Dünya çapında kabaran gerici sağ dalga -beklendiği gibi- kendini Fransa’da da hissettirmeye başladı
Fransa önümüzdeki Mayıs ayında yeni cumhurbaşkanını seçecek. Irkçı faşist Ulusal Cephe’nin lideri Marine Le Pen, bugünden seçimin en büyük favorilerinden biri hatta şu an birincisi. Sol ve sağdaki diğer partiler ise asıl olarak onun karşısında seçilme şansı olan bir aday bulma arayışı içindeler.
Dört yıldır işbaşında olan sözde solcu Sosyalist Parti başta olmak üzere “sol” adına ortaya çıkanların neredeyse hepsi tamamen bu korkuya oynuyorlar zaten. Geçim sorunları ve gelecek korkusu her geçen gün biraz daha büyüyen işçi ve emekçi kesimler başta olmak üzere neoliberalizme ve geleneksel siyaset tarzına tepki duyan topluma heyecan verecek çözüm önerileri ve yeni bir programla ortaya çıkmak yerine Le Pen korkusunu sömürüyorlar. Sırf bu bile, solun daha doğrusu kendini “sol” olarak pazarlamaya çalışan parti ve adayların ilk turda en fazla oy alan iki adaydan biri olarak ikinci tura kalmasının bile nasıl ‘mucizelere’ bağlı olduğunu göstermeye yeter herhalde.
Ulusal Cephe dışında kalan sağda da adaylık yarışı bu temelde yaşandı. İrili-ufaklı başka bazı sağ parti ve çevrelerin de parçası oldukları yarış, Sarkozy’nin başkanı olduğu Cumhuriyetçiler üyesi 7 aday adayı arasında geçti. Sonuçta 2 hafta öncesine kadar kimsenin şans vermediği eski başbakanlardan Françoise Fillon, rakiplerine büyük fark atarak ‘sağın adayı’ seçildi. Bu arada Sarkozy resmen madara oldu ve ikinci tura dahi kalamadı.
ABD’de Trump’ın seçilmesi gibi Fransa’da da Fillon’un beklenmedik zaferi şaşkınlıkla karşılandı. 20 Kasım’da yapılan ilk turda sandıklar açılana kadar kimse beklemiyordu bu sonucu. Yapılan bütün anketlerde de Sarkozy ile yine eski başbakanlardan Alain Juppe arasında geçecek gibi görünüyordu yarış. Ama Fillon birinci turda oyların yüzde 44’ünü, 27 Kasım’da yapılan son turda ise yüzde 66,5’unu alarak rakiplerine tur bindirdi. İşin ilginci, her iki seçime de katılımın beklenmedik ölçüde yüksekliğiydi (her ikisinde de 4 milyonun üstünde).
Fakat asıl ilginç olan, Fillon gibi birinin bu denli destek görmüş olması. En kısa tanımıyla Fillon, ‘ekonomide aşırı liberal, sosyal ve siyasal alanda ise düpedüz gerici’ olarak tanımlanabilecek bir figür ve önerdiği program da bu temelde. Fakat o da –tıpkı Trump gibi- “değişim” sloganıyla ortaya çıktı ve gençlerin bile desteğini kazandı. Taraftarları başta olmak üzere burjuva medyada ve sosyal medyada Fillon denildiği zaman hemen 4 sözcük kullanılıyor: Katolik, liberal, tutucu, milliyetçi. Yani tam bir post modern bulamaç.
Daha somut birkaç çizgi vermek gerekirse Fillon, beş yıl içinde 500 bin kamu görevlisini işten atacağını söylüyor. Haftalık çalışma süresini uzatmaktan yana ve bunun haftada 49 saate kadar çıkabileceğini savunuyor. Bütün neoliberaller gibi sermayenin vergilerini azaltmak onun da temel vaadlerinden bir başkası. Buna karşın Fransa’nın kdv’si olan tva oranını ise bugünkü yüzde 18’den yüzde 22’ye yükseltme yanlısı. Yani vergi yükünü halkın sırtına daha fazla yıkacağını söylüyor açık açık. Neoliberal açgözlülüğün her zaman başta gelen hedeflerinden biri olan işsizlik yardımı ve sosyal güvenlik harcamalarını büyük ölçüde kısmak Fillon’un da ana hedeflerinden biri. Emeklilik yaşını 62’den 65’e çıkarmak da hedefleri arasında.
Siyasi ve sosyal alanda ise Fillon, kimi konularda Marine Le Pen’le aşık atacak kadar gözü kara bir gerici. İslamiyete düşman koyu bir Katolik. “İslamcı Totalitarizmi Yenmek’ diye bir kitabı bile var. Burkayı yasaklayacağını ve bu konuların yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılamayacağını savunuyor. Ayrıca “terörist faaliyet hazırlığı içinde” olduğu düşünülen bireyleri sınırdışı etme yanlısı. Fransa’nın çok kültürlü bir ülke olduğu tezini reddedip fiilen “Fransa Fransızlarındır” kafasında olan biri. Mültecilere de karşı ve bu konuyu referanduma götüreceği sözünü veriyor. Fransa’da keskin bir toplumsal saflaşma konusu haline gelen homoseksüel evliliklerin karşısında olduğunu saklamıyor ve zaten Trump-Ku Klux ilişkisinde olduğu gibi Fransa’da da gerici Manif Pour Tous örgütlenmesi Fillon’un da en büyük destekçilerinden biri.
Düşünün ki Fransa gibi bir ülkede dahi Fillon gibi biri ve onun programı yığınsal bir destek buluyor. Dahası Marine Le Pen’in “alternatifi” Fillon ve onun bu programı oluyor?!!