Chris Stevenson ABD seçimlerini şöyle tanımlanış: Trump kazanmadı, Clinton kaybetti
Cihan Çetin
Chris Stevenson ABD seçimlerini şöyle tanımlanış: Trump kazanmadı, Clinton kaybetti.
Kelime oyunu gözükmesi pahasına cümleye bir kabul, bir de düzeltmemiz var: Trump kazanmadı, doğru. Clinton seçilmedi daha doğru.
Bu cümlenin en sembolik karşılığı, Cumhuriyetçi eski Başkan Bush ve ailesinin Cumhuriyetçi aday Trump’a oy vermeyip boş oy kullanmalarıdır. Sadece bu sembolik duruma bile bakarak Trump’ın kimlerden oy aldığı değil, tersine Clinton’un kimlerden oy alamadığı ABD seçimlerinin yorumlanmasında daha doğru bir zemin sağlayacaktır.
Clinton’un seçilmemesinin iç içe geçmiş iki temel ekseni vardır. Bu iki eksenden birincisi Obama’dan, ikincisi Clinton’dan kaynaklanmaktadır.
Obama, siyahi bir başkan adayı olarak Bush gibi azgın bir gerici karşısında daha demokrat, liberal söylemlerle 2008’de rakibine 10 milyon; 2012’de 5 milyon oy gibi azımsanmayacak bir fark atarak başkan seçildi. ABD tarihinde siyahilerin yaşadıkları geçmiş (ve bugün) düşünüldüğünde Obama’nın başkan seçilmiş olmasının sembolik anlamı ABD halkı için yadsınamaz.
Siyahiliğinin yanı sıra Obama 2012 seçimlerinde kendisi için bir risk olmasına karşın ABD sağlık sistemini halk lehinde bir nebze olsun rahatlatan ObamaCare’yi hayata geçirmeyi başardı.
Siyahi olarak başkan seçilmek ve sağlık sistemindeki kısmi düzeltmeler dışında ise Obama yönetimi ABD emperyalizminin hem ABD içi hem de dışı ihtiyaçları dışına neredeyse hiç çıkmadı. Örneğin Obama, ABD içindeki sınıfsal ilişkilerde büyük bir patlamaya doğru hızla gittiği artık belli olan siyahi ABD’lilere karşı neredeyse sistematik yürütülen polis terörüne karşı mırın kırın ederken, sokağa çıkan kitleleri evlerine geri döndürmek için bağırmakta ise tereddüt etmedi.
ABD emperyalizminin dış politikaları noktasında Clinton karşımıza çıkıyor. Clinton, 2009-2013 yılları arasında ABD dışişleri bakanlığı yaptı. Bu 4 yıllık süreçte liberal, demokrat görünme rolü Obama’dayken, ABD emperyalizminin kanlı eli Clinton aracılığı ile meydandaydı. Bugün hala devam eden Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki çatışmalı sürecin başlangıcı ve alevlenmesi Clinton’un dışişleri bakanlığı dönemine denk gelir.
Demokratların seçimi kaybettikten sonra “Clinton’u değilde keşke Sanders’i aday gösterseydik” diye ağlamalarının temel nedeni, Demokratların son 8 yıllık iktidarları boyunca ABD halkına –Obamacare dışında- dişe dokunur hemen hiçbir şey sunmadıkları gibi, Clinton’un seçim kampanyasında yaptığı neredeyse tek şey Trump’nın gerici, ırkçı, şoven, eril söylemlerine karşı “bakın bunlar böyle” demek oldu.
Clinton’un ABD halkına seçim vaadi olarak hiç bir şey sunamamasından dolayıdır ki Demokratlar seçimi kaybettikten sonra “demokratik sosyalist” olarak tanımlanan Sanders’ı aday göstermedikleri için ağlamaya başladılar. Ne de olsa Sanders’in elinde İsveç modeli diyerek kitleleri ikna etmek için çabalayacağı bir malzeme vardı.
