Hastane yemekleri dolayısıyla yaşanan zehirlenmeyi gündeme getirdiği için işten atılan Bilgin direnmeye devam ediyor
1998 yılından beri İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde taşeron sağlık işçisi olarak çalışan Cemal Bilgin aynı zamanda Taş-İş-Der Başkanı ve hastanenin İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu Baştemsilcisi görevlerini de yapıyordu. Bilgin 15 Ağustos tarihinde hastanede yaşanan yemek zehirlenmesiyle ilgili olarak (40 sağlık çalışanı, hasta ve hasta yakını) yönetime, “Neden zehirlenme yaşandı? Yemeklerde bakteri mi var? Araştırılsın” diye talepte bulunduğu için işten atıldı.
Bilgin hem kendi sınıfının sorunlarına duyarlı bir emekçi olması hem de İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu Baştemsilcisi olması nedeniyle bu zehirlenmeyle ilgili araştırma yapılmasını ve sorumlular hakkında soruşturma açılmasını talep ettiği için 5 eylül'de iş akdi feshedildi.

Yıllardır Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde taşeron çalışma sistemine, hak gasplarına, usulsüzlüklere karşı mücdele eden Bilgin, işten atıldığı günden itibaren işine geri dönme talebiyle direnişe başladı.
Bilgin'in başlattığı direniş her hafta Cuma günleri öğlen saat 12:00 ile 13:00 arasında hastane kapısının önünde oturma eylemi biçiminde devam ediyor.
Bilgin bugün de (2 Aralık) öğlen saat 12:00-13:00 arasında yine hastane önünde haftalık oturma eylemini gerçekleştirdi.
Hastane önünde direniş pankartını açmasıyla birlikte sivil polislerin psikolojik baskıları da devreye girmeye başladı. Yok "orası girişi kapatıyor" yok "gelen gidenlere engel olunuyor" gibi bahanelerle kapı önünde pankart açıp eyleme başlaması engellenmeye çalışıldıysa da Bilgin ve arkadaşları pankartı açıp konuşmalarla eyleme başladı.
Beş kişiyle başlayan eylem, konuşmaların başlamasıyla giderek kitleselleşti. Konuşmalar yapılırken hasta yakınları Bilgin'i alkışlayarak, destek verdiler. Hasta yakınlarından, eylem sırasında yapılan konuşmaların haklı olduğunu, her hafta eylemi destekleyeceklerini söyleyenler de oldu.
Cemal Bilgin konuşmasında, hastanede yaşanan hak gasplarından, hastane yönetiminin dayatmacı tutumundan, hasta yakınları ve hastalara gösterilen kötü muamelelerden, parası olan ve olmayanlar arasındaki uçurumların giderek büyüdüğünden bahsetti. Hastane içinde simsarların nasıl hasta avına çıktığını, yemekhanede ölü farelerin cirit attığını, yemeklerin kokmuş-çürümüş malzemelerden yapıldığını anlattı. Bu yemeklerin çalışanlara, hastalara ve yakınlarına nasıl acımasızca ve sorumsuzca verilebildiğini dile getirdi. Bütün bunları dile getirdiğinde ise işinden atıldığını, tehdit edildiğini vurguladı.
Üyesi olduğu sendikanın bile (DİSK Genel-İş) kendisine destek vermekten vazgeçtiğini, ama herşeye rağmen direnmekte kararlı olduğunu ifade etti.

Bilgin aynı zamanda bu direnişin sadece kendisi için değil tüm taşeron işçiler için yapıldığını, çünkü her şeyin en ağır faturasının işçilere çıkarıldığını, her olayda en çok etkilenenin işçiler-emekçiler-yoksullar olduğunu vurguladı.
Bilgin Adana'da Süleymancılar'a mahkum edilen çocukların kaldığı yurttaki yangına da değinerek, "Her yerde her şeyde bizim çocuklarımız ölüyor. Başbakan, milletvekileri de ailelere her türlü maddi desteğin sağlanacağını ifade ederek, satın almaya çalışıyorlar. Ama ölen, yanan, yakılan çocuklarımız maddiyatla geri getirilemiyor. Biz birlikte karşı koymalıyız. Mücadele etmeliyiz" diye belirtti.
Bilgin ayrıca krize de değinip, en ağır faturasını emekçilerin çekeceğini belirtti. Bu kışın çok sert geçeceğini söyleyen Bilgin, "Şimdiden hazırlıklarımızı yapmalıyız. Açlık, yoksulluk ve işsizlik bizi bekliyor. Şimdiden bunlarla mücadele etmenin yollarını bulmalıyız. Bugün battaniyelerimizi getirdik. Güneyden kuzeye, batıdan doğuya soğukta kalan bütün çocuklar ve inasanlar bizim insanlarımız. Kimileri battaniye bile bulamıyor. Herkes dayanışmak için battaniyesini hazırlamalı" dedi.
Daha sonra oturma eylemine geçildi. Yarım saatlik oturma eylemi sonrasında haftaya cuma günü yine aynı yerde direnişe devam edeceğini ifade ederek, eylemi sonlandırdı.