'Sendika direnişçi işçi istemiyor'

Taşeron sağlık işçisi Cemal Bilgin'le dernekleşme süreçlerini ve sendikaların tutumunu konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Pazar, 4 Aralık 2016 (9 yıl 4 ay önce)

1998 yılından beri İstanbul Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nde taşeron sağlık işçisi olarak çalışan Cemal Bilgin aynı zamanda hastanenin İşçi Sağlığı İş Güvenliği Kurulu Baştemsilcisi görevlerini de yapıyordu. Bilgin, 15 Ağustos tarihinde hastanede yaşanan yemek zehirlenmesiyle ilgili olarak (40 sağlık çalışanı, hasta ve hasta yakını) yönetime, “Neden zehirlenme yaşandı? Yemeklerde bakteri mi var? Araştırılsın” diye talepte bulunduğu için işten atıldı. 



 



İş akdinin feshedildiği 5 Eylül’den bu yana çeşitli biçimlerle direnişe devam eden Bilgin’le hem direniş öncesinde hem de sonrasında hastanedeki sendikaların nasıl bir tutum sergilediklerine, bu süreçte hangi zorluklarla karşılaştıklarına ve Taş-İş-Der’in nasıl kurulduğuna dair söyleşi gerçekleştirdik.



 





 



Aynı zamanda Taş-İş-Der Başkanı olan Bilgin’le gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi yayınlıyoruz:



 




Alınteri: Hastanede çalışan taşeron işçilerin dernekleşme sürecini kısaca anlatır mısınız?



 



C. Bilgin: Yaklaşık 10 yılı aşan bir süre oldu Çapa’da hasta bakıcı olarak çalışıyordum. Bizlerin ücretleri ödenmiyor, sigortalarımız yatmıyordu, farklı iş kollarında gösteriliyorduk, yemek paramızı vermiyorlardı. Yani taşeron işçilerin üzerinde çok ağır bir sömürü ve baskı hakimdi…



 



Çapa’da çok sendika var… Belediye-İş’ten Dev Sağlık-İş’e, KESK’in sendikalarına varana kadar yani hem memur hem işçi sendikaları var. Memur sendikaları bizi üye yapamıyorlardı. Bir de ben o zaman mücadeleye de çok aşina değildim. SES’in, TTB’nin öğrenci eylemleri olurdu, ben hep dışarıdan seyrederdim. Ta ki haklarımızın gasp edildiğini fark edinceye kadar…



 



O saatten sonra “biz neden eylem yapmıyoruz, biz neden sendikalaşamıyoruz?” diye düşünürken bir sendikaya üye olalım diye aklımızdan geçirmeye başladık.  Belediye-İş geldi, üye olamadık. Dev Sağlık-İş geldi, birçok sorun yaşadık. İşçi arkadaşlar elektrik alamadı, uyuşamadı. Bir de bizim üniversitede çoğu, yüzde doksanı AKP’li-muhafazakar kesim… Bu konuda sorunlar da yaşadık.



 



Ben de, “bi durun” dedim, “illa da bu mücadeleyi sol kesim verecek diye bir koşulun olmaması gerekiyor, ben de muhafazakarım” dedim… “Sendikanın solu sağı olmaması gerekiyor” dedik ve Dev Sağlık-İş’e üye olduk.



 



Ama hükümet Dev Sağlık-İş’in 10 bin üyesini feshetti ve farklı iş kollarında gösterdi. Biz sağlık hizmeti veren bir yerde çalışıyoruz ama Dev Sağlık-İş’e üye olamıyoruz. İş kolu değişiyor. Bunları yaşarken, “taşeron işçiler kendileri bir örgütlülük kurmalı” diye düşünürken hocalarla, öğrencilerle, taşeron çalışan arkadaşlarla (SES’ten TTB’den) bir araya gelip bir dernek kuralım dedik.



 



2009’da dernek kuruluyor



 



2009’da Taşeron İşçiler Derneği’ni kurduk ve üye sayımız bin işçiye ulaştı. Tabii bu arada eylemlere de başladık. Bu sefer sendikaların bize bakışı da değişti. Çapa’da dernekle birlikte şimdiye kadar gasp edilen birçok haklarımızı eylemler yaparak geri aldık.  



 



Sendikalar bizim kurduğumuz derneği sanki alternatif bir örgütlenme gibi algıladılar. Ama sendikaya sadece kendi iş kolunda çalışan işçiler üye olabiliyor. Derneğeyse temizlik, hasta bakıcı, güvenlik, teknik, tıbbı sekreter yani bütün taşeron işçiler üye olabildi.  Yeni bir model, yeni bir yöntem belirlemiş olduk böylece ve gerçek bir başarı da kazandık.