Demokratların tarihsel ve taktiksel hatalarının sonucunda “ben başkan olsam var ya, neler yaparım neler” dışında politik hiç bir becerisi olmayan Trump, görünen o ki, kendisinin de beklemediği bir şekilde başkanlık yarışını ‘kazanmak zorunda kaldı’.
Trump’ın seçimi kazanması sadece Demokratlar için değil Cumhuriyetçiler için bile sürpriz oldu demek yanlış olmaz. Trump’ın kazanacağını aylar öncesinden tahmin eden siyaset tarihçisi Allan Lichtman, Trump’ın Cumhuriyetçiler için bile “serseri mayın” olduğunu vuguluyor. Lichtman daha da ileri gidip Trump’ı zaptetmenin bir yolu olarak, eski suç defterleri karıştırıp ABD Kongresi’nin Trump’ı görevinden alabileceğini iddia ediyor.*
Lichtman’ın Trump’ın başkanlığının düşürülmesi konusu teknik olarak ABD’nin “milli iradesine” müdahale etmek olmuyor. Çünkü ABD başkanı hayatını kaybetse bile ABD’de başkanlık seçimi yenilenmeden başkan yardımcısı görevi sürdürebiliyor. Zaten Lichtman’da Trump’ın başkan yardımcısı olacak olan Mike Pence’in Cumhuriyetçiler’in bile öncelikli tercihi olduğunu belirtiyor.
Trump hem ABD içinde hem de dışında kontrol edilemez hale gelirse, ki şimdiden bazı ip uçları vermeye başladı,** ABD Kongresi’nin “demokratik bir darbe” ile Trump’ı başkanlıktan kovalaması oldukça yüksek bir ihtimal. .
Reagen-Teacher ikilisinde somutlaşan neoliberalizmin bile toplumu ikna için uğraşmak gibi bir derdi vardı. Ancak görünen o ki, sadece ABD de değil liberal demokrasinin hala ‘geçerli’ olduğu emperyalist ülkelerde de burjuva politikanıns sağ eksende emekçi sınıfların korkularını gerici biçimde kaşıma, sol eksende ise sağın kaşımalarına karşı “biz sağcılar gibi değiliz” dışında sunabileceği bir şey kalmadı. Bu bağlamda ABD seçimleri, Avrupayı da kapsayacak biçimde, kapitalist anlamda sağ ve solun halklara önereceği bir şey kalmadığını kesin olarak göstermiştir.
Sınıflı toplumda egemen sınıfın hayranı, ona köle olma rızasına sahip olanlar elbette olacaktır. Ancak egemen sınıfların emekçi insanların rızasına sadık köpeklerinden daha fazla ihtiyacı vardır. Bu basit nedenle bile düşündüğümüzde, sosyalist bir dünya idealini sahip olmayı da bir kenara bırakalım tutarlı bir demokratlığın bile politika yapma yönteminin hasmının tabanını aşağılamak olmadığı ABD seçimlerinde bir kez daha ortaya çıkmıştır.
ABD’yi bir kenara bırakalım Türkiye’de işçi sınıfının öncülüğünü yapma iddiasında olanlar AKP tabanını oluşturan işçi ve emekçilere hakaret ile onları bilinçlendireceklerini sanıyorlar. Hal böyle olunca her seçim yenilgisinde ya “ bu nasıl olur” hayreti ya da “koyun halk” aşağılamasına sığınarak sözüm ona siyasi çözümleme yapılmaktadır.
Trump’ın seçildiğinin kesinleşmesinin hemen ardından ABD’de polisle çatışmayı göze alacak şekilde bir kaç güne yayılan gösteriler, ABD’deki toplumsal birikimin patlama düzeyini de göstermektedir. Bu birikim son bir kaç yıldır özellikle polisin siyahilere gösterdiği sistematik şiddete karşı patlamaktaydı. Ancak bugünden sonra ABD’deki kitle gösterilerinin sistemi de hedefe alan biçimlere bürünmesi pek de şaşırtıcı olmamalıdır.
