Fıtrattan failsizliğe ve cezasızlığa

Torunlar cinayetinde bilirkişi faili tespit edemedi, Ostim'de Yargıtay sembolik cezayı bile çok gördü

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 29 Ekim 2016 (9 yıl 5 ay önce)

İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sürekli ötelendiği, Soma gibi büyük katliamlarda bile gerçek suçluların mahkeme kürsüsünde bir kez olsun görünmedikleri Türkiye’de OHAL koşullarında iş zıvanadan çıktı.



 



Tırmanan iş cinayetlerine bu hafta gerek Torunlar gerekse Ostim-İvedik katliamlarıyla ilgili davalarda yaşanan gelişmelerin eklenmesi bunun tipik ifadesidir. Burjuva devlet, sermayenin vahşi kar güdüsünü en kılçıksız biçimde gerçekleştirebilmesi için tüm kurumlarıyla canla başla çalışıyor. Bilirkişisi de böyle, Yargıtay’ı, bilmem hangi mercii de…



 



Torunlar’da bilirkişi faili tespit edemedi!



 



6 Eylül 2014’te Mecidiyeköy’deki Torunlar Center inşaatında arızalı olduğu defalarca tespit edilmiş yük asansörünün yere çakılması ve 10 işçinin feci şekilde hayatını kaybetmesiyle ilgili görülen davanın son duruşmasında olup bitenler bunun tipik ifadesidir.



 



İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ve 25 tutuksuz sanıktan 13'ünün katıldığı duruşmada heyet, hayatını kaybeden işçilerden birinin ailesinin sanık avukatının yaptığı densizliğe tepki göstermesi üzerine onu salondan çıkardı. Avukatların ısrarına rağmen içeri alınması kabul edilmedi.



 



Hazırlandığı belirtilen bilirkişi raporundaysa olayın 'öngörülebilir nitelikte bir iş kazası' olduğu belirtilirken, kazanın meydana gelmesindeki asıl nedene sebebiyet veren kişi veya kişilerin tespit edilemediği ifade edildi.



 



OHAL’li bilirkişi raporları böyle oluyor işte. TMMOB’un yetkilerinin de sınırlandırıldığı bu koşullarda başka bir sonuç beklemek de abes olurdu.



 



Hem, AKP’nin MHP içinden devşirdiği şimdilerde başbakan yardımcısı olan Türkeş’in oğlu “Sabancı’nın işyerinde yaşanan kazadan Sabancı mı sorumlu olacak?” dememiş miydi?



 



Ostim-İvedik’te ceza çok bulundu!



 



Torunlar’da bu olurken 3 Şubat 2011’de Ostim ve İvedik’teki 2 ayrı işyerinde yaşanan ve 20 kişinin hayatını kaybetmesine, 45 kişinin de yaralanmasına neden olan patlamayla ilgili davanın Yargıtay sürecinde farklı bir şey mi oldu?



 



İş cinayetlerini bile neredeyse “darbecilerin komplolarıyla”, “FETÖ”yle ilişkilendirecek kadar ucuz senaryolar üreten rejim ve hempaları, onların sopası ve fırçasıyla şekillenen yargının tutumu elbette ki farklı olamazdı.



 



Katliamla ilgili yargılanan 18 sanıktan 13’ünün beraat ettirildiği, 5 sanığın ise “iyi hal indirimi” uygulanarak 10 ila 37 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırıldığı karara, Yargıtay’dan itiraz geldi.



 



Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, karara ilişkin yaptığı tebliğnamede verilen cezayı fazla buldu. Çünkü, “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak” suçlamasıyla ceza alan sanıkların, ayıplı tüpleri iki ayrı firmaya satarak iki ayrı yerde patlama meydana geldiğine dikkat çeken Yargıtay savcısı, sanıkların aynı suçlamadan ikişer kez cezalandırılmasına gerek olmadığını belirtti, cezanın yarı yarıya düşürülmesini istedi. Bu arada bu cinayetlerle doğrudan ilişkili hiçbir devlet görevlisinin yargılanmadığını da hatırlatalım.



 



Bu davalarda ortaya çıkan sonuçların bir hakimin-savcının ya da bilirkişi heyetinin fevri tutumlarını ifade ettiğini söylemek için başka bir dünyada yaşıyor olmak ve gerçeklere gözlerini sıkı sıkıya kapatmak gerekiyor. Bu pervasızlık karşısındaki sessizlik ise iş cinayetlerinin çığ gibi büyümesi dışında bir sonuç yaratmayacaktır. Keza bu iki dava ya da Soma davası, neoliberalizmle faşizmin kırması olan sömürü politikalarında vites büyütmekte burjuvazi için bir turnusol kağıdı işlevi görecektir.