Trump'ın 'vaat'leri, insanlığın geleceği açısından nasıl bir ‘cehennem’ önerildiğini anlatır
ABD başkanlık seçimini, aralarında öz değil sadece bazı yönlerden kimi biçim ve üslup farkı bulunan iki kötü’den ‘en kötüsü’ kazandı.
Amerika’nın içinde olduğu kadar dünyada da bütün liberaller yasta. Trump gibi ahlaki ve siyasi çürümüşlük numunesi, paçalarından cehalet ve saldırganlık akan, bölgesel savaşlarda nükleer silah kullanılmasını öneren, işkenceyi meşrulaştırmayı savunan, kadın ve göçmen düşmanı birinin dünyanın kaderini belirleyen emperyalist bir gücün başına geçebilmiş olmasının şokunu yaşıyorlar.
Buna karşın, ırkçı faşist Klu Klux Klan örgütünün liderlerinden Avrupa’nın tescilli ırkçı faşist parti ve örgütlerine kadar burjuva gericiliğin maskesiz bütün temsilcileri göbek atıyor. Fransa’daki Ulusal Cephe’nin önde gelen isimlerinden Florian Philippot’un attığı bir tweet, bu sevincin nedenini özetliyor: “Onların dünyası dağılıyor. Bizimki kuruluyor”.
Bu ırkçının kastettiği “onların dünyası”, burjuva kapitalist dünyanın ‘geleneksel’ kurum, kuruluş ve işleyiş mekanizmaları. Başka bir anlatımla, emperyalist burjuvazinin sınıfsal egemenliğinin ‘geleneksel’ biçim ve yöntemleri. “Bunların artık miadını doldurduğunu, eskisi gibi işe yaramadığını, yerine yeni egemenlik tarz ve yöntemlerinin geçirilmesi gerektiğini” anlatıyor kendince bu tweet.
Zaten Trump moronu da ABD seçimlerinde “değişim” çığırtkanlığı yaparak topladı bu desteği. Kendisini, “yerleşik seçkinler düzeni tarafından dışlananların sesi ve temsilcisi” olarak pazarladı. Ve işin asıl ürkütücü tarafı, onun bu çığırtkanlığı, Amerikan işçi sınıfının saflarında bile destek buldu.
Para sermayenin ihtiyaç ve çıkarlarını her şeyin üstünde tutan ve bugün duvara toslamış olan neoliberal birikim modelinin derinleştirip keskinleştirdiği çelişkiler, “sermayenin egemenliği” ile özdeşleştirilen kapitalizmin bu biçimine duyulan tepkiler ve öfke var bu bilinç çarpılması ve kaymanın temelinde.
Trump’ın seçilmesini kendi “zaferleri” olarak gören ırkçı faşist çevreler ‘haksız’ sayılmazlar. Çünkü “köpeksiz köye” dönmüş olan dünyanın gidişi o yönde. Peki Trump’la aynı soydan olan bu tayfa nasıl bir dünya öneriyorlar? Trump moronuna, onun seçim kampanyası sırasında dile getirdiği görüşlere ve vaadlerine şöyle bir göz atmak bile yeterli insanlığın geleceği açısından bunun nasıl bir ‘cehennem’ anlamına geldiğini görmek için.
Pazarlarda satılan ucuz plastik bebekler kadar yapmacık bir ürün olan Hilary değil de Trump seçildi diye yas tutanlar haklı sayılmazlar mı bu durumda?.. Bunlar 2008’de de “Obama seçildi” diye bayram ediyorlardı. Obama “bizim oğlan”dı onların gözünde. “ABD başkanlığına kadar yükselen ilk siyah olarak” sadece kendi ülkesine değil dünyaya da demokrasi getirecek, özgürlük ve barış rüzgarları estirecek, emperyalist saldırganlığın cisimleşmiş ifadeleri olarak Irak ve Afganistan’dan ABD askerlerini çekecek, işkence ve insan hakları ihlallerinin sembolü haline gelmiş olan Guantanamo’daki işkence üssünü kapatacak, ülkesinde de dünyada da eşitsizliğe savaş açacak, kadınların, siyahların, göçmenlerin, LGBT bireylerin kısacası “bütün ezilen ve dışlananların” koruyucusu ve destekçisi olacaktı, vb. vb. Hayaller ve beklentiler bunlardı.
Peki, 2008’den bugüne dek iki dönem işbaşında kalan Obama iktidarı sırasında bunların hangisi oldu? Guantanamo hala açık... Libya diye bir ülke kalmadı, Suriye kan deryası... Rusya'yı oyalayıp çevreleme kafasıyla Ukrayna'da kendilerini açıkça Hitlerci olarak tanımlayan çetelere dayalı provokasyonları... Uzakdoğu Asya'da bu kez Çin'i sıkıştırmak için askeri güç yığınağı yapılması... Ülke içinde Amerikan polisi neredeyse her gün bir siyahı vurup öldürüyor, Missouri’de kasırganın evlerini yıktığı insanların üzerine özel harekat birlikleri gönderildi... say sayabildiğin kadar.
Bu tecrübe yaşanmışken, dünkü Obamacılar bugün “Hilary kaybetti” diye yas tutmamızı öğütlüyorlar. Obama'nın, belki Obama'dan bile şahin dışişleri Bakanı Hilary Clinton döneminde Libya neredeyse haritadan silindi; İran'a ambargonun fatihi olarak da yine Hilary'den söz edebiliriz. Irak ve Suriye politikaları konusunda haleflerinden hiç de geri kalan bir hat izlemedi.
İki kötü arasından birini tercih etmek bir zorunluluk sanki. Bu liberallerin kafaları böyle ve bu kadar çalışıyor işte...