Seçim gecesi ve sonrasındaki gösterilerde ağırlıklı olarak gençler yer almıştır. Ancak gösterilerin hızlı biçimde polisi de hedef alan şiddete dönüşmesi bu gösterilere katılan ABD gençliğinin, tüm iyi niyetine rağmen pasifist Occupy Wall Street’çilerden de farklılaştığını düşündürüyor.
2011’de Arap Baharı’ndan etkilenerek ortaya çıkan bu barışçıl muhalefet, bütün kötülüklerin kaynağı olarak hedefe çaktığı toplumun yüzde 1’lik zengin kesimini aradan geçen 5 yıl içinde geriletemediği gibi bu azınlığın daha da vahşileştiğine şahit oldu. ABD’de yakın dönemde ortaya çıkacak muhalefet biçimlerinin ilk önce pasifizmle hesaplaşacağını söyleyebiliriz.
Trump’un seçilmesi en başta emperyalist ilişkilerde yeni fay hatlarını ortaya çıkaracaktır. Ancak bu fay hatları sadece uluslararası planda değil ABD içinde de keskinleşecektir. Bundan sonraki odak konusu, bu fay hatlarının ortaya çıkaracağı enerjiyi daha tutarlı, daha somut kazanımları hedefleyen toplumsal harekete dönüştürmek olacaktır.
ABD’de mevcut sisteme alternatif bir hareketin birden bire ortaya çıkacağını söylemek fazla abartı olur. Ancak, çok da uzak olmayan bir gelecekte ABD’den Trump gibi bir embesilin başkan seçilmiş olması ünçn tüm dünyayı şaşırtan çıkışların gelmesi şaşırtıcı olmamalıdır. **
* Tahmin profesörü'nden yeni 'Trump' iddiası, Hürriyet, 16 Kasım, 2016
** Trump’ın ortalığı karıştıracağına dair ipuçları kendisini şimdiden göstermeye başladı. Kaçak göçmenlerin en kısa sürede sınır dışı edileceği Trump’ın başkanlık vaatlerinin üst sıralarında yer almıştı. Ancak Trump’ın seçimi kazanmasından bir hafta sonra Los Angeles polisi, mevcut prosedürler dışında “tek başına, göçmen ya da bir başka statü olsun, statülere bağlı olarak tutuklama yapmayacaklarını” açıkladı. Bununla da yetinmeyen Los Angeles’in polisi, “federal hükümet göçmenlerin iadesi konusunda agresif yol benimserse, bunu kendi başlarına yapabilirler” diyerek Trump’a doğrudan cephe aldı. (https://tr.sputniknews.com/abd/201611161025832259-abd-los-angeles-trump-gocmen/ )
Tabii Los Angeles’in içinde yer aldığı Kaliforniya eyaletinin %61 Clinton’a oy verdiğini de bir not olarak düşelim.
*** Seçim sonrası özellikle genç kitle #notmypresident (benim başkanım değil) diyerek internetten daha çok sokağı merkeze alan eylemlere giriştiler. ABD Komünist Partisis seçim akşamı ortaya çıkan bu kitle dinamiğini hızlı biçimde analiz etmeye başlamış bile.
Ancak ABD Komünist Partisi eski tas eski hamama uygun olarak, hızlı biçimde harekete geçen Trump karşıtı kitlelere kapitalizme alternatif bir dünyayı göstermek yerines “demokratik norm, kurum ve hakları savunma” çağrısı yapabiliyor. (John Bachtell, After the Trump election: Fight, Resist, Organize
http://www.peoplesworld.org/article/after-the-trump-election-fight-resist-organize/)
ABD Komünist Partisi’nde bile gözüken bu zaafiyete rağmen Trump’ın seçilmesi ABD’de faşizm tartışmalarını teorik bir zeminden pratik bir zemine kaydırmış durumda.