 



Dernekte amacımız, işçilerin mücadeleyi, örgütlenmeyi, komite kurmayı öğrenmelerini sağlamaktı ve bunu aslında sendikaya üye olmadan önce staj gibi bir bilinçlenme, eğitim yeri olarak düşünmüştük. Ve sendikalara üye olalım istiyorduk. Ama mevcut sendikalar bizi istemedi, sahip çıkmadı yıllarca. Bir de hep derneğin sendikaya karşı olduğu propagandası yapıldı.



 



Bu arada dernek mücadele ve eylemliliklerle taşeron işçilerin yıllık izin hakları, ücret farkları alındı. Hatta taşeron şirketler kaçıp gidiyordu. Dernek eylemlilikleriyle bir yıldır yatmayan ücretlerimizi aldık. Kreş hakkı, ölüm izin hakkı… bütün bunları dernek örgütlenmesi ve eylemlilikleriyle aldık. O zaman sendika yoktu. Biliyorsunuz en son asgari ücret 1300 TL oldu. Bizim de 1300 almamız gerekiyordu buna göre ama Çapa’da en düşük temizlik işçisi 1800-1900 alıyor. Dernekteki örgütlülük sayesinde…



 



Alınteri: Dernekleşme süreci öncesinde ve sonrasında sendikalar konusunda birçok sorunlar yaşadığınızı ifade ettiniz. Bütün taşeron işçilerin örgütlenmesini sağlamak için Taşeron İşçileri Sendikası kurmayı düşündünüz mü? 



C. Bilgin: Bu konuyu çok düşündük, tartıştık. Biz bu fikri söylerken bazı illerde kurdular. İşte Adana’da ve başka illerde de kuruldu. TİS-TİP diye… Ama başarıya ulaşmadı maalesef, mevcut sendikalar boğdular.



 



Biz de burada boğuluruz yani boğarlar… O nedenle var olan sendikalara üye olalım dedik. Ne yaptık? Belediye-İş’ çağırdık. Yarıda bıraktı. İşçiler işten çıkarıldı, işçiye sahip çıkmadı.  Belediye-İş’in 150 üyesi de vardı. On yıldır üyesi işçilere zaten sahip çıkmıyordu.



 



Dev Sağlık-İş  hükümetin politikası nedeniyle olmadı.



 



Son olarak Genel-İş geldi. TTB, SES üyesi hocalar, öğrenciler sol bir sendika olsun dediler ve Genel-İş geldi. Biz de canla başla çalıştık. Dev Sağlık-İş bile Genel-İş için çalıştı. Bütün bölümlerdeki taşeron işçiler Genel-İş’e üye olalım dedik. Bir de bizim örgütlülük deneyimimiz olduğu için… Temizlikte üye işçi sayısı 150’yi bulduğunda üyelikleri durdurdular ve “her bölümü üye yapamayız” dediler. Bunda da başka hesapları varmış. Bunu daha sonra öğrendik. Biz de “önümüzü görerek bu örgütlenmeyi yapalım” dedik.



 



Alınteri: Direniş sürecinde sendikanın tutumunu anlatır mısınız?  



C. Bilgin: Bana çok sabıkam olduğu söylendi sendika tarafından… Yaptığımız eylemler ve direnişler nedeniyle açılan dava ve soruşturmalar sendika tarafından “sabıka” olarak değerlendiriliyor.



 



Bizler yerli ve yersiz çok eylem yapıyormuşuz!.. “OHAL var, destek olamayız” denildi Şube Başkanı Mehmet Pehlivan tarafından…



 



Üniversite yönetimi ile görüşmeler yapıldı ve bu görüşmeler sırasında yönetime, her hafta yaptığım direnişe sahip çıkmayacağını söylemiş.



 



“Biz masa başında diyalogcu görüşmeler ile sorunları çözeriz. Eylem ve direniş bizim anlayışımızda yok" diyerek pankarttan şube adını sildirdi.



 



Sendika yönetiminin genel anlayışı şöyle: “Direnen ve eylem yapan işçi uyanık olur, söz dinlemez, sendika işlerine ayak bağı olur.”  Yani kontrollü, sorunsuz bir şube ve üye işçi istiyorlar.




 



Cemal Bilgin tüm taşeron işçilere seslenerek  “Taşeron sistemine karşı fiili ve hukuk mücadelesi verirken siyasî irademiz de olmalı” diyor. Bilgin atılmasına neden olan yemek zehirlenmesiyle ilgili olarak da hastalar ve yakınları dava açarak haklarını arama yoluna giderlerse sonuna kadar yanlarında olacağını belirtiyor.