Seçim kampanyasında Hillary Clinton 1,1 milyar dolar, Donald Trump 712 milyon dolar topladı
Nəriman Bakı
8 Kasım’da ABD’de başkanlık seçimi olacak. 2012’deki başkanlık seçimlerine katılımın yüzde 54,9 (oy verme yaşında olan 235 milyondan 129 milyonu) olduğunu dikkate alırsak ABD seçimleri aslında ülke içinden çok ülke dışında takip edilen bir konu dense pek abartı olmaz.
ABD seçimleri bir kaç özel ideolojik öneme sahip.
Amerikan rüyası= Fırsat eşit(siz)liği
Başkanlık seçimleri ile ABD emperyalizmi dünyaya ülkesinin ne kadar “demokratik” olduğunu gösteriyor. Öyle bir “demokrasi” ki, Irak gibi ülke işgal edilerek ihraç edilmeye değer bir demokrasi.
Ama gerçekte böyle mi?
ABD başkanlık seçimlerinde aday olmak eyaletlerin oy pusulalarına isim yazdırma ile sonuçlanan bir sisteme sahip. Buna göre oy pusulalarında yer almayan ama adaylığını açıklayan kişi sayısı 539.
ABD’nin tüm eyaletleri (52) ile birkaç eyaletin oy pusulasına ismini yazdırarak aday olan sayısı ise 31. Oy pusulasına adını yazdıranlar arasında Esrarı Derhal Yasallaştırın Partisi (Legal Marijuana Now Party) adayı da var. Böyle bir adayın varlığını öğrenince insan ister istemez “ABD’den daha demokrat var mı” acaba diye düşünebilir.
Ancak 51 eyaletin oy pusulasında yer alan Liberal Parti’nin ve 41 eyaletin oy pusulasında yer alan Yeşiller Partisi'nin adaylarının isimlerini bilen yok. Çünkü ABD’de başkanı, seçmenlerin seçtiği seçiciler kurulu (*) belirlediği için 52 eyaletin tamamında aday gösterilemeyen bir kişinin seçilmesi teknik olarak imkansız. Bu nedenle Liberal Parti gibi 51 eyalette oy pusulasında olsanız bile ABD medyasında bir kez dahi yer alamazsınız. 20 veya daha az eyaletin oy pusulasında yer alan ve parti isminde de sosyalist olan üç partinin varlığını kimsenin bilmemesi bu nedenledir.
Kağıt üzerinde herkesin ABD seçimlerinde aday olabilme hakkı olmasına rağmen sistem gerçekte politik ve parasal gücü olanın seçimlere katılabilmesi üzerine kuruludur.
Zaten ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi'nde 150 yıldan fazla bir süredir Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti dışında bir parti yer almamıştır. (**) Karşılaştırması karikatür bile olsa, Türkiye’de tek parti döneminden sonra hükümet kuran parti sayısı, ABD başkanlarının üye olduğu parti sayısından daha fazla -bu anlamda daha ‘demokratik’tir.
ABD seçimlerinde siyasi güç ve parasal güç karşılıklı olarak birbirini besleyen bir şekilde iç içe girer. Washington Post’un verilerine göre 30 Eylül itibariyle Hillary Clinton seçim kampanyasında 1,1 milyar dolar toplamışken, Donald Trump 712 milyon dolar toplamıştır.
ABD seçimleri, kapitalist tüm ülkelerde olduğu gibi özünde siyasal pazardaki ürün seçiminden başka bir şey değildir.
ABD, kendi yasama, yürütme ve yargı organlarına sahip 52 eyalet/devletten oluşmaktadır. Ancak bu devletler Federal Devlet altında varlıklarını sürdürürler. ABD Başkanı da bu Federal Devletin başıdır.
Söylenen doğruysa ABD başkanının ülke iç siyasetine etkisi yüzde 10 düzeylerindedir. Çünkü eyaletler her ne kadar federal çatı altında yer alsalar da ne başka bir eyalet ne de merkezi olan federal devlet elini kolunu sallayarak bir eyalete müdahale edemez.
Bu nedenle ABD Başkanı tüm eyaletleri ilgilendiren ekonomi, sağlık, eğitim gibi bazı konularda -o da çok kolay olmayacak biçimde- müdahalede bulunabilir. Bunun dışında ABD başkanı devlet olarak belirlenmiş temel politikaların uygulayıcı figürü olmak dışında pek bir iş yapmaz.
Bu işi küçümseme anlamında değildir. Ancak devletin kurumları, onların da gerisindeki emperyalist tekeller arasındaki rekabet ve uzlaşmalarla belirlenmiş olan politikaları uygulamak, filmlerde, dizilerde anlatıldığı gibi her şeye kadir bir ABD başkanı kompozisyonundan uzaktır (***)
ABD siyaseti, iddia edildiği gibi, ABD halkının isteği doğrultusunda çalışmaz. Kurumsal olarak ABD siyasetini üç kesim belirler: Lobiler (lobby), şirketler (corporations) ve sendikalar (unions).
Lobiler aslında şirket ve sendikaların da kullandığı aracı bir kurum konumundadır. Şirketler ve sendikalar, genellikle, kriz dönemlerinde doğrudan yerel/merkezi hükümetlerle muhatap olurken ara süreçlerde hem sermaye hem de emek cephesi için esas siyaset aracı lobilerdir.
ABD’de başkan, senato ve temsilciler meclisinden ayrı özerk bir yürütme erki olduğundan lobiler yasal düzenlemelerde senato ve temsilciler meclisindeki seçilmişleri etkilemeye çalışır. Ancak ABD seçimlerinde adaylar, oy verecek halktan önce lobilerin sözlerine kulak kabartmak zorundadır. Her şey bir yana ABD’de bir başkan adayının seçim kampanyalarında toplayacakları paralar büyük oranda lobiler aracılığıyla sağlanır.
ABD seçimleri, demokrasinin çoğulculuğu yanıyla bakıldığında bile ideolojik olarak tam bir yalandır. İlk yıllarında en fazla 4 parti, son 150 yıldır ise 2 partili bir sistemle yönetilmesi, en ileri kapitalist ülkenin bile “demokratik” olarak gelebileceği en üst basamağı gösterir.
Hadi isteyenin aday olma imkanını, sistem nedeniyle en fazla iki partinin var olabilmesini demokrasinin meziyeti sayalım. Ama bu meziyet ABD’de seçilen başkanların halkın gerçekten iradesini yansıtması sayılmasını sağlamıyor. Çünkü seçilen bazı başkanların iradeleri seçenlerinin utanç kaynağı olabiliyor.
(*) Seçiciler Kurulu: ABD'de senato ve temsilciler meclisi olarak iki meclisi vardır. Seçiciler Kurulu ABD başkanını belirlemek için her eyaletin senato üye sayısı + temsilciler meclisi üye sayısına eşittir. Hangi partinin seçiciler kurulundaki üye sayısı fazla ise ABD başkanı o partinin başkan adayını başkan olarak seçer.
(**) En son 1849 yılında Zachary Taylor, Wing Partisi’nden seçilerek ABD başkanı olmuştur.
(***) ABD başkanlığını anlatan ve her şeye kadir başkan karakterlerini içeren televizyon dizilerine dair Obama’nın esprisi aslında durumu özetletmektedir: “Washington ekranda gösterilen dizilerden birazcık daha fazla sıkıcı bir yerdir.”