İnşaat İş Sendikasıyla dayanışma etkinliği yapıldı
İnşaat İş Sendikasıyla dayanışma etkinliği Uğur Mumcu Kültür Merkezi’nde saat 20:00’de gecikmeli olarak başladı. Etkinliğe Alınteri, Partizan, Kaldıraç okurları, İnşaat İşçileri Sendikası'na üye işçiler, 10 Ekim’de Ankara Katliamında hayatını kaybeden yöneticilerin, üyelerin aileleri, dostları da katıldı. Etkinliğin yapılacağı salon girişinde Alınteri ve İnşaat-İş ve Partizan standları açıldı.
Etkinlik sunuculuğu İnşaat-İş üyesi ve Alınteri okurlarından genç bir kadın arkadaş yaptı. Sunucu arkadaş konuşmasına Yürümek şiirini okuyarak başladı:
Sevgili dostlar,
Devrim’le özdeşleşmiş Ekim’in bağrına aktı kanları… Kürt halkının on yıllardır yaşadığı zulüm- baskı son bulsun, en temel demokratik hakları kabul edilsin diye çıkmışlardı yola. Onun 'barış' haykırışına güç vermek için… Halkların gerçek kardeşliğinin ve asıl barışın Ekim’in diliyle geleceğini düşünenler de vardı aralarında; sadece insani duyarlılıklarıyla-erdemleriyle yola çıkanlar da… 'Ben insanım' diyenler de…
10 Ekim 2015’te onlarca yıllık kirli savaşa, inkâra, baskı ve zulme karşı; Türkiye’nin her yerinden yola çıkıp Ankara’da buluşmuşlardı.
Yanı başlarında yaşanan zulme daha fazla seyirci kalamayanların toplandığı adresti Ankara GAR’ı…
O bombalar bu anlamların ortasında patlatıldı… Komünistleri, devrimcileri, yurtseverleri, en azından halen “insanım” demenin ne anlama geldiğini bilenleri hedefliyorlardı.
Patladıkları yerde yeni Ekim’leri doğuracak 101 karanfil olup yaşamı haykırdılar...
Sendikamız altı üye ve yöneticisini bu saldırıda ölümsüzlüğe uğurladı. Onların acıları asla kapanmayacak derinlikte, öfkemizse sınırsız!
Onlara veda etmiyoruz: canlarını, kanlarını koydukları bu yolda, yine, yeniden görüşeceğiz diyoruz.
Ve and olsun ki: asla unutmayacağız, asla bağışlamayacağız!

10 Ekim’de katledilen üyelerimiz şahsında emeğin kurtuluşu ve halkların kardeşliği kavgasında kaybettiğimiz tüm kızıl karanfillerimiz adına bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.
Saygı duruşunun ardından sözü İnşaat İşçileri Sendikası Başkanı Mustafa Adnan Akyol aldı. Konuşmasına, “Bizler sıvacılar, boyacılar, duvarcılar, mermerciler olarak örgütlenmek için bir araya geldiğimizde Türkiye işçi sınıfının en örgütsüz bölümüydük” diyerek başlayan Mustafa Akyol, sendikanın kuruluşundan bugüne gelene kadar yaşadıkları ve geçtikleri zorlu yolları özetledi. İşçi sınıfı için yol açıcı olmaya çalıştıklarını dile getirdi.
Akyol konuşmasının devamında ilk örgütlenme fikrinin Safir direnişi sırasında filizlendiğine değindi. “Her seferinde kolumuzu, bacağımızı kırdılar ama işçi sınıfının onurunu onlar karşısında eğmemek için sınıfın diliyle konuşmaktan; sınıfının onurunu onlar karşısında eğmemek için sınıfın diliyle konuşmaktan taviz vermedik” diyerek çalıştıkları cehennemi koşullardan söz etti. Konuşmasının devamında şunları söyledi:

İnşaat-İş'in temelleri Serdarlar, Tekinler, Erollar ve daha birçokları gibi, işçi sınıfının seçkin evladı tarafından atılmış ve onların sınıf bilinci ve duruşuyla karılmış İnşaat-İş işçi sınıfının bayrağını her yerde dalgalandıracak.
