Rızayla cinsel istismar?!

AKP'li vekillerin sundukları önergeyle cinsel istismar evlilikle takas edilerek aklanıyor

KADIN
Cuma, 18 Kasım 2016 (9 yıl 5 ay önce)

Ensar Vakfı’ndaki çocuk tecavüzlerini hasıraltı eden, bu tecavüzün ve üstünün örtülmesinin hesabını soranlara saldıran; Pozantı Cezaevi’ndeki çocuklara yapılan cinsel saldırıları açığa çıkaran Gündem Çocuk Derneği’nin kapısına faşizmin mührünü basan, Nevşehir’de bir lisede erkek arkadaşıyla bankta yan yana oturan kız öğrenciyi okuldan atmakla tehdit edip intihara sürükleyen zihniyet, dün akşam meşrebine uygun bir yasal düzenlemenin Meclis Genel Kurulu’nda ele alınmasını sağladı.



 



Ahlak, erdem, etik derdi olmayan; insanlık kadar eski yazılı-yazısız yasaları ve “kötülüğün” önünde “korku eşiği” olan toplumsal değerleri bir bir yıkarak ilerleyen rejim, cinsel istismarı “evlilik”le takas ederek meşrulaştıracak bir önerge hazırladı.



 



6 AKP milletvekilinin Meclis’te görüşülmekte olan ve 48 maddesi oylanan Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı’na eklenmesini istedikleri önerge, tecavüzü de çocuk istismarı ve “kız çocuklarının evlendirilmesini” de meşrulaştıracak kapsamda.



 



Kendisini neoliberal canavarlık ve faşist terörle tahkim etmeye, bunu da “partili cumhurbaşkanlığı” formülüyle daha tam hale getirmeye çalışan rejimin karakterinin kavramak isteyenlerin bu kadın düşmanlığına, bu düşkünlüğe bakması yeter!



 



Tecavüzün evlilikle takası



 



Salı günü oylanmak üzere Meclis Genel Kurulu’na getirilecek önergeye göre, cinsel istismar suçunda mağdurla tecavüzcünün evlenmesi durumunda Ceza Muhakemesi Kanununun 213. maddesine bakılmaksızın hükmün açıklanması geri bırakılacak:



 




Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkındaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suçtan azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazının ortadan kaldırılmasına karar verilir.




 



Cinsel istismarın hangisinin “cebir, tehdit, hile ya da iradeyi etkileyen başka nedenlerle” gerçekleşmediği sorusu bile mide bulandırmaya yetiyor. Tecavüze uğrayan kadına “o da erkeği tahrik edecek pantolon giymeseydi” diyecek kadar düşkünleşen bu cinsiyetçi anlayış, şimdi de “cinsel istismarın” gönüllü de olabileceğini söyleyecek kadar yasal bir düşkünlük sergiliyor.



 



Tecavüze evlilik kurumuyla resmi bir süreklilik kazandıran bu yaklaşım, faşizmin-gericiliğin-kadın düşmanlığının pervasızca ilanı dışında bir anlam taşımıyor. Aileyi kutsallaştıran bu zevat, kutsallaştırdığı o kurumun içine hangi pislikleri tıkıştırmak, onu nasıl bir toplumsal kokuşmuşluğun hücresi haline getirmek istediklerini de hiç utanmadan ilan ediyor.



 



Milyonlarca kadının ya da çocuğun zorla evlendirildiği Türkiye’de; iki taraf arasında gönüllüğe, sadakat ve en önemlisi de sevgiye-güvene dayanması gereken cinsler arasındaki ilişkiyi, erkeğin hem de en sapıkça güdülerinin saldırısına açan bu zihniyet kadına kölelik dışında bir rol atfetmiyor. Köle ve kuluçka makinesi… İradesini çiğniyor, karar verme hakkını en saldırgan biçimde gasp ediyor.



 





 



Yaş sınırı yok



 



Meclis’ten geçirilmesi düşünülen önergede herhangi bir yaş sınırı da belirtilmiyor. Ergin kadınların tecavüze uğramasına zaten “hak etmiştir” önyargısıyla yaklaşan, çocukların yaşadıklarına da en fazla toplumsal tepkiden korkunun penceresinden bakan bu zihniyet, şimdi o “korkularını” da kendi ahlaki değerlerini en saldırgan biçimde gündeme getirerek yıkıp geçiyor.



 



Bozdağ niyeti beyan etti



 



Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın tepkiler üzerine yaptığı açıklama, önergeyi sunmaya teşvik eden niyeti de, nedenleri de altını çizerek ortaya koydu.



 



Düzenlemenin “cebir, tehdit, hile ve iradeyi sakatlayan başka bir sebeple birlikte olanları, tecavüzcüleri kesinlikle kapsamadığını” vurgulayan Bozdağ, “peki kimi kapsıyor?” sorusuna bizzat kendi açıklamalarıyla yanıt vermiş oldu.



 



Bu düzenlemeyle aslında dinci gericilerin meşrulaştırdığı kız çocuklarıyla “evlenmeye” yasal güvence kazandırmış oluyorlar. Bugüne kadar mevcut yasalar nedeniyle 15 yaşından küçük olduğu için yasal nikah yapamayan sapıklara, şimdi “yasal nikah yapın istediğiniz yaştaki kız çocuklarıyla evlenebilirsiniz, kimse de bunu cinsel istismar olarak yargılayamaz” deniliyor.



 



Tabi bir kız çocuğunun cinsel istismara nasıl bir rıza gösterebileceği sorusunu yanıtsız bırakarak -aslında o istismarı meşrulaştırarak- hangi tıynette olduklarını da göstermiş oluyorlar.



 



Sadece 'hatır' meselesi değil tabi...



 



Bu arada çoğunluğu cemaat ya da tarikat üyesi olup, kız çocuklarıyla “evlenen” ama yasalar nedeniyle resmi nikah kıyamadığı için hapse atılan kişiler de serbest bırakılacak. Zaten hem Bozdağ’ın hem de Başbakan sıfatlı Binali Yıldırım’ın “aileler parçalandı, mağdur oldu” diyerek tepki gösterenlere feveran etmesi düzenlemeyi bu kesimlerin “hatırına” yaptıklarını ele veriyor.



 



Kurtarılması gereken” bu “hatırlı kişilerle” birlikte tüm kadınların ve kız çocuklarının fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin asgari de olsa güvencesi olan kimi cezai yaptırımları üzerine bir çırpıda çizgi çeken rejim sözcüleri, esasında kendi dünya görüşlerinin gereğini yapmaktadırlar. Kadınların, kız çocuklarının hayatlarını bozuk para gibi harcama özgürlüğüdür bu dünya görüşünün özeti.



 



Ortalığa çıkıp “bizi tecavüzcüleri aklamakla itham edemezsiniz, kötü niyetlisiniz” mavalları okusalar da kendileri de biliyor ki yaptıklarıyla aslında kendi dünya görüşlerinin, ideolojik argümanlarının, tahayyül ettikleri toplumsal yaşam kurallarının, kadına ya da kadın cinsinden olan her yaştaki insana nasıl baktıklarının ilanıdır bu...



 



Onların tahayyül ettikleri o dünyada kadının, emekçinin, işçinin, Kürdün, Alevlerin, Ermeni’nin, LGBT bireylerin… hiçbir iradesi, varlığı sözkonusu değildir, kabul edilmezdir. Sonları da bu "yok saydıklarının" "var olmasıyla" gelecek...