Amok koşusu

Bu çılgınlığın bedellerini toplum olarak biz ödüyoruz

GÜNCEL
Perşembe, 1 Aralık 2016 (9 yıl 4 ay önce)

Tayyip Erdoğan ve çetesi sanki bir ‘amok koşusu’na çıkmış gibiler.



 



Amok koşusu/koşucusu, Malezya’ya özgü bir gelenekten türetilmiş bir kavram. Günümüzde bütün dünyada bir tür çıldırma, cinnet halini tanımlamak için kullanılıyor.



 



Özünde bu bir intihar biçimi. Farkı ise, sonuçlarına hiç aldırmadan şiddet kullanmaya yönelip kendisinin de gücü kalmayacak ve sonunda düşüp ölecek şekilde karşısına çıkan herşeye saldırma eğilimi biçiminde kendini dışa vurması. Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün gidişini Amok koşusuna benzetmemizin nedeni de bu zaten.



 



Bu çete gerçekten çılgınca bir gidiş içinde. Her yerde düşman görüyor, herkesi düşman görüyor, bütün dünyanın işi gücü bırakıp kendilerine tezgah kurmakla uğraştığına inanıyor…



 



Düşünün ki, daha önce HDP’lilerin ve onlara oy verenlerin “beyinlerine de kayyum atanması gerektiğini” savunabilen AKP’nin genel başkan yardımcılarından bir başkası Kemal Kılıçdaroğlu’nu “milli güvenlik riski” olarak değerlendirebiliyor?!!



 



Bu hezeyanların iç ve dış politikada, sadece politikada da değil ekonomide, kültürde, sosyal hayattaki yansıması ise ölçüsüz bir şiddet ve saldırganlık. Hoşa gitmeyen farklı bir ses ya da can sıkan her ne olursa olsun hemen asmak, kesmek, haddini bildirmek, tepesine binmek, el koymak, kapatmak, tehdit etmek… geliyor akla.



 



Akla gelen düşüncede de kalmıyor, gücü yettiğine karşı eyleme de dönüşüyor. Ama sadece “gücü yettiğine” karşı, buna bir mim koyun!..





Bu kabadayılık herkese sökmüyor elbette. Sübyancılara kol kanat germeye kalkan sapkınlık kadınlardan alıyor dersini örneğin. Yasağa, TOMA’ya, copa, gaza pabuç bırakmayan kadın hareketinin öfkesi karşısında kuyruğunu kısıp geri çekilmek zorunda kalıyor. Elinden geleni ardına koymadığı Kürt illerinde ne dağlarda gerilla ile başedebiliyor ne yakıp yıktığı kentlerdeki halkın topraklarını bırakıp gitmesini sağlayabiliyor. Amerikası’nın da Rusyası’nın da bencil hesaplarla verdikleri onay sonucu burnunu nihayet bir biçimde soktuğu Suriye’de kendisine çizilen sınırları biraz aşmaya yeltenince tepesine yiyor bombayı ve askerlerini kimin bombaladığını bile söyleyemiyor. “İnsanlığı” da “demokrasiyi” de pazarlık konusu yapan AB’ye kürsülerde esip gürlüyor ama iş icraata gelince o kof kabadayılık kapıyı vurup çıkma cesaretine dönüşemiyor. Ağzını açtıkça dolar fırlıyor sonra MB faizleri yükseltmek zorunda kalınca bütün o “faiz lobisi” höykürmelerinin üzerine bir bardak su içiliyor. ABD’ye, AB’ye, NATO’ya “Rusya’dan S-400 füzeleri alırım, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girerim” şantajları yapılıyor ama bu dengesizliklerin suyunu biraz daha hızlı ısıtmaktan başka bir etkisi olmuyor…



 



Bu Amok koşusu daha ne kadar sürer, bu çılgınca gidiş belasını ne zaman ve nasıl bulur şimdiden bilinmez. Ama bu gidişin gidiş olmadığı çok açık!



 



Bu çılgınlığın bedellerini toplum olarak biz ödüyoruz. Hem bugünümüz hem de geleceğimizden gidiyor birçok şey. İşte bu faturanın daha fazla kabarmasını istemiyorsak eğer, bizim aklımızı bir an önce başımıza toplamamız şart!..



 



[Alınteri'nin Aralık 2016 tarihli sayısının başyazısıdır]