Mütevazi adımlarımızın, derinleşen örgütlenme ağımızla birleşerek tarihte hak ettiği yeri alacağına olan inancımız ilk günkü kadar taze ve berraktır. Sendikamız bir sınıf sendikası olma iddiasıyla yola çıktı. O zaman nerede bir zulüm varsa hangi toplum nerede eziliyor, sömürülüyor, yok sayılıyorsa işçi sınıfının karakteri gereği onların yanında yer almalıdır düsturuyla kurulduğumuz günden beri mazlum Kürt halkının yanında olmaya, ezilen kadınlarımıza sırtımızı dönmemeye, geleceğimiz olan gençlerimizin hayallerini ötelememeye özen gösterdik.
Kobanê’yi direniş kalesine çevirenlerle attı yüreğimiz, Cizre’de diri diri yakılanlarla da, işsizlikten, açlıktan, sefaletten, baskı ve zulümden payını alan herkesin sesini kendi sesimiz, acısını öfkesini kendi acımız, öfkeniz kılmaya çalıştık. Sınıf sendikacılığı anlayışını biz böyle kavradık. Buna göre adımlar attık, bu adımlarımızı büyüteceğiz.
Kürt halkının barış çığlıklarını haykırmak için gittimiz Ankara’da canice patlayan o bombalarla sendikamızın ruhunu, aklını, yüreğini temsil eden altı arkadaşımızı, üyemizi, yönetimizi kaybettik. Onların acısını yüreğimizde hançer gibi taşıyoruz. Onların acısını şantiyelerde, sokaklarda direniş dilimizi güçlendirerek güçlü bir dinamiğe dönüştürmeye çalışıyoruz. Hayallarini biliyoruz. O hayalleri Türkiye işçi sınıfının kalbine yazıncaya kadar tüm benliğimizle çalışacağımızı buradan bir kez daha yineliyoruz!
Mustafa Akyol’un konuşmasının ardından İnşaat İş Sendikası’nın ilk kurulduğu günden beri şantiyelerde direnişlerini anlatan, Tekin abinin gür sesiyle haykırdığı sahnelerin yer aldığı, polis barikatlarında nasıl mücadele ettikleri ve her seferinde nasıl başardıklarını, Kobanê için yaptıkları kampanyanın da yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon gösterimi sırasında Tekin abinin sesi, Maviş'in sloganları, İsmail Kızlçay'ın, Erol’un, Gazi Gürel’in cenaze törenlerinden kopup katılımcılara ulaştı.
İsmail Kızılçay yoldaşın eşi Serpil Kızılçay’ın dayanışma etkinliğine gönderdiği mesajı okudu:
Şimdi sizlerle birlikte orada olmak vardı. Onların adlarını haykırarak, 'Onlar ölmediler...' diye hep birlikte haykırmak vardı. Tam bir sene oldu, biz aynı acıyla ayakta kalmaya çalışıyoruz. Birbirimizi görmeden, tanımadan, kalplerimize dokunup birlikte yaşıyoruz. Sizlerle olamadığım için çok üzgünüm, emeği geçen her arkadaşa teşekkür ediyorum. Biz oldukça onlar bizimle varolacak! Eğer onları unutursak aklımız kurusun!
Serpil Kızılçay’ın mesajından sonra, ezgileriyle salonun coşkusunu ateşleyen Grup İsyan Ateşi geldi.
Ardından, inşaat işkolunu o devasa şantiyelerde ter akıtan genç bir işçiden dinledik. Yüzlerce kilometre uzaktan gelip her tarafı şantiyeye dönüştürülerek yağmaya açılmış bu kentte bir prestij projesinde çalışan arkadaşımız, o devasa yapıların nasıl bir sömürü üzerinden yükseldiğini genç inşaat işçisi Özer kendi deneyimleriyle aktardı.

İki haftadır, işten çıkarılan bir çok arkadaşımızın haklarını alabilmek için alanlarda mücadele ediyoruz. Hiçbir gelecek öngörülmeden işten çıkarılan arkadaşlarımız var. Ben de geçmişte mücadelenin içinden gelen biri olarak ilk başlarda bu haksızlığa sesimi çıkardığım için ilk işten çıkarılan oldum. Daha sonra Mustafa Başkan ile tanıştım, bize destek sunarak ne yapmak istediğimizi sordu, şu anda direnişimiz sürüyor; haklıyız kazanacağız.
