Görüntüler faşizmin kitlelerden duyduğu korkuyu ayna gibi yansıtıyor
Lobiciliğini TÜSİAD patronlarının üstlendiği Führer rejiminin Kürt halkına boyun eğdirmek amacıyla 7 Haziran sonrası başlattığı askeri ve siyasi soykırım operasyonları, her gün yeni halkalar eklenerek sürüyor.
Kürtlerin iradesine hiçbir biçimde saygı duyulmayacağı mesajını içeren belediyelere kayyum atanması operasyonunun arkasından HDP'li vekillere yönelik beklenen operasyon da dün gece yapıldı.
Sadece Kürt halkına boyun eğdirmeyi değil Türkiye'deki AKP karşıtı tüm ilerici güçleri korkutup sindirmeyi amaçlayan bu operasyonlar yürütülürken ırkçı faşist rejimin duyduğu korku paçalarından akıyor.
Bu operasyonlar sırasında en başta, devlet terörünün en çıplak ve en hayasız biçimlerde kullanılışına tanık oluyoruz.
Bir operasyon başlarken önce internet ve telefon dahil bütün iletişim araçları kesiliyor ya da kullanılmaz hale getiriliyor. Sonra hedef alınan kurum ve evlerin etrafı zırhlı araçlar ve helikopter destekli polis sürüleri tarafından barikat ve bariyerlerle kuşatılıyor. Bu eşitsiz koşulların üstüne bir de “devleti temsil etme” zırhının arkasına saklanan korkaklar sürüsü, kapıları kırıp milletvekillerini bile tartaklayarak gözaltına aldıkları “kahramanlık” şovları sergiliyorlar.
Amed Belediyesi'ne kayyum olarak atanan devlet piyonu, 'yakın koruma' olarak dahi 20-30 kişilik bir polis sürüsü olmadan burnunu bile gösteremezken basına demeç vermeye geldiğinde, “Kimseden korkumuz yok. Biz inanmış insanlarız...” şeklinde “yiğitlik” taslıyor.

Tayyip Erdoğan ve tetikçileri öylesine bir düşkünlük ve zavallılık içindeler ki, korkularının farkedilmemesi için işi büsbütün arsızlığa vurup yüksek sesle çığırtkanlık yapıyorlar. “Kabataş fantezisi”nin sahibesi Elif Çakır denilen yaratık, OHAL gerekçe gösterilerek bütün her yerde her türlü toplantı ve gösterinin yasaklanması yetmezmiş gibi Amed'de beş kişinin bir araya gelmesine bile polisin müdahale ettiğini, buna rağmen binlerin sokaklara döküldüğünü görmemezlikten gelerek “Halkın PKK ve yandaşlarına sahip çıkmadığı görülüyor...” türünden yeni 'fantezi'ler üretebiliyor.
Ya da kocasıyla birlikte çevirdikleri binbir dalavera sonucu İstanbul Belediyesi ve bakanlıklardan milyonları götürdükleri kendi mahallesinde bile ayıplama konusu olmuş ve düne kadar Fethullah Gülen'in ayaklarına kapanan Hilal Kaplan adındaki zavallı, aynı tezi daha yüksek sesle tekrarlayarak sahiplerine sadakatini gösterme yarışına çıkıyor.
Herbiri bitpazarında üç kuruşa satılık kalem olarak tanınan Melih Altınok'lar, Ahmet Kekeç'ler... liste daha uzayıp gider.
Bütün bu gözüdönmüş saldırganlığa ve ardamarı çatlamış yaygaracılığa rağmen gören her gözün farkedebileceği kadar açık ve çıplak bir gerçek var karşımızda: Dikkat edin, Cumhuriyet yazarlarına yönelik olanı da dahil istisnasız her operasyon sırasında kimlerin daha çok korktuğu ayna gibi ortada! Çekilen bütün fotoğraf ve görüntülere bakarak “kim kimi gözaltına alıyor”, “kim kimden korkuyor”, “kimin eli daha çok ayağına dolanıyor”... sorularını yanıtlamaya kalksanız yanıtınız yanlış olur muhtemelen. Çünkü operasyoncular daha çok korku ve heyecan içinde.

Onun için, bu operasyonlarda sadece Führer rejiminin saldırganlığındaki sınır tanımazlığı görmekle yetinen bir bakış açısı sadece tekyanlı değil aynı zamanda yanlış olur. Gerçeği bütün yönleriyle görebilmek için görüntülerin arkasına, derine, dip akıntılarına kadar gitmeye gerek yok! Sadece soğukkanlılığımızı koruyarak bakmak bile yeterli! Çünkü bizzat görüntünün kendisinde, saldırganlıktaki pervasızlık yanında faşizmin kitlelerden ve kitle muhalefetinden duyduğu korkuyu da belirgin bir biçimde görmek mümkün.
Tabii gerçeği bütün yönleri ve boyutlarıyla görmek yetmez. Onun beraberinde getirdiği sorumlulukları da hatırlamalıyız bu tablolara bakarken: Belalarını eninde sonunda bulacak olan o korkunun sahiplerinin sonunu hızlandırmak için bu kavrayışı kuvvete, yani birleşik bir eyleme dönüştürmek sorumluluğunu bütün hücrelerimizle duyumsayarak her birimiz bulunduğumuz yer ve mevzide bunu örmeye girişmeliyiz!..