Siirt'teki ocakta yaşanan göçüğün altında kalan işçilerden 12'sine halen ulaşılamadı, üç cenaze çıkarıldı
2004 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı törenle açılışı yapılan Siirt’in Şirvan İlçesi Maden Köyü’ndeki bakır madeni ocağında dün akşam saat 21:00 sıralarında meydana gelen heyelan sonucu göçük yaşandı. Göçük altında kalan işçilerden üçü yaşamını yitirirken 12’sine halen ulaşılamadı. Göçük, Ciner Grubu'na bağlı Park Elektrik'in taşeron şirketi Antlar İnşaat'ın çalışması sırasında meydana geldi.
Aşırı yağış nedeniyle yaşanan heyelan ilk değildi. Aynı bölgede, geçen 25 Temmuz tarihinde de heyelan meydana gelmiş ve can kaybının yaşanmadığı bu heyelanda 6 kamyon ile 2 iş makinesi göçük altında kalmıştı.
Heyelan bölgesi olduğu bilindiği halde işletilmeye devam edilen ocakta yaşanan işçi katliamı, neoliberalizmin “mevzuatlar”, “kurallar” gibi tüm göstermelik yasal sınırları bile ezip geçen vahşi politikalarının doğal sonucudur. Bu katliam, ocağın açılış töreninde Tayyip Erdoğan’a “Önümüzü açın başka da bir şey istemiyoruz” diyen Ciner’e Erdoğan’ın verdiği “egemen olan kurumsal tutuculukla mücadele edeceğiz” sözlerinin tercümesidir.
Ciner gibi neoliberal sömürü politikalarının duayeni burjuvaların katilliği, 2011 Şubat’ında Afşin'de yine kendisine bağlı Park Teknik’in işlettiği ocakta yaşanan heyelanda 11 işçinin halen ulaşılamayan cenazeleriyle çoktan tescillenmişti. Park Teknik’in katliamdan hemen sonra işçi ölümleri nedeniyle değil de heyelan nedeniyle üretime ara verildiğini açıklamasıysa burjuvazinin vampir ruhunun bir kez daha açığa çıkması oldu.
Keza aynı şey burjuva medya açısından da böyledir. Yeni Şafak denilen paçavra, katliam haberine işçi ölümleriyle değil, göçük altında kalan iş makinelerinin sayısıyla başlayıp, işçileri de “bazı işçiler” şeklinde belirsizleştiren cümlelerle verdi. İşçinin canı makinelerden bile değersiz bu zevat açısından ve “dil doğruyu söylüyordu” bir kez daha…
Valilikten yapılan açıklamada ilk yardım ekiplerinin göçük alanına anında yetiştiği söylense de bu “anında” nın göçükten yaklaşık 1 saat gibi bir zamandan sonra anlamına geldiğini, ilk müdahalenin köylüler tarafından yapıldığının da altını çizmek gerekir.
Tayyip Erdoğan’ın açılışını yaptığı, bir ara kapanıp 2010’da AKP’li yöneticiler ve Türk-İş’e bağlı Maden İş temsilcilerinin de katıldığı törenle yeninden açılan ocakta, göçük altında kalan işçi kardeşlerimizin hemen hepsi karın tokluğuna çalışmak zorunda kalan çevre köylerden…
Göçükte hayatını kaybeden işçiler: Bedrettin Çaylı, Murat Ant, Savaş Kızılkan
Halen göçük altında olan işçiler: Halil Beşer, Baki Aydın, Mahmut Batumak, Reşit Can, Şefik Tuncer, Kerem Arat, Sedat Bulut, Ali Sönmezsay, İsmail TEKİN, İbrahim Kılıç, Yavuz Yıldırım, Nusret Birazalma
Soma, Ermenek, Şırnak, Bartın… İş cinayetlerine fıtrat denildikçe, enerji politikalarında rödovans-özelleştirme-taşeronlaştırma yaygınlaştırıldıkça, işçiye herhangi bir üretim aletinden bile daha az değer verildikçe, kiralık işçilik gibi bir kıyakla patronlar kar sarhoşluğuna sürüklendikçe ve biz “yeter artık” demedikçe ölümler ölümlere eklenmeye devam edecek!