Reklam gurusundan inciler

Benotton'un ırkçılık, AIDS vb. konulu reklamlarıyla adını duyuran Toscani İstanbul'da. O tam bir sosyal çakal

GÜNCEL
Cuma, 1 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)

Benetton, Esprit, Valentino, Chanel, Fiorucci ve Prenatal gibi markalarının kurumsal imaj, kimlik ve iletişim stratejisini yürüten Oliviero Toscani, "Perakende Günleri" kapsamında İstanbul'da... Toscani bugüne kadar Cannes'de 4 kez Lions d'OR ödülü, Unesco, Milan Art Director's Club ödüllerini aldı; yanı sıra New York, Tokyo ve Berlin'de de ödüller aldı.


Benetton yeni kampanyasını Paris'te başlattı. Kampanyanın başlığı Hayat İçin Gıda. O başlık altında yine dünyanın 'alt' kısmından görüntüler çıkıyor karşınıza. Yeni gözde elbette Afganistan. Eve dönüş için gıda gerekiyor. Niye, Afganlı çocuk bir yanda Taliban'dan kaçıyor, öte yanda ABD bombalarından... Çocuk dönemiyor evine, çünkü ekmek yok. Kadınların yüzü kapalı (yine Taliban meselesi). Yerle yeksan olmuş memleketin yeniden kurulması için onlara iş düşüyor, çalışacaklar... Onlara da gıda lazım, erzak lazım. Sierra Leone'de iç savaşın cephanesi yoksul ailelerden gasbedilip silahlandırılan çocuklar. Ortalama yaşam süresi 26 yıl. İç savaşta ölmüyorsa insan, açlıktan ölüyor. Liberya'da da öyle. Açlık var dünyada, savaş var, şiddet var. Benetton modern dünyanın metropollerini bu türden afişlerle donatıyor, Yaşam İçin Gıda diye haykırıyor yüzümüze. Bu kez kampanyadaki imza Oliviero Toscani değil, bir başka ünlü fotoğrafçı James Mollison. Demek ki reklam yoluyla vicdan çağrısı Toscani'nin icadı değil. Dün o, bugün Mollison, yarın Allison falan. Majestelerinin muhalefeti eskidiği gibi, reklam sözü de eskidi. Batı'da artık onun adı pazarlama iletişimi. Malum, iletişim çağındayız ya, her şeyin kendine göre iletişimi var. Ve bu olmazsa olmaz. Reklam için 'tüketiciye verilen rüşvet' denir. Eğlendireceksin onu, mutluluk vaat edeceksin. Şimdi arada bir de 'vicdan' diyeceksin.
Unutmadan, Yaşam İçin Gıda kampanyası için 15 milyon euro ayırmış Benetton. Ne için?
Zeki Coşkun/Radikal - 28.02.03
Toscani kapitalist reklam endüstrisinin tam ortasında ve hatta tepesinde, bu endüstriye hiçbir özeleştirellik taşımayan eleştirileriyle tanınıyor. Kısaca tam bir majestelerinin muhalefeti durumu...

Toscani ve Benotton adlarını birlikte duyurdular. Nitekim giyim firması Benetton büyük patlamasını 1990'lı yıllarda Toscani'nin imza attığı görsel yönü merkezde olan reklam kampanyasıyla gerçekleştirdi. Toscani'nin ırkçılık, AIDS gibi konuları işlediği reklam kampanyası, firmanın imajını yükseltti.

Toscani(ler) halkların kardeşliğini mi savunuyor? Tabii ki hayır, bir kazak ya da atkıyı ben aslında hayat tarzı pazarlıyorum kılıfı içinde piyasaya sunuyor.

