Esnaf çöküş bekliyor

Bu ekonomik krizin evrilebileceği çöküşü en iyi hayatın içinden görebilirsiniz

GÜNCEL
Cumartesi, 26 Kasım 2016 (9 yıl 4 ay önce)

BBC’den Rengin Arslan’ın Eminönü, Tahtakale-Kapalıçarşı hattındaki gözlemleri ekonomik krizin giderek bir çöküşe doğru yol aldığının izdüşümü gibi… İstanbul’da perakende ve toptan alışverişin kalbi diyebileceğimiz bu bölgedeki durgunluğu bizzat esnafla yaptığı söyleşilerle tasvir etmeye çalışan Arslan’a birbirinden ilginç yanıtlar veriliyor. Bazı esnaflar bu durgunluğun 2001 kriziyle kıyaslanamayacak özgünlükler taşıdığını söylüyor, bazısı ’74 Kıbrıs işgali döneminde bile bu denli ciddi bir tıkanma yaşamadıklarını anlatıyor.



 



Henüz toptan bir çöküşe dönüşmemiş olsa da bunun eşiğinde olunduğunu, böylesi bir çöküşü işleri optimize ederek frenlediklerini anlatan esnaflar, bir adım sonrasının ne olacağına yanıt veremiyor.



 



Fakat bu krizi 3 evreye ayırarak tanımlayan bir esnaf durumun vahametinin altını çiziyor. Piyasada uzun süreli bir durgunluğun zaten olduğunu, bunun döviz artışı ya da “terör” saldırılarının gölgesinde dalgalandığını söyleyen esnaf, “Ama şu an krizin en acısını hissediyoruz, çünkü bu işsizlik krizi” diyerek sorunun nirengi noktasına vurgu yapıyor.



 



Burjuvazinin çeşitli kesimlerinin krizi son noktada ekonomiden, onun iç sınırları ve yapısal sorunlarından özellikle de dünyadaki toplam krizden kopararak sadece hükümetin siyasal söylem ve politikalarına bağlayarak açıklama çabalarıyla hayatın içinden konuşan bir esnafın tespitleri arasındaki fark apaçık ortada.



 



Burjuva çevreler bu yaklaşımlarıyla aynı zamanda başkanlık sistemi, devlet terörü ve zorbalığının zincirlerinden boşanmasıyla bu ekonomik gerçek ve kriz bağlantısı arasındaki ilişkiyi de (bölgesel kriz dinamikleri de diğer yanını oluşturuyor) perdelemiş oluyorlar.



 



Onlar ne kadar sonuçlara ya da görünür olana bakarak kitleleri de buna odaklamaya çalışsalar da hayatın içindeki gerçeklik bir esnafın dilinden bu şekilde konuşuyor. Burjuvazinin ve devletinin uykularını kaçıran gerçeklerden biri Ortadoğu’daki gelişmelerse diğeri de ekonomideki tıkanma ve çöküş belirtileridir. Bu da yapısal sorunlardan, neoliberal birikim modelinin tıkanması ve tarihsel sınırlılıkların varlığından bağımsız ele alınamaz.



 



İşsizlik oranlarının yüzde 20’lere, gençlerde ise yüzde 25’lere dayandığı, doların 3 TL’nin üzerine fırladığı, aklımıza gelebilecek tüm temel tüketim maddelerine zam üstüne zammın yapıldığı bu koşullarda sorunun sadece politik istikrarsızlıkla açıklanmayacak bir altyapıya sahip olduğu apaçık ortadadır.



 



Sanayi yatırımlarında neredeyse yerinde saymaya başlayan ekonomi, Binali Yıldırım’ın en son yapmak zorunda kaldığı “Dalgaya denize karşı mücadeleye girerseniz yenilirsiniz. Ayakta kalmaya çalışacaksınız. Tedbirler alıyoruz. Gece gündüz kafa yoruyoruz” açıklamalarıyla bir itirafa dönüştü.



 



Şu anda evet, “ayakta kalmaya çalışıyorlar”!..



 



Bu çöküş olasılığını da yine bir esnaf bizzat deneyimleri ve gözlemleriyle şöyle anlatıyor: "Bir önceki kademe önlemler alındı zaten. Şirket yapılanması içinde çıkarılacak birisi varsa çıkarıldı, üç dükkan varsa bire indirildi. Herkes bir optime etti işlerini. Bundan sonra Allah korusun kapatmalar başlar"



 



Gümbürtülü çöküşün hangi toplumsal sonuçlar yaratacağını kestirmek ise zor ama mümkün. Burjuvazinin, AKP ve tüm siyasi aktörlerin uykularını kaçıran bu gerçek, özellikle işçi ve emekçilere çıkarılacak faturalar olarak geri dönüyor/daha da dönecek. OHAL KHK’sı ile getirilen grev yasakları bunun ilk adımıysa, diğer adımları da belki ücret ödememe, yaygın iflaslar, el koymalar, karaborsa şeklinde devam edecek. Olansa biz işçi ve emekçilere olacak. Elbette seyrettiğimiz sürece…