Şırnak’a gidilebiliyor ama arama noktaları o kadar ağır ki sanki başka ülkeye giriyorsunuz gibi peronlar bile kurulmuş
Fehmi Katar
Kürdistan’da devletin soykırım saldırılarına en çok direnen şehirlerden biri Şırnak oldu. Çökertme Planı ile Kürdistan’da soykırım yapmayı planlayan Türk devletine karşı savunmaya geçen Kürt gençleri, Kürdistan’nın diğer birçok yeri gibi Şırnak’ta da mahallelerde barikat kurup direnişe geçti. Beş mahallede barikat kuran YPS’lilere karşı on binlerce asker, polis ve en son teknoloji ile saldıran Türk devlet güçleri, buna rağmen en büyük kaybı burada verdi. Mahallelere giremeyen devlet güçleri, uzaktan yaptıkları top atışları ile direnişin olduğu mahalleri bombaladı. İçişleri Bakanı 3 Haziran’da operasyonların bittiğini açıkladı; ancak sokağa çıkma yasağı ancak -o da kısmi olarak- 13 Ekim’de kaldırıldı. Şırnak’ın 5 mahallesinde barikatlar kurulmuştu; fakat şehrin 8 mahallesi neredeyse yok edildi.
Sokağa çıkma yasakları boyunca Şırnak’ta bulunan, kendisi de Şırnaklı olan HDP milletvekili Aycan İrmez’le kentte yaşananları ve son durumu konuştuk. İrmez, “Burası ayrı bir ülke, onu bize bir daha hatırlattılar” dedi.
Şırnak’ta son durum nedir, onunla başlayalım...
Yasak hala saat 22:00 ile 5:00 arası devam ediyor. Sokağa çıkma yasağı 14 Mart’ta başladı. 3 Haziran itibarıyla İçişleri Bakanlığı, resmi açıklama ile operasyonların bittiğini duyurmuştu. Yasağın devam ettirilmesinin gerekçesi ise patlayıcı maddelerin kaldırılması olarak duyuruldu. Ama asıl gerekçe, oradaki evlerin yıkılmasıydı.
Şu ana kadar Şırnak’ın yüzde 70’i yıkıldı. Bu yıkım, kısmi olarak devam da ediyor. Her kentin kendine ait bir çarşısı ve merkezi var, Şırnak’ta artık o da yok. Çarşısı olduğu gibi yok edilmiş. 10 mahallenin sekizi, birkaç ev dışında tamamen yıkıldı. Şu an itibarıyla Şırnak’a gidilebiliyor ama arama noktaları o kadar ağır ki sanki başka ülkeye giriyorsunuz gibi peronlar bile kurulmuş. O peronlardaki ağır kontrollerden sonra kente girilebiliyor. Daha önce biliyorsunuz, buraya “Şırnak Cumhuriyeti” deniliyordu. Şu an yapılan uygulama, tam da bu söyleme uygun bir şey ortaya çıkarıyor. Bu uygulamalar, ayrı bir ülkede olduğumuzu hatırlatıyor bize.
Kim yıkıyor peki Şırnak’ı?
“Acar İnşaat ve Yıkım” adında bir firma. İhale bu Ankara merkezli firmaya verilmiş. İhale, sadece yıkılan evlerdeki demirlerin alımı ile ilgili ama firma ihalenin parasını çıkarmak için önüne gelen bütün evleri yıktı. Evlerdeki her şeyi de aldılar. Öyle ki oraya gidip bir parça olsun eşyasını kurtarmaya çalışanlara bile, “her şeyin ihaleye dahil olduğunu” söyleyip engellediler. Bazılarını da polise şikayet edip şehrin dışına çıkarttırdılar. Binlerce Şırnaklı evinden bir halısını bile çıkartamadı, geri geldiğinde evinin olduğu yerde topraktan başka bir şey bulamadı.
70 bini aşkın nüfusu olan Şırnak’ta bir yıla yakındır evlerine gidemeyen Şırnaklılar ne yaptı?
Bazıları Cizre, Silopi, Güçlükonak ve Uludere başta olmak üzere birçok yerde çadırlarda kalıyor. Diğer bir kesim de Siirt, Mardin, Amed gibi yakın illerde kendi imkanlarıyla ev kiraladı. 15 ile 20 bin arası insan da Şırnak’a yakın yerlerde kurdukları çadırlarda yaşıyordu. Yasakların kaldırılmasına bir ay kala o insanların çadırları devlet tarafından zorla kaldırıldı. Onlar da çevre ilçe ve köylerde yaşayan akrabalarının yanına gitti.
