişkiler Bakanlığı’nın PYD ile geçen yıllarda düzenli bir ilişkisi vardı, ama bu çok resmi ve üst düzeyde değildi. Fakat bu hiçbir zaman Türkiye’yi kızdırmak için deklare edilmedi. Ben sayın Annen’nin Rojava’daki Kürtleri, özerkliklerinden yüksek sesle bahsedilmemesi konusunda tembih etmesini neokolonyal kibir olarak değerlendiriyorum.



 



Alman hükümeti Rojava ve PYD’ye yaklaşımı nasıl?



Suriye’nin geleceğinin nasıl olacağı, Suriye’deki halkların nasıl yaşayacağı, merkezi mi yoksa federasyon mu... buna karar verecek olan sadece ve sadece Suriye’deki halklardır.  



 



Alman Hükümeti Rojava ile ilgili bir ikilem yaşıyor; bir taraftan YPG milislerini destekleyen ABD’ye olan bağından dolayı karşı koyamıyor ama diğer yandan Türkiye’nin isteklerini dikkate alıp YPG’yi terörist ilan etmek istiyor. Alman Hükümeti'nin kendisi bizim verdiğimiz soru önergelerine sıkça verdiği cevapta, YPG ve PYD’yi PKK’nin Suriye’deki şubeleri olduğunu, ama ABD ile çelişmemek için onların Almanya’da terörist olarak tanınmayacağını söyledi. Nihayetinde Alman Hükümeti de, ABD hükümeti de YPG’yi DAİŞ’e karşı savaşan ucuz askerler olarak görüyor. Onlara göre Kürtler ve müttefikleri karşılığında hiçbir özyönetim hakkı elde etmeden onların kirli işlerini yapmalı. 



 



Bu tabii ki inanılmaz iğrenç bir durum.



 



Yeni Özgür Politika