Sürekli kontrol altında olduğu duygusuna hapsedilmiş, denetim ve yönlendirilmenin araçlarıyla kuşatılmış bir yaşam...
Kurulu sistemin, başta düşünme yetisi olmak üzere insanın bütün uzuvlarını teslim alışını örnekleyen bir kitap ‘Fahrenheit 451’(1) Donuklaştırılan duyargaların, hislerin çarpıcı anlatımı. Roman kahramanı Montag bir itfaiyeci, işi kitap yakmak! Toplanan istihbaratı ve kendilerine gelen ihbarları değerlendirip, hortumlardan gazyağı püskürterek zararlı görülen kitap yığınlarını küle çevirmekteler.
Bu öylesine tutkuyla yapılan bir iş ki, kendi ilişki sistematiği içerisinde ortaya bir insan posası çıkarır. Sürekli kontrol altında olduğu duygusuna hapsedilmiş, sosyal, kültürel ve düşünsel olarak denetim ve yönlendirilmenin araçlarıyla kuşatılmış bir yaşam biçimi. Çevrede olup bitenlere kulakları kapatılan, farklı bütün renk, koku ve seslere yabancılaştırılan bir kimlik. Her gün yürüdüğü sokaktaki ağaçların, çiçeklerin güzelliklerinin insanda uyandırdığı duygulara bile uzak kalınır. Ta ki bir iş çıkışı sokakta karşılaştığı genç kızın; “Yaktığın kitapları hiç okuduğun olur mu?” sorusuna kadar. Okumaz çünkü “bu yasaya aykırıdır”!
Tıpkı bir işçinin patrona mutlak boyun eğmesini içeren “iş yasaları” gibi: “İşveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir” tanımı yapılır.
Kişiyi fiziken ve ruhen teslim alan “işyeri”, işçinin bütün yaşamındaki hareket seyrini ipotek altına alır. Her şey “işyeri ve işin gerekleri”ne bağlıdır. Bu gerekleri yerine getirme zorunluluğu, ücretli köleliğin zincirlerini elinde bulunduran patronların keyfi belirlemelerinin de önünü açtığı için, onun zinciri çektiği yer işçinin de sınırlarını belirler.
Burada öyle bir sistem oturtulmuştur ki, patron ve koyduğu kurallar görünmezdir. Onun, senin başında beklemesi gerekmez. Kurduğu üretim sistemi ve temposu işler. Bu temponun belirlenmesini çoğu zaman üretimin artırılması temelinde işçilerin “gönüllülüğü”ne bırakır.
İşçinin kendisinin koruyucusu ve kollayıcısı olduğunu düşündüğü yasalar, burjuvazinin elinde ücretli köleliği meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılıyor. Egemenlerin yasalara dayanarak uyguladığı yaptırımlar, işçi ve emekçilerin karşısında görünmez bir denetim ve korku duvarı. Bu duvarın sınırlarını zorladıkça…
İtfaiyeci artık kitapların içerisinde neler yazdığını merak etmeye başlar. Gencin Montag’a sorduğu değişik sorular, onun küçük olgulara bile gözlerinin ne kadar kapalı olduğunu gösterir. Gelen sorular üzerinden ilgi alanına giren farklı şeyler, onun için bir değişimin başlangıcı olur. Fakat üzerinde, bunları düşünmenin suç olduğu baskılanmasının yarattığı bir gerilim vardır.
Kütüphanesini yaktıkları bir adamı “tımarhaneye” kapatırlar. Montag onun deli olmadığını söyler. İtfaiye şefi Beatty, “Devleti ve bizi kandırabileceğini düşünen herhangi bir kimse delidir” der. Montag son yangında bir kitabın tek bir satırına göz attığını hatırlar. Kendi çabasıyla küçük bir bilgi kırıntısı dahi olsa ona ulaşmanın hazzını duyar.
Alarm verilir, gelen bir ihbar üzerinden taarruza geçerler. Gittikleri evde yaşlı bir kadınla karşılaşırlar. Bütün itirazlarına rağmen saklanan kitapları bulup ortaya sererler. Kitaplara gazyağı püskürtürler. Gözüne çarpan satırları okuyan Montag bununla yetinmeyip daha fazlasını ister. Dayanamayıp bir kitabı elbisesinin içine saklar. “Her şeyi eli yaptı; eli, kendine ait bir beyinle, vicdanla, herbir titreyen parmağında merakla, hırsızlık yapıyordu… bir sihirbaz marifetiyle boş çıktı! Masumum! Bak!” Kitaplarının imha edilmesine izin vermeyen kadın onlarla birlikte yanmayı yeğler.
Artık Montag açısından iç sorgulama derinleşir, yaptıklarını ve bağımlılık ilişkisini masaya yatırır. Akşam evine döndüğünde, benliğini gün içerisinde olanların muhasebesi sarar. Yaşadıklarını eşine anlatmaya çalışır. Televizyon programları, uyku hapları, dedikodu sohbetlerinin uyuşturduğu bir beyinle karşılaşır.
Oturma odasının dört duvarı televizyon ekranı olarak düzenlenmiştir. Buradan sürekli spor karşılaşmaları, müzik programları, diziler izlenir. “Duvarlardan ses fırtınaları kopuyordu. Müzik öylesine yüksek volümle üzerlerine akın etmişti ki, kemikleri iliklerine kadar sallanmıştı; Montag çenesinin titrediğini, gözlerinin kafasının içinde yalpa vurduğunu hissetti. Beyin sarsıntının kurbanıydı. Bittiğinde uçurumda yuvarlanmış biri gibi hissetti kendini.” Mildred için o programlarda yer alanlar ailesi misyonunu yüklenirler. Onlarla o kadar iç içe geçmiştir ki hastalanan eşinin durumundan daha fazla ilgi görürler.
