Daha önce hiçbir yakınımı kaybetmemiştim, hayatımda ilk defa yas tutuyordum
10 Ekim 2015... Ankara Garı'nda patlama haberini aldık.
Aldık ama, alışmıştık artık. Televizyon kutusunun içindekilerin gerçekliğini idrak edemiyorduk. Sürekli tekrarı verilen ama her seferinde "tv'de ilk kez" diye yayınlanan filmler gibiydi aldığımız haberler. İnsanlık dışı bir şey olduğunu biliyorduk elbette ama bildiklerimiz yaşananları tam olarak hissetmemize yetmiyordu. Önceki benzerleri gibi bu olay da beni başta, daha sonradan etkilediği kadar derinden etkilemedi. Günlük yaşantımda kendimi kaptırdığım bencilce telaşın içinde ise önemli bir yeri olduğu söylenemezdi. Tabii ki etkilenmemek ve öfkelenmemek elde değildi -sonuçta vicdansız da değildim- ama nihayet kabataslak üzüntümün ötesinde, bir şeyler beni ayrıntıları algılamaya ittiğinde hissettiklerim daha farklıydı.
Bunların başında yaşıtım ve adaşım Dicle Deli’nin haberi vardı. Ankara’da düzenlenen saldırının aslında kutuların içinden gözüktüğü kadar uzakta olmadığını, ölenlerden farklı olmadığımızı ve yarın onlardan biri olmayacağımızın garantisinin olmadığını ancak o zaman idrak edebildim. Dicle Deli, 17 yaşındaydı. Merak edip araştırdığımda karşıma sosyal medya hesapları çıkmıştı. Etrafımda, özellikle de yaşıtlarımda görmeye alışık olmadığım kadar her yönüyle güzel bir insandı. Belki algımın açılması sonucu korku ve endişe hissediyordum. Bu güzel insan adına öfkeliydim de. Ama asıl hissettiğim daha önce tatmadığım bir acıydı. Kutudakiler gerçekti ve bizim orda gördüklerimizden belki çok daha kötüsü başımıza gelmişti. Bunlar olmasaydı kutunun içindekileri sadece orada yaşanıyor sanmaya devam mı edecektim yoksa?..
Bununla bağlantılı olarak ikinci kez beni sarsan şey şahit olduğum tepkisizlikti. Madem bu kadar insan vahşice katledilmişti neden kimse üzgün veya tepkili değildi? Etrafımda, yakın çevremde, ailemde herkes kutunun içindeki dünyayı mutlaka takip etmekle birlikte modadan geri kalmamak için zorunlulukmuşçasına bundan bahsediyor ama başka hiç bir şey yapmıyordu. Hatta bunun da ötesinde, aklımın ve vicdanımın asla kabul etmediği bir şekilde bu insanların barış uğruna çıktıkları yolda, ölmelerinin kötü bir şey olmadığı yönünde görüş belirtenler bile oluyordu. Toplu taşıma araçlarında insanlar o bencilce günlük telaşlarına kapılmışlardı. Sokaktakiler kendi dertlerindeydiler. Okulda da durum farklı değildi. Herkes sanki her şey çok normalmiş gibi gündelik yaşantısını rahatça sürdürebiliyordu. Kutunun içinden yarım yamalak seyrettikleri gerçekliği unutabilmişlerdi. Zaten kutunun içindekileri oraya koyanlar da uyuyanları uyandırmadan, bilgilendiriyor gibi gözükmeyi amaçlamıştı.
17 yaşındaki bense 17 yaşındaki adaşımın, yanında yüzden fazla insanla birlikte emek demokrasi ve barış için sokağa çıktığında vahşice katledildiğini bilirken gündelik yaşantımı rahatlıkla sürdüremiyordum. Daha önce hiçbir yakınımı kaybetmemiştim, hayatımda ilk defa yas tutuyordum.
[Liseli bir Alınteri okuru]