Batı’ya göç oldu mu?
Oldu ama çok az. Hatta batıya göç edenlerin oranı, nüfusun yüzde 4-5’i bile değil. Aslında devletin asıl amacı buydu. Çadırlar yıkılırken biz oradaydık. Halka, “Siz Batı’ya gidin, biz bir yıl masraflarınızı, kiranızı karşılayacağız” diyorlardı.

Yasak kalktı ama ortada bir şehir kalmadı... Halk geri dönmeye başladı mı?
Şırnaklıların yüzde 50-60’ı şu an dönmüş durumda ama dediğim gibi şehrin yüzde 70’i yıkıldığı için dönenler kiralık ev bile bulamıyor. 4-5 kişilik aileler, her bir aileye bir oda düşecek şekilde bir arada yaşıyor. Devlet, evini yıkıp mağdur ettiklerini sadakaya bağlamaya çalışıyor. Devlet evini yıktığı insanlara tazimat vermek zorunda, ama bunu sadaka gibi vermeye çalışıyor… Devlet tazimat olarak para yerine konut vermeyi planlıyor. Daha önce para vereceklerdi, ama şimdi konut vermeyi kararlaştırdılar. Ama bunun nasıl verileceği konusunda ne biz ne de halk bir şey biliyor.
Yasak kalkmadan Çevre Bakanlığı’ndan gelip evlerin durumuyla ilgili hasar tespit raporları hazırlamışlar. Bu raporlarda evlerin kaç dairesi olduğu, kaç metre kare olduğu ve yaşı ile ilgili bilgilere yer verilmiş. Bu raporlardaki bilgilerin çoğu hatalı. Evler olduklarından daha küçük ve daha eski gibi gösterilmiş. Halkın yoğun itirazları nedeniyle Çevre Bakanlığı tarafından iki haftalık bir itiraz süresi tanındı. Çevre Bakanlığı‘na bağlı bir kurumda açılan masalarda itirazlar kabul edildi. Ama burada yaşananlar oldukça vahimdi. Çevre Bakanlığı çalışanları, raporlara itiraz eden halka oldukça küçümseyici, aşağılayıcı tavırlarda bulunuyor. Sanki devlet evlerini yıkmamış gibi bir de insanlara sadaka verir gibi yardım yapıyor.
Tazminatı para yerine konut vererek karşılamalarının asıl sebebi de aslında halkı borçlandırmak.
Konutlar nasıl verilecek peki, onunla ilgili bir bilginiz var mı?
Hasar tespitle ilgili tutulan tutanaklarda evlerin ne kadar büyük, ne kadar eski olduğu da yazılıyor. Yeni yapılan evlerde eski ev ile olan fiyat farkını ev sahibine ödetecekler. Diyelim ki bir insan 40 yıl önce evini 100 bin lira ödeyerek yapmış ama bugün aynı ev için gerekli harcama tutarı 150 bin; o zaman bu kişi, aradaki 50 bin fiyat farkını vermek durumunda bırakılıyor. Böylece devlet mağdurların mağduriyetlerini görmek yerine onları borçlandırarak kendine bağlamaya çalışıyor.
Bir de Şırnak’a Suriyeli mültecilerin yerleştirilerek kültürel dokunun bozulmak istendiğini konuşuluyor. Halk arasında mesela, 3-4 katlı konutlar yapılır bunların yarısının Suriyelilere yarısının da Şırnaklılara verileceği söylentisi var...
Evet gerçekten böyle bir şey konuşuluyor. Yapmak istedikleri şey, yaptıkları konutları halka yüksek fiyatlarla satarak onları borçlandırmak. Halkın öyle iyi bir ekonomik gücü olmadığı için diyor ki, “Sen bana yıkılan evimin tazminatını ver, ben hiç borçlanmadan kendi evimi yaparım.” Ama devlet boş kalan konutları bahane ederek daha önce yapmak istediği mültecileri yerleştirmek planını uygulamaya koymak istiyor. Böylece şehrin kültürel ve sosyal yapısını yok etme amacını tam olarak yerine getirmiş olacaklar. Zaten asıl amaçladıkları bu şehrin tarihini, mimarisini, sosyal dokusunu, kısacası Kürtlüğünü yok etmek. Bu, halkı zorla göçe tabi tutarak, evini barkını yıkarak olmadı; şimdi kültürel, demografik yapıyı yıkarak yapmak istiyorlar. Zaten şimdi gelip şehri gördüğünüz zaman asıl amaçlarını da net olarak görürsünüz.
Yasaklar sadece bir şehirle sınırlı değildi, aslında şehir dