Akkanat Tekstil, bünyesinde yüzlerce işçiyi çalıştıran, onların yoğun emek sömürüsü üzerinden varlığını sürdüren binlerce tekstil holdinginden yalnızca birisi.
Aynı şirkete ait olmasına rağmen hem yüklü vergi borçlarından kaçabilmek hem de olası sendikal örgütlenmeyi zorlaştırmak için firma Beyteks, Travese, Alteks, Beygo ve Akkanat isimleriyle 5 ayrı işletmeye bölündü. Esenkent-Bahçeşehir arasındaki bölgede faaliyetini sürdüren firma, her bölümde 100-150 arası işçiyi çalıştırıyor, ücretse tabii ki asgari! Her gün saatlerce süren ve ayda 90 saati bulan mesailere verilen ücretse toplam 30-40 milyonu geçmiyor.
Firmanın birçok tekstil firması gibi asıl kar kaynağı işçilerin aşırı çalıştırılıp emek güçlerinin iyice sömürülmesi değil, aynı zamanda sahtekarlık.
Firmaya 4 yıl önce giren orta derecede duyma özürlü Canan Yılmaz, bu sahtekarlık ve aldatmanın son kurbanı oldu. Firmanın temizlik bölümünde çalışan Canan Yılmaz, makinaların gürültüsü, aşırı yüksek sesli müzik ve makinelere vurarak müziğe tempo tutulması nedeniyle sürekli baş ağrıları çekiyordu. Duyma cihazı da kullanan Yılmaz için akşamları eve döndüğünde baş ağrısı dayanılmaz boyuta varıyordu. Sürekli bölüm usta başı Hamdi Güllü'ye gürültüden rahatsız olduğunu ve bölümünün değiştirilmesini söylese de bu ciddiye alınmıyordu. Müdüre kadar uzanan şikayetler bir şeyi değiştirmedi ama bir süre sonra değişen Canan Yılmaz'ın konumu oldu. Canan Yılmaz şikayetlerinden bir süre sonra tazminatsız işten çıkarıldı. Üstelik tazminatını ödememek için de kendi eliyle bir yazı kaleme aldırılarak imzalatıldı.
Oysa Canan Yılmaz'ın babası Cuma Yılmaz da işten atma öncesine kadar kızının ya işten tazminatı verilerek çıkarılmasını istediğini ya da iş kanununa dayanarak tek taraflı olarak sözleşmesini feshetmeyi düşündüğünü ama işten atmayla bunları yapamadığını söyledi. Sürekli babayla görüşmekten kaçan firma müdürü Bülent Bey, ne Canan Yılmaz'ın ne de babanın istek ve uyarılarını dikkate aldı. Yaptığı şey, tazminatsız, sahtekarlık yoluyla işin tek taraflı feshi oldu.
Çıkmak isteyen başka işçilerin tazminatı daha önceleri verilmesine rağmen gerek babanın Çalışma ve Bölge Müdürlüğü'ne şikayette bulunup tespit yaptırma çabası, gerek sürekli müdürü arayarak fesih istemesi yani hakkını araması kızının da dalavera yoluyla atılmasını getirdi.
Çalışma Bölge Müdürlüğü'nden eleman gelmeden işine son verilen Canan Yılmaz, biraz da okuma yazma konusundaki eksikliği nedeniyle ne yazdırıldığını anlamadığını, önüne bir yazı koyulduğunu ve aynısını yazmasının istendiğini, altına da imzasının attırıldığını söylüyor.
Baba Cuma Yılmaz da “Kızım çıkmak istiyorsan çık ama sakın çıkarken bir şey imzalama dedim. Ama ne yapıyorlarsa onu kandırıyorlar. Ben araştırdım, önüne bir yazı koymuşlar, aynısını yazdırmışlar. Bunu öğrenince müdüre bu yaptığınız düpedüz sahtekarlık. Bu ne iş haklarına uyar, ne de insanlığa. Bu çocuğun saflığından yararlandınız dedim. Yazının aynısını yazdırmışlar, altına da imza attırmışlar. Benim kızımın anlağı zayıf, ne yazdığını bilemez. Bana senin kızın benden iyi yazıyor, kendi el yazısı dedi. Tabii bunun arkasında kötü niyet var. Yazıyı ben görmedim, içeriğini bilmiyorum. Bildiğim bir şey var çıkışını imzalamış” dedi.
Şimdilerde baba Cuma Yılmaz firma sahibi Mehmet Akkanat'a kadar giderek işyerinde kızına karşı yapılan sahtekarlığı teşhir edeceğini söylüyor. Canan ise birçok işsizden şanslı çıkarak yeni bir firmada işbaşı yaptı. Belki Cuma Yılmaz kızı için çabalarını devam ettirecek ve sonuca ulaşmaya çalışacak ancak emeği, alınteri hileyle gaspedilen, zorbalıkla el konulan milyonlarca işçinin hakkı ancak sınıfın zoruyla ve alanlar doldurularak, milyonlar halinde örgütlenerek savunulabilir.