657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikler iş güvencesini ortadan kaldırıyor
15 Temmuz darbe girişimiyle birlikte uzun süreli krizinin artık bir yıkıma dönüştüğünü gördüğümüz rejim, şimdi kendisini neoliberal birikim politikalarına uyarlanmış tipte bir faşizmle yeniden örgütlemeye çalışıyor. Devlet yasama-yürütme-yargı gücüyle fiili “başkanın” denetimi altında merkezileştirilirken; devlet kadroları da o “başkanın” temsil ettiği ideolojik duruşu benimsemiş kişilerden oluşturulmak isteniyor. İhtiyaca uygun biçimde faşist içerik ve biçim kazanırken bu, ideolojikleşmiş bir katmanlaşmayla derinleştirilmek isteniyor. Buna en küçük biriminde çalışan memuru da dahil...
En son 22 Ekim’de Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bir düzenlemeyle bugüne kadar sadece şube müdürü ve müdürler için geçerli olan sözlü sınav uygulamasının kapsamı şef ve altındaki unvanlara atanacak kişileri de kapsayacak şekilde genişletilmişti. Dahası sözleşmeli öğretmen alımında bile sözlü sınavda sorulan ideolojik sorulara verilen yanıtın ölçüt alındığı bu koşullarda bunun sadece şefler ve altındaki görevlilerle sınırlı kalmayacağı açıktır.
Fakat bu parçadan düzenlemeler rejim için kafi gelmiyor. Asıl bütünlüklü düzenlemeyi 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikle gerçekleştirmeyi hedefliyor. Uzun süredir gündemde olan bu değişikliklerin rengi, geçtiğimiz günlerde Bursa’da düzenlenen 3 günlük bir çalıştayda ortaya çıktı.
Devlet Personel Başkanlığı’nın düzenlediği, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ve kamu çalışanları konfederasyonları temsilcilerinin katıldığı çalıştayda; kamu personel rejiminde yapılacak değişiklik tartışıldı. Çalıştayın en çok tartışılan konusunun ise iş güvencesi ve performans sistemi olduğu belirtiliyor.
Mevcut kanunda performans ölçütü kamu emekçisinin işten atılma nedenleri arasında yer almıyor. Üzerinde çalışılan düzenlemede bu ölçütün önemli bir işten atılma gerekçesi haline getirileceği, “performans” gibi soyut bir kavramın aslında son derece keyfi şekillerde kullanılarak iş güvenliğini tümüyle ortadan kaldırmanın sihirli değneği gibi kullanılacağı anlaşılıyor.
Çalıştaya sunulan raporda performansın ücretler için de bir ölçüt haline getirileceği belirtiliyor. Devlet memurluğu gibi bir işte performansın neye göre ve nasıl belirleneceğiyse belirsiz, dolayısıyla her türlü keyfiliğe açık. Kadrolaşma konusunda tevasa bir tadilat başlatan AKP’nin bu ölüçütü nasıl kullanacağı daha şimdiden belli.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun çalıştayda yaptığı konuşma, rejimin memurların iş güvencesi konusunda nasıl bir rahatsızlık yaşadığı ve bunu kaldırmak için akla ziyan gerekçelerle toplumsal altyapı hazırlamaya çalıştığını açıkça ortaya koyuyor. Müezzinoğlu’na göre 15 Temmuz’daki darbe girişimi Cemaat’in kamu kurumlarında “memuriyetin dokunulmazlığından faydalanmasıyla” doğrudan ilişkiliymiş.
İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Tekinarslan ise konuşmasında üstü kapalı bir şekilde hazırlanan taslağın başkanlık sisteminin de bir gereği olduğunu ima etti. Tekinarslan konuşmasında “Türklerin bugüne kadar lider odaklı yönetimi benimsediklerini” söyledi.
Çalıştay’da AKP’nin “2023 hedefleri”ne vurgu yapılan sunumlara göre, 657 sayılı Kanun’un 6. ve 7. maddelerindeki “devlete bağlılık” ifadesi, “milli iradeye sadakat” olarak değiştirilmek isteniyor.
Bu değişiklik basit bir kavram değişikliği değildir. “Milli irade”nin Tayyip Erdoğan olarak kodlandığı ve kendi tabanınca da böyle algılandığı koşullarda bu kavram da, memurun iktidara, şimdilerde yasal kılıfı için formül aranan başkanlık sistemine tam bir bağlılık anlamında yorumlanacağı açık...
Sözün kısası önümüzdeki dönemde emekçi memurları kapsamlı bir saldırganlık bekliyor. İş güvencesinin, sendikal örgütlülüğün hedefe çakılacağı, aleni bir ideolojik kadrolaşmaya gidileceği ve bunların hepsinin neoliberal birim modeliyle de uyumlu olacak şekilde performans gibi kriterlerle pekiştirileceği bir dönem bu... Emekçi memurların ilk örgütlenme dönemine benzer yeni bir sayfa ve her şeyden önce ruh yaratarak karşısında durulabilecek bir saldırı bu...
KESK’in bugünkü hali de bu saldırganlığı kolaylaştıracak, dizginsizleştirecek bir faktör olarak işleyecektir. O açıdan da gelmekte olan tehlikeyi görüp asıl olarak tabandan bir basınç yaratmak ve yılların yarattığı bürokratik kastlaşmayı, durağanlık ve statükoları buradan gelen güçle parçalamak gerekiyor.
Bu düzenlemelerle ihbarcılık, rekabet ve her an işten atılma korkusuyla kölece bir ruh devşirilmek isteniyor. Daha baştan önü alınmazsa sonrasında yapılıp edileceklerin bir anlamı kalmayabilir.