"Zaafınız milliyetçilik"

Türkiye’nin zaafının çok milliyetçi olması olduğunu ve bu nedenle kaybettiğini vurgulayan Toscani, şunları söyledi:
Kendiniz olun ama bu kadar ulusalcı olmayı bırakmalısınız. Sadece tek bir ülkeye aitmişsiniz gibi hissetmeyin. Biraz fazla milliyetçisiniz, her yerde bayrak var. Türkiye dışarda çok tanınmıyor. Kimse film yıldızlarınızı, sanatçılarınızı bilmiyor. Bunu da sadece Türkiye hakkında konuşmaya devam ederek geliştiremezsiniz. Her ülkede zeki ve aptal insan vardır. Türk pasaportunuz var diye kesin salak ya da akıllsınız diyemem. Ben bireysel olarak bakarım. İnsanlığı, ülkeler oluşturuyor ama ülkeler arasında da ayrım yapılıyor. Tek bir ırk var, o da insan ırkıdır. Diğeri de insan olmayan ırk. Siyasiler bu ırktan. İnsan dışı ırka ait olmak istiyorsanız politikacılar gibi olun. Politikacılar olmasaydı, mükemmel bir toplumda yaşıyor olurduk. Ama yine de politikacılara ihtiyaç var. Hiçbir şey yapmama konusunda mükemmele eriştiğinizde iyi bir politikacı olabilirsiniz.

* * *


Toscani Türkçe'ye de çevrilen "Reklam Bize Sırıtan Bir Leştir" adlı kitabında reklamın bir insanlık suçu gibi yargılanması gerektiğini savunuyor. Reklamın suçlarını da şöyle sıralıyor:

• Dev boyutlu paraları boşa harcama suçu.
• Toplumsal yararsızlık suçu.
• Yalancılık suçu.
• Akla karşı işlenen suçlar.
• Saçma ve boş şeylere tapındırma suçu.
• Dışlama ve ırkçılık suçu.
• Sivil barışa karşı işlenen suç.
• Dile karşı işlenen suç.
• Yaratıcılığa karşı işlenen suç.
• Yağma suçu.

* * *


Verdiği röportajlardan:

Benetton için 18 yıl boyunca savaştım. Para kazandıkları için beğenmedikleri şeyleri de kabul ettiler. Onlar herkes gibi ürünlerini Naomi Campbell giysin istedi. Siz AIDS, açlık ya da ırkçılığın onların umurlarında olduğunu mu sanıyorsunuz? Colors dergisini yaptığımda, mağazalarında dergiyi bulundurmadılar bile.

Eğer soru yoksa, ilginç değil demektir. İlginç değilse de iyi değil demektir. İyi olmayan bir şeyi de yapmanın anlamı yok. İletişim, bana göre mesaj vermek. Mesaj veremiyorsanız yaptığınız işin de anlamı yok.

Herkes kabul edilmek, beğenilmek, güzel görünmek için çabalayıp duruyor. Genç kızlar birilerine benzemeye çalışıyor. Ne kadar aptallar. Kabul edilmeye çalışmak en sıkıcı şey. Benim işimi beğenmeyen beğenmez, bana ne. Ben, bana yapılan bütün kritikleri dinlerim. Bir kritik olmazsa o zaman üzülürüm işte. Provokasyonun kötü bir şey olduğu söylenir. Yeni bir fikri, yeni bir vizyonu kışkırtmak... Kışkırtırsanız ilerlersiniz.

SOSYAL ÇAKAL ULUMASI
“Şirketlerin kurumsal sosyal sorumluğu” sahtekarlığı ise ilk kez 80′li yıllarda emperyalist ülke ve tekellerde gündeme gelmekle birlikte, 90′lı yılların ikinci yarısından itibaren Dünya Bankası, OECD, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği gibi emperyalist kurumlar tarafından, bağımlı ülke kapitalistleri için de zorunlu tutulmaya başlandı. Şirketlerin “kurumsal sosyal sorumluluğu”, kısaca, büyük patronların ve para babalarının geleneksel “hayır, sevap, imaj işleri”nin, daha kurumsal, stratejik ve sermaye açısından çok işlevli bir temelde organizasyonudur. Kültür, sanat, spor, çevre, hayır işleri organizasyonlarına şirket ve marka sponsorluğundan başlayıp çok geniş bir “stratejik imaj” yelpazesine yayılır.

Kapitalizmin “sosyal” sahtekarlığında bir patlama yaşanması ve bunu “evrensel sahtekarlık standardı” olarak benimsemek zorunda kalması, dünya çapında tekellerin ve neoliberalizmin pervasızlığına, her düzeydeki yıkıcılığına ve tahribatına karşı tepkilerin yığınsallaşması sonucu gündeme gelmiştir.

İşbirlikçi burjuvazinin koçbaşı-I