İZBAN grevcilerinden Mücahit Yavuz’la grev süreci ve imzalanan sözleşmeyle ilgili konuştuk
İZBAN grevcilerinden, 2010 yılından beri makinist olarak görev yapan Mücahit Yavuz’la grev sürecinde yaşananlar ve imzalanan toplu sözleşme üzerine konuştuk.
Alınteri: Toplusözleşme sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Mücahit Yavuz: İşçiler açısından daha farklı bir beklenti vardı. İki siyasi partinin ortaklaşa kurmuş olduğu bir şirketin çalışanları olarak, bu iki siyasi partinin çatışmasından kaynaklı ücretler bizim istediğimiz gibi olmadı. Tatmin edici değil ama yine de bizim istediğimize yakın sayılır. Aslında hayal kırıklığı oldu.
Süreç devam ediyor, içinde bulunduğumuz durumdan yüzümüzün akıyla da çıktığımızı düşünüyorum. En azından ses getirdiğine inanıyorum. İşçiler olarak bir kayıp yaşamadığımızı düşünüyorum. Asıl kaybedenler bizce siyasiler oldu. Grevi siyasete kendileri karıştırmaya çalıştılar, kendi aralarında boğuştular, bizi de alet etmeye çalıştılar ama İzmir halkı sağ olsun bize karşı tepkileri olmadı. Bugün trenler çalışıyor ve İzmirliler bizim yanımızda olduklarını ifade ediyorlar. Yönetimin, belediyenin bugüne kadarki tutumunu kınıyorlar.
Taleplerimizi tam anlamıyla kazansaydık, ‘seneye neleri yapacağız?’ bunları konuşacaktık kendi aramızda. O nedenle kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yapmış olduğumuz grevden tüm arkadaşlarımız gurur duyuyor. Her ne kadar 12’den vurmasak da başardık, diyebilirim.

Alınteri: Grev süreci neyi öğretti size
Mücahit Yavuz: Sonuç tam olarak bizim istediğimiz gibi değil ama şunu gördük: Patronlara karşı nasıl tutum sergileyeceğimizi, bir dahaki sefere hangi yolda yürüyeceğimizi, hangi yöntemleri hayata geçireceğimizi biraz daha belirlememiz gerektiğini anladık.
Bugün iktidar partisi emeklisine yüzde 3’ü layık görürken buna karşı muhalefet partisi hep muhalefet yapıyordu, itiraz ediyordu, açlık sınırından bahsediyordu. Ama bugün içinde bulunduğumuz durumda CHP’li bir belediyenin ortak olduğu kuruluşta AKP dışarıdan müdahale ederek ‘işçinin istediğini verin’ diye müdahalede bulundu. Bu sefer de CHP’nin buna karşı çıktığını gördük. Bu tezat durumun ortasında kalmanın zorluklarını yaşadık. Bu nedenle biz ne ile mücadele ettiğimizi de anlayamadık açıkçası. Bu da zorumuza gidiyor anlayacağınız.
Alınteri: Filler tepişiyor, çimler eziliyor, sanki tam da buna denk gelen bir durum söz konusu… Sermayenin çıkarlarını temsil eden tüm partiler aslında işçi sınıfının hakları konusunda aynı noktada dururlar, belki biçimleri farklıdır… Ama bir bakıyorsunuz İzmir gibi, CHP için de AKP için de sembolik-ideolojik anlamlar taşıyan bir il sözkonusu olduğunda kiralık işçilik yasasını çıkaran bir AKP sırf İzmir ve CHP işin içine giriyor diye “sorunu çözün” diyebiliyor. CHP de işçi haklarını çok düşünüyormuş gibi görüntü çiziyor ama muhatap doğrudan kendisi olunca gerçek yüzünü ortaya koyuyor. Bir de bunu işçiler hakkında kara propagandaya dönüştürüyor… Fakat grevci işçilerin kararlılığı bu kıskacın yarılmasını sağlayarak, tepişmenin üstüne çıkılmasını sağlayabiliyor, bunu görmek lazım.
Mücahit Yavuz: Aslında greve çıkmak için biz hiç bir birimizi örgütlemedik. Bizim karşımızdaki sermaye bizi örgütlenmek için de zorluyor dayatmalarıyla… Greve çıkarken dedim ya hiç kararlılık konusunda zorluk çekmedik. Bunu da söylemek istiyorum. Burada beklediğimizin dışında bir olay gelişti sözleşme açısından ve biz işçiler olarak bir şok yaşadık.
Ama yaptığımız grevin çok çok önemli olduğunu fark ettik, ses getirdi ve bunun haklı gururunu da yaşıyoruz.
Bu sözleşme ne ilk ne de son sözleşme olacak, yaşadıklarımızı bundan sonraki süreçlerde bizim için bir deneyim, kazanım olarak değerlendiriyoruz.
Sonraki süreçlerde sosyal medyayı nasıl kullanacağımız, arkadaşlarımız ve diğer halkı nasıl bilinçlendireceğimiz, neye nasıl direniş göstereceğimiz, siyasilere karşı hangi yolu izleyeceğimiz konusunda tecrübe oldu. Kazanan İZBAN emekçisi oldu.

Grev sürecinde birçok STK, sendika geldi. Ama ne CHP ne AKP ne de MHP gibi siyasi partiler gelmediler ki bu saatten sonra da istemiyoruz, gelmesinler. Şunu da net olarak anladık: Hepsi bir birinin aynısıymış, birbirinden hiç farklı değillermiş, bunu da net olarak görmüş olduk.
Ayrıca şunu da söylemek istiyorum, işçi sınıfı birleşerek mücadele ettiğinde yapamayacağı, kazanamayacağı hiçbir sorun yok. Herkesin bunun farkına varması gerekiyor.
Siyaset her şeyin önüne geçiyor, geçmek istiyor. Sendikaların üstünde bir ölü toprağı var, işçi sınıfının çıkarları doğrultusunda mücadele etmiyorlar. Ama dileğim o ki, bundan sonra bu ölü toprağını üstlerinde atarlar, burası bir kıvılcım olur ve sınıf mücadelesi yönünde bir ivmeye dönüşür.
Bütün STK ve sendikaların, işçi sınıfı için, emek için neler yapabileceklerini bir araya gelerek konuşmaları ve bir mücadele hattını yeniden belirlemeleri gerektiğini düşünüyor ve temenni ediyorum, işçi sınıfı adına
Alınteri: Buradan bir mesajın olacak mı?
Mücahit Yavuz: Buradan işçilere, emekçilere sınıf bilinciyle mücadele etmenin önemli olduğunu ifade etmek istiyorum. STK ve sendikalara da şöyle bir çağrı yapmak istiyorum: Kaybettikleri özlerine yani işçi sınıfa gerçekten yüzlerini dönmelerini ve sınıfın çıkarları için mücadele edip, sınıf bilinciyle işçileri örgütlemeleri gerektiğini çağrısını yapıyorum. Teşekkürler.