Montag kendisine farklı şeylerden bahseden, ufkunu zorlayan Clarisse’nin bir araba çarpmasıyla öldürüldüğünü öğrenir. İşe gitmek istemez. Sabah itfaiye şefi gelir. Gece Montag’ın yaşadığı iç muhasebeyi, aklından geçenleri anlatır. Genç kıza dair kendilerinde kayıtlı olan bilgilerden bahseder. Yaptıkları işin mantığını, bir sistemin nasıl işlediğini kafalarda canlandıran konuşmalar yapar.
“İnsanlar devlet üzerine endişelenmesin… onlara ‘yarışmalar’ düzenle… Onları patlamalarına ‘neden olmayacak’ bilgilerle doldur.” Montag yangından kurtarabildiği kitabı yastığın altına saklamıştır. “Doğal bir hata yalnızca bir merak. Aşırı kaygılanmaz, kızmayız. İtfaiyecinin kitabı 24 saat saklamasına izin veririz. Eğer bu sürede yakmayacak olursa, biz gelir onun için yakarız.” Kurulu sistem şahsında itfaiyeci şefinin söyledikleri, televizyon spikerinin anlattıkları, eşinin haykırışları dört bir taraftan Montag’ın üzerine gelir.
Yüzbaşı gider. İtfaiyeci bir daha bu işi yapmayacağına karar verir. Kalkar teker teker çatı aralığında saklı olan kitapları indirmeye başlar. Mildred şaşırarak onları yakmak ister. Montag onu ikna eder. Kitapları okumaya başlarlar.
“Kapının altından, hafif bir koklama sesi, elektrik buharının soluğu geliyordu.” Evdekileri tedirgin eden bu olay “mekanik tazı” tarafından gerçekleştirilir. Mekanik tazı; ‘yasak kitapların okunduğu, saklandığı yerleri tespit etmek için kullanılan elektronik bir araç’tır.

Panoptikon (2) bugün, sadece yasalarda tanımlanmış yasaklar, bu yasakları çiğneyenlerin cezalandırılma yöntemleri ve bugün uygulamada olan cezaevi modelleri ile sınırlı olmayan genişliğe ve etki alanına sahiptir. Bütün toplumun ve onun içerisinde insanlar arası ilişkilerin “gözönünde” olması, gözetlenmesi, insanların sistemin ihtiyaçları temelinde, sosyal, siyasal ve kültürel olarak denetlenip yönlendirilmesi, bugünkü teknolojik gelişimin kullanımıyla korkunç boyutlar almıştır.
Panoptikon mantığının fiili olarak yaşama geçirildiği F tiplerinde tutsaklar direniş ekseninde kendi aralarındaki iletişimin yöntem ve biçimlerini geliştirebildilerse, denetimden geçen mektuplarla dışarıyla ilişkilerinde hem kendilerini hem mektupların ulaştığı insanları soluklandırabildilerse ve ‘Damlada Okyanus’ (3), ‘19 Aralık’ gibi bir kitabın yaratıcısı oldularsa panaptikonun etkisi sınırlanabildi demektir.
Montag “gelecekte araştırılacaklar” dosyasından eskiden kendisi gibi itfaiyede çalışmış sonra kaçıp tek başına yaşamaya başlamış yaşlı Faber’in ismini bularak ona ulaşır. Birbirlerine güven veren ikili, bir yanda deneyim, bilgi ve birikim diğer yanda itfaiye ile simgelenen sisteme karşı mücadele etmenin gerekliliğini kavramış olarak, geliştirdikleri araç ve yöntemlerle bir savaşımın startını verirler. Faber: “Aradığın şeyler … dünyada, fakat onların yüzde doksan dokuzunu görmenin yolu kitaplardan geçer. ”
Bu bilim-kurgu romanı 1953’te yazılmış. Yazarı Ray Bradbury. Roman sistem tarafından kuşatılmanın, gözönünde tutulmanın, daralan çemberin sınırlarını zorlamanın, akıcı bir anlatımla kurgulanıp irdelenmesi açısından iyi bir örnek.
1- Kitapların yanıp tutuştuğu ısı derecesidir.
2- Jeremy Bentham tarafından Yunanca Pan (her şey) ve Optikos (görmek için) anlamına gelen iki sözcükten türetilmiştir. Bu kişi tarafından 17. yüzyılda ortaya konulan cezaevi tasarımı, 1787’den itibaren yazdığı mektuplarda; “Bina dairesel olacak. Çember boyunca, tutukluların odaları bulunacak. Odalar, tutukluların, birbirleriyle iletişim kuramayacakları gibi yalıtılacak. Gardiyan odası tam merkezde. Hücreler gece-gündüz aydınlatılacak ki gardiyan, asgari çaba göstererek bütün bir katı gözleyebilsin. Gardiyan odasının pencereleri, içeriyi göstermeyecek şekilde yapılmalı. Tutuklu, kuralları çiğnemek suçlamasıyla birkaç kez cezalandırıldıktan sonra, her an gözetlendiğini varsaymayı öğrenecektir. Odasından her bir hücreye, ince teneke borular uzanacak. Zorunlu çalışmaya tabi tutulan tutuklular, bu sırada denetim merkezinden gerekli talimatları alabilecekler.” biçiminde anlatılıyor.
3- Şubat Basım Yayım tarafından F tipi hücrelerde devrimci tutsakların bir birlerine, ailelerine, arkadaşlarına yazdıkları mektuplardan derlenerek çıkartılmış bir kitap.