Çünkü korkuyorlar, biz korktuklarını söylemlerinden, davranışlarından fark ediyoruz. Her alanda üreten biziz, ama en kötü şartlarda yaşayan da biziz. En doğal olan en güzel alanlarda yaşama hakkımızı işçiler, emekçiler olarak istiyoruz. Bu arada sizlere de sitem etmek istiyorum. Toplum olarak unutkan olduk, dünümüzü, şehitlerimizi, ölen işçi arkadaşlarımızı unutuyoruz. Onları yaşatmak için sokaklarda olmak gerekiyor başka türlü kazanmamız mümkün değil. Lenin'den bir alıntıyla söylersek: Çünkü bir gün bu dünya işçilerin ve emekçilerin elleriyle gelecektir.
Ardından Emaar şantiyesinde ter akıtan arkadaşlarımızdan Tezcan sahneye geldi. İş cinayetinde hayatını kaybeden Mehmet Karaduman’la aynı yerde çalışıyordu Tezcan. Her türlü kuralsızlığın kural olduğu bu sektörde işçi olmayı deneyimleriyle aktardı:
Emaar şantiyesi’nde çalıştım ve İnşaat-İş'le bir kaza nedeniyle tanıştım. Gördüğüm ve tanık olduğum şey niceliğin değil niteliğin önemli olduğuydu. Kelle sayısı değil duruşun ve kararlı oluşun önemli olduğunu farkettim. Emaar Şantiyesindeki direnişlerde işçilerle karar alınması ve uygulanmaya başladıktan kısa süre sonra sonucun kazanımla elde edilmesinin önemli olduğunu gördüm. Mustafa Başkan ve Yunus arkadaşla birlikte bir şeyin temelini attığımızı düşünüyorum. Çok çabuk karar alıp sonuca gitme gibi bir pratik sergileniyor. Kararı işçiler alıyor ve akabinde sendikayla birlikte uygulamaya gidiliyor.
Sınıf kardeşlerimizle dayanışma örneğini sadece İnşaat İş Sendikası'yla tattık. Ve bu örgütlülüğü bir güç haline getirmek gerekmektedir. İşçi sınıfının bir önderliğe ihtiyacı var. Sendika sadece bir kesime hitap etmiyor, işçinin her kesiminin sorunlarını kavrayacak bir yapıya ve önderliğe İnşaat-İş'in sahip olduğunu düşünüyorum. Çünkü kurucuları, yöneticileri de inşaat işçileri.

“Demişler ki; ey heval / arkadaş; sözümüz efendilerden dışarı; beyaz yakalı, işçi, memur, öğrenci, vasıf'sız' çalışan... Dervişin heybesi eder bütün servetimiz... sözümüz efendilerden dışarı...”
“Şimdi Fırat’ın suyuna kardeşlik türküleriyle karışacağız” denilerek, Grup Bajar sahneye davet edildi.
Grup Bajar müzik dinletisine “Yapıcılar”la başladı. Onlar da dinleti arasında kısa bir konuşma yaptılar. Konuşmada, ikinci kez İnşaat-İş etkinliğinde bulunduklarını ve bunun için teşekkür ettiklerini söylediler: Yaptığımız müziklerin işçi sınıfının ve ezilen halkların acılarını, öfkelerini dillendirdiğimiz için çağrılıyoruz sanırım. Ne yazıkki öyle bir devlette yaşıyoruz ki, isimsiz kimliksiz birçok katledilen var ve onların sesini hakikaten yükseltmek gerekiyor. Burada olduğumuz için mutluyuz.
İnşaat İş Sendikasıyla dayanışma etkinliğine Alınteri, Partizan ve Kaldıraç’ın gönderdikleri mesajlar etkinlik akışı içinde okudu. Etkinlik kapanış konuşması yapıldıktan sonra etkinlik alkışlarla sonlandı.
Sevgili dostlar öncelikle bizleri yanlız bırakmadığınız ve gecemize katılım gösterdiğiniz için teşekkür ediyoruz. Sendikamız bu alçak saldırıda kurucularını, emekçilerini, yoldaşlarını kaybetti.
Biz onlardan yenilmeyi değil dövüşmeyi öğrendik.
Dost da duysun düşman da bilsin ki asla yenilmeyeceğiz, asla kazanamayacaksınız!
Yoldaşlarımızın kanlarıyla suladığı o alanlar bizimdir! Yine geleceğiz, dalga dalga geleceğiz!
Biz kazanacağız, biz kazanacağız!..
Krallıklar ülkesinde bir köleydi Spartaküs ama tarihe kölelerin kurtuluş simgesi olarak geçti.
Asla yenilmeyecek olanlara, geçici mağlubiyetler alanlara, Spartaküs adına yazılmış bir şiirle selam olsun!