Şirvan da ağıtlara mı asılı kalacak?

Şirvan'daki işçi katliamıyla birlikte 2016'da yaşanan iş cinayetlerinde bin 750 işçi öldü!

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 19 Kasım 2016 (9 yıl 5 ay önce)

Siirt’in Şirvan İlçesi’ne bağlı Maden Köyü’nde AKP’li yıllarda palazlanan şirketlerden Ciner Grubu’nun işlettiği bakır madeninde şev kayması nedeniyle yaşanan göçüğün altında kalan 16 işçiden dördünün cenazesine ulaşılırken, 12 işçiye halen ulaşılamadı. Hemen hepsi çevre köylerden gelerek madende çalışan işçilerin ailelerinin katliamın yaşandığı madendeki acılı bekleyişleri devam ediyor.



 



Bu cinayetten sonra Ciner Grubu’na bağlı Park Elektrik (ocağı işleten şirket), aşırı yağmur nedeniyle heyelan yaşandığını ve göçüğün de bu nedenle meydana geldiğini söyleyerek, bildiğimiz “fıtrat” edebiyatına sırtını dayadı.



 



Dahası bu zebaniler, ocaktaki üretime işçi ölümleri nedeniyle değil de heyelan nedeniyle ara verdiklerini söyleyerek burjuvazinin vicdan, insanlık, korku nedir bilmeyen kar hırsını tipik bir klişeyle tekrar etmiş oldular.



 



Burjuva medya da aynı şekilde yağmuru ve heyelanı öne çıkaran bilinçli haberler yaptı. Maksat, katliamın bir “doğa felaketi” olduğu yanılsaması yaratmak.



 



Oysaki yaşananın bir şev kayması olduğunu, bunun da yağmurlar ya da heyelanla ilgisi olmadığını daha sonra yansıyan bilgilerden öğreniyoruz. Ki yağmur ya da heyelanla ilgili olsa bile gerekli önlemlerin alınmaması hatta acil müdahale ekipmanlarının bile hazır tutulmaması başlı başına bir sorundur.



 



Fakat gerek işçilerin gerekse Maden Mühendisleri Odası temsilcilerinin anlatımları, Şirvan’da aslında heyelan yaşanmadığını gösteriyor. Katliamın, 3 ay önce heyelan nedeniyle meydana gelen göçük yüzenden üretim kapasitesinin düşmesi ve ortaya çıkan açığın kapatılması hırsıyla dolaysızca ilgili olduğunu anlıyoruz.



 





 



Bu açığın kapatılması için göçüğün temizlenmesi ve hemen ardından gerekli önlemlerin alınması için belli bir çalışma yapılması gerekirken, bunun gerektiği biçimde yapılmadığını görüyoruz. Şirketin hızla tam kapasiteli üretime geçtiğini ama göçükten sonra ortaya çıkan tehlikeli hasarı gerekli biçimlerle onarmadığını… Mesela işin hızlandırılması için iş makineleri tarafından açılması gereken basamakların dinamitlerle açıldığını, patlatılan dinamitlerin göçüğe davetiye çıkardığını... Çalışan işçiler, göçükten önce çatlakların oluştuğunu, ancak önlem alınmadığını anlatıyorlar.



 



Şirketin daha fazla üretim için can güvenliğini hiçe saydığını belirten işçiler, işletme şeflerini ikaz ettiklerini fakat onların da önlem almak yerine kendilerini işten çıkarmakla tehdit ettiklerini belirtiyorlar.



 



Maden Mühendisleri Odası yetkililerinin anlatım ve tespitleri de işçilerin aktardıklarıyla aynı yönde… Oda temsilcileri edindikleri bilgilerin göçüğün yaşandığı yerde proje dışı çalışıldığını gösterdiğini belirtiyorlar. Yaşanan olayın göçük ya da heyelan olmadığını söyleyen mühendisler, göçüğün toprak altında yaşanan bir olay olduğunu, heyelan denilmesinin gerçeği yansıtmadığını vurguluyorlar.



 



Yaşananın bir şev kayması olduğunu söyleyen mühendisler, şevin açık işletmelerdeki basamaklarda kazı yapılan alan düzleminin yatay düzlemle yaptığı dar açı anlamına geldiğini, bu şevin kaymayı engelleyecek bir açıyla kazılması gerektiğini, fakat bu ocakta proje dışı iş yapıldığının anlaşıldığını, üretimin de hızlandırıldığını bu iki gerçeğin birleşmesiyle kaymanın yaşandığını ifade ediyorlar.



 



“Ne kadar üretirsem o kadar satarım ve karımı katlarım” kafasıyla üretime yüklenen, herhangi bir iş makinesinden bile daha az değer verdiği işçinin can güvenliğini hiçbir zaman dikkate almayan Ciner Grubu, bu konuda zaten hayli kabarık bir sicile sahip. Aynı madende gizli kalan iş cinayetleri, Şırnak’taki cinayetler, 2011 yılında Afşin’de yine Park Teknik’in işlettiği ocakta göçük altında kalan ve halen cenazeleri bile çıkarılmamış işçiler bunlardan sadece birkaçı…



 





 



Ciner ya da Soma AŞ. gibi AKP’nin açtığı yemliklerde nemalanarak iyice serpilen vampirler ve daha niceleri, sınıf hareketinin güçsüzlüğünden, örgütsüzlüğünden aldıkları güç ve kendi devletlerinin sunduğu olanakların yarattığı hoyratlıkla tek bir kuruş için bile onlarca işçiyi gözünü kırpmadan ölüme yollayacak canilerdir.



 



Türkiye’de Soma gibi büyük bir işçi katliamından sonra toplumsal baskıyla gündeme getirilen “İş Güvenliği ve sağlığı” tasarısının en kritik maddelerinin o tarihten sonra sürekli olarak ertelenmesi, işçi kanı dökenlerle ilgili görülen davalarda yaşanan açık ihlaller ve kayırmacılıklar iş cinayetlerine karşı güçlü bir sınıf tepkisi örgütlenmedikçe bu caniliğin zincirinden boşalarak devam edeceğini gösteriyor. Sadece 2016’nın 11 ayında tespit edilen işçi ölüm sayısının 1750 olduğunu telaffuz etmek bile bu korkunç gerçeği anlamaya yeter sanırız.



 



Soma, Ermenek, Torunlar... Herbiri toplumsal birer acı ve ağıt olarak kaldı. Sınıf hareketinin bugünkü düzeyi, toplumsal örgütlenmenin sınırları Şirvan'ın da böyle kalacağını ama böyle kaldıkça da katliamların geometrik olarak büyüyeceğini gösteriyor. OHAL, savaş, kriz koşullarında bunun daha fazla böyle olacağı açık... Elbette biz sustukça, "yeter artık" demedikçe. Ama en gür sesimizle...