Pazartesi, 4 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)
Wernicke-Korsakoff hastası olan Savaş Kör, F Tipi cezaevlerindeki tecrit uygulamalarına karşı girdiği ölüm orucundan sonra yakalandığı hastalığın etkisiyle iki gözünü kaybetti. Tedavisi yapılmadan uzun yıllar cezaevinde tutulan Kör, 'cezası' bittiği için serbest bırakıldı ancak dışarıda da tedavi için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapandı.
F tipi hapishanelere sağlıklı giren insanlar üzerinde tecrit ve izolasyon işkencesinin yarattığı etkiler hekimler tarafından depresyon, içe kapanma, uyuyamama, unutkanlık, isteksizlik vb. şeklinde tanımlanırken Savaş Kör gibi hasta ve tedaviye ihtiyacı olan bir insanın tecrit ve izolasyon ortamında tedavi edilmeden yıllarca tutulması intikamcı bir anlayışın ürünü.
Savaş Kör (30), Türkiye Komünist Partisi/ Marksist Leninist (TKP/ML) örgütüne üyelik iddiasıyla 1997'de tutuklandı. 26 Eylül 1999'da Ulucanlar Cezaevi'ne düzenlenen operasyonda sol elinin 3 parmağını kaybetti. Ulucanlar katliamının etkisini üzerinden atmaya çalıştığı dönemlerde F Tipi cezaevlerinin inşaası gündeme geldi. Kör, diğer siyasi tutuklularla birlikte F Tipi cezaevlerine ve tecrit uygulamalarına karşı ölüm orucuna girdi. Devletin, ölüm orucunu sona erdirmek için 19 Aralık 2000'de cezaevlerine 'Hayata Dönüş' adıyla yaptığı operasyon sonrasında, eyleminin 153'inci gününde Ankara Numune Hastanesi'ne kaldırılan Kör'e 'zorla' müdahale edildi. Daha sonra Wernicke-Korsakoff hastalığına yakalandı. Cezaevi idaresince tedavisi yapılmayan Kör, 2001'de tahliye edildi ancak hastalığı onu dışarıda da yalnız bırakmadı.
Dışarıdayken de yargılanması devam eden Kör, hastalığı nedeniyle duruşmalar için mahkemeye gidemedi, hüküm giydi ve aranır duruma düştü. Hastalığı yüzünden evden dışarı çıkamayan Kör'ü devlet, evinden alarak Kandıra F Tipi Cezaevi'ne götürdü. Cezaevi koşulları nedeniyle hastalığı daha da ilerledi.
Cezaevinin suyunu içmedi
Hastalığı için gerekli gıda ve ilaçları alamayan Kör'ün direnci git gide düştü, vücudu ve gözleri yaralar içinde kaldı. F Tipi 'hücre hapsi' Kör'ü kendi dünyasına hapsetti. Kör, hastalığı nedeniyle her iki gözünü kaybetti. Körlük, beraberinde psikolojik rahatsızlığı getirdi. Cezaevi görevlilerinin kendisini zehirleyip öldüreceklerine inandığı için görevliler tarafından kendisine verilen suyu içmedi, yemekleri yemedi.
Ailesi ve avukatları tarafından cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı'na gönderilen birçok dilekçeye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yapılan başvurulara rağmen, hastalığı ileri boyutlara ulaşan Kör, serbest bırakılmadı.
Hastaneler tedavi etmedi
Kör, tüm çabalara karşın ancak 'cezası'nın sona erdiği 16 Kasım 2006'da serbest bırakıldı. Kör'ün dışarıdaki ilk durağı hastaneler oldu. İyileşmesi için uzun bir tedaviye ihtiyacı olan Kör'ü hastaneler kabul etmedi. Şişli Etfal Hastanesi 'hastane araç gereçlerinin yetersizliği' nedeniyle Kör'ü geri çevirirken, 'hastalığının gözlerinden beynine sıçrama riski' olduğu teşhisi koyan İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi ise Kör'ü Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk etti. Daha önceleri tutuklu olduğu sırada 'rol yapıyor' gerekçesiyle Kör'ü cezaevine geri gönderen Bakırköy Hastanesi, bu sefer de tedavisini yapmadan evine gönderdi.
Kızını hatırlamıyor
Kör, Wernicke-Korsakoff nedeniyle hafıza sorunu da yaşıyor. Geçmişine yönelik soruları cevaplamakta zorlanıyor. Geçmişi unuttuğu için 12 yaşındaki kızı Simge'yi hatırlamıyor. Kör,
'Simge'nin kızım olduğunu söylüyorlar ama ben buna inanmıyorum' diyor.
Oğlunun bakımını üstlenen ve hastalığını üzüntüyle karşılayan Anne Aynur Kör ise, tüm olanlardan cezaevi yönetimini ve doktorları sorumlu tutuyor.
Aysel Kılıç - Ayten Şenol / DİHA