"Kürtler neden sokağa çıkmıyor?.."

Milletvekilleri ve belediye başkanlarının gözaltına alınıp tutuklanmalarına Kürt halkının verdiği tepkiler tartışılıyor

AGÎRE JÎYAN
Çarşamba, 16 Kasım 2016 (9 yıl 5 ay önce)

Seçtiği milletvekili ve belediye başkanlarının aşağılanarak gözaltına alınıp tutuklanmalarına Kürt halkının verdiği tepkilerin yeterli olup olmadığı tartışılıyor. Ölçü olarak da genellikle 2014 6-8 Ekim’indeki Kobâne serhildanları baz alınıyor.



 



Bu konudaki yaklaşımlar kabaca üç grupta toplanabilir:



 



Birinci grubu, AKP faşizminin sözcüleri ve yalakalarıyla bu dönemdeki müttefikleri Kemalist sosyal şovenler oluşturuyor. Bunlara bakacak olursanız, “Kürtler, PKK ve HDP’ye tepkili oldukları, dahası onlardan uzaklaşıp koptukları için tepki göstermiyorlar”. Psikolojik savaşın bir parçası olarak üretilen koca bir yalan bu. Madem işin aslı böyle, yani “Kürtler artık HDP’ye sahip çıkıp desteklemiyorlar” o zaman yüzlerce yerel siyasi önder ve kadro tutuklandığı, demokratik kurum ve kuruluşlar peşpeşe kapatıldığı halde her operasyon öncesi hala her türlü miting ve gösteriyi yasaklama ihtiyacı neden duyuluyor? Neden her yer polis ve jandarma ablukasına alınıp bariyerlerle çevreleniyor? Niye 5 kişinin bile biraraya gelmesine meydan vermemek için copla, gazla, TOMA’yla saldırıya geçiliyor?… 



 



Yanıtlarını düşünen her beynin akıl edebileceği, gören her gözün görebileceği bu basit soruları, sözünü ettiğimiz demagojiyi papağan gibi tekrarlayıp duran kuşbeyinlilere sormak anlamsız. Çünkü onların gerçeği görmek ve hakkını teslim etmek gibi bir dertleri yok!..



 



İkinci grubu ise Kürt siyasi hareketinin özellikle Avrupa’daki bazı temsilcileriyle ‘Kürtlerin akılsız dostları’ olarak tanımlayabileceğimiz kimi çevreler oluşturuyor. Bunlara bakacak olursanız bu kez, “halk ayakta, her yerde büyük bir kararlılık ve kitlesellikle iradesine sahip çıkıyor, yasak-engel tanımıyor…” vb, vb. 



 



Bu abartılı propaganda da doğru değil, bu da gerçeği yansıtmıyor! Öncesi de bir yana, özellikle 7 Haziran darbesinden sonra peşpeşe gelen saldırılara, çekilen acıların-ödenen bedellerin katlanarak büyümesine, acil çözüm bekleyen gündelik sorunların dahi dağ gibi yığılmasının üstüne binen yeni saldırılar, yasak ve engellere rağmen Kürt halkının iradesinin küstahça çiğnenmesine tepkisiz kaldığı söylenemez. Özellikle zulmün ve sıkıntıların birlikte kol gezdiği Kürt illerinde herşeye rağmen gerçekleştirilen kitlesel protestolar küçümsenemez. Bunların hangi koşullarda örgütlenip gerçekleştirildiğinin üzerinden atlayarak sorunu sadece ‘sayılara’ indirgeyen her yaklaşım, sadece haksız değil aynı zamanda insafsız ve vicdansız bir tutum ve yargılama olur.



 





 



Fakat aynı şey Türkiye’deki metropoller ve Avrupa için söylenemez. Buralarda da elbette daha ilk gün ve geceden itibaren tepki gösterilmiş, sokaklara ve meydanlara çıkılmış, eylemlerde süreklilik sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak koşulların ve hareket olanaklarının daha elverişli olduğu bu alanlarda var olan sayısal güç ve potansiyellerle birlikte düşünüldüğünde -kimi istisnalar dışında- buralarda gösterilen tepkiler olması gerekenin altında kalmıştır, yetersizdir, cılızdır. Zaten ırkçı faşist cenahın demagojileri biraz da bu yetersizlikten güç ve cesaret almaktadır.



 



Devrimci bir gerçekçilikle hareket etmeyi ise üçüncü kategori olarak tanımlayabiliriz. Bu yaklaşımın ‘devrimci’ yanını, gerçeklerin gözüne cesaretle bakarak orada kendini gösteren yetersizlik ve zaafların üzerine gitme sorumluluğuyla hareket etmek oluşturur. Bunları görmekten ürken, gördüklerinin de altında ezilen bir yılgınlık ve mecalsizlik olarak değil, dönemin ve durumun ciddiyetine uygun olarak bunları bir an önce gidermenin yeni yollarını arayan bir yaratıcılık ve öncülük iddiası biçiminde somutlanır. Bu dinamiğin harekete geçebilmesi için en başta durumun olduğu gibi, bütün yönleriyle kavranmasına-bilince çıkarılmasına ihtiyaç vardır. Bu da onun 'gerçekçilik' yanını oluşturur.



 



Her yeni saldırısının zamanlamasını ve çapını bir öncekilerde gördüğü tepkilerin yaygınlığı, kitleselliği ve militanlığına bakarak ayarlayan ırkçı faşist rejimin geleceği aylar öncesinden belli olan HDP’ye yönelik son saldırılarının arkasından yaşananlar, devrimci gerçekçiliğe olan ihtiyacın büyüklüğünü ve yakıcılığını bir kez daha göstermiş olmalıdır.



 



[Alınteri'nin 15 Kasım 2016 tarihli 4. sayısından alınmıştır]