Ahmet Türk, “Türkiye’de Kürt olmanın” en yumuşak halde bile ne anlama geldiğinin canlı bir anıtıdır
Doğada olduğu gibi toplumsal ve siyasal yaşamda da bazı ‘sınırlar' vardır. Onların aşılması, o güne dek bilinenin-alışılagelmiş olanın değişip farklılaşmasıyla sınırlı kalmaz, daha özel bir anlam taşır. Yaşanan değişim, kendisinden çok asıl bu yönüyle ‘sarsıcı’dır. İlk anda “bu kadar da olmaz” diyerek karşılaştığımız türden bir gelişmedir yaşanan.
Ahmet Türk’ün tutuklanması, Kürt halkının seçilmiş temsilcilerine yönelik saldırılar zincirinde bu özelliğe sahip bir halkadır!..
74 yasına gelmiş olan Ahmet Türk, yaşamı boyunca ılımlı reformist bir politik hat izlemiş Kürt politikacılarından biridir. Bu ılımlı duruşuna rağmen hem sosyal hem de siyasal yaşamında ağır bedeller ödemek zorunda bırakılmıştır. 12 Eylül döneminde Amed zindanına tıkılmaktan gerillaya katılan yakınlarının cenazesini kaldırmaya kadar acının ve eziyetin her türlüsünü görüp yaşamıştır. Bu yönüyle Ahmet Türk, “Türkiye’de Kürt olmanın” en yumuşak halde bile ne anlama geldiğinin canlı bir anıtıdır aslında.
Diğer bir yönüyle Ahmet Türk, Kürt kimliğini koruma noktasında sergilenen tarihsel br direnişin sembollerinden biridir. Yaşı ve bugüne dek yaşadıklarıyla, onca zulme, katliama, sürgüne, zindana, işkenceye rağmen sindirilip yıldırılamayan, diz çöktürülüp asimile edilemeyen bir halkın ulusal kimliğini ve kişiliğini koruyup yaşatma konusunda gösterdiği direncin cisimleşmiş ifadesidir.
Ve nihayet Ahmet Türk, Kürdün yaşayan tarihsel hafızası; daha doğrusu, kendisi de o tarihin uzunca bir diliminin içinde yer almış yaşayan bir tarihtir.
Dolayısıyla Ahmet Türk gibi Kürtlerin gözünde sembol bir bilge kişiliği, 74 yasında, aslı astarı olmayan ihbarları ve “gizli tanık” ifadelerini bahane ederek “terör örgütüne üyelik, yardım ve yataklık” suçlamasıyla tutuklamak demek, ‘savaş hukuku’ acısından bile ‘sınırın aşılması’ anlamına gelir.

Böyle bir adımın atılmış olması elbette çılgınlıktır. Tayyip Erdoğan ve çetesinin Kürt halkına karşı yürüttükleri kirli savaşta herhangi bir sınır tanımayacaklarının yeni bir göstergesidir. Kürt halkının iradesini tanımamakta ısrarlı olunacağının altını kalınca çizmektir. Ek olarak Kürtlere, “sizin yaşlı başlı bilgelerinize bile saygımız yok” mesajını vermek, bu yönüyle düpedüz hakaret etmektir.
Ayrıca sadece Kürt halkına değil Türkiyeli rejim muhalifi güçlere de bir mesaj vardır bu tutuklamada: Tıpkı Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay ya da Cumhuriyet yazarlarının tutuklanması örneklerinde olduğu gibi bu tutuklamayla da, “Ahmet Türk gibi ‘dokunulmaz’ olduğunu düşündüğünüz bilge temsilcilerinize dahi dokunur, onları bile içeri alırız” mesajı verilerek korku ve yılgınlık yaratmak, güçsüzlük ve çaresizlik duygusunu körüklemek hedeflenmiştir.
Yalnız bu pervasızlığın andığımız bu amaç ve yönlerini görürken, buna neden ihtiyaç duyulduğu sorusunu sormayı da unutmamak gerekir. Artık hiçbir kural, sınır, ölçü tanımayan bu saldırganlığın altında yatanı görmek gerekir.
Bu neden öfkedir, çaresizliktir, korkudur!.. Sırf şu son 2 yıldır yapılmadık zulüm, kullanılmadık yöntem kalmadığı halde Kürt halkına ve gerillaya boyun eğdirememiş olmanın yarattığı kızgınlıktır!.. “Şam’da Emevi Camii’nde namaz kılma” rüyaları görürken şimdi “düştü düşecek” denilen Kobanê ruhu tarafından geriye püskürtülüp ‘Kürt düşmanlığı’ temelinde Esad’la bile uzlaşmanın yollarını arayacak hallere düşmenin hıncıdır!.. “Ortadoğu’nun büyük abisi” olma hayalleri kurulurken kafayı Rojava devrimi gerçeğine vurmaktan ileri gelen acıdır, o yangının şimdi Bakur’u da sarmasından duyulan korkudur!..
Yaşadığı sıkışmalar ve çaresizlikten kaynaklanan öfkesini ve acısını 74 yaşındaki Ahmet Türk’ten çıkarmaya yönelecek kadar çığrından çıkmış bir korku, yaklaşan ecelinin önünü alabilecek bir güçten kesinlikle yoksundur!..
[Alınteri'nin baskıya hazırlanan 1 Aralık 2016 tarihli 5. sayısından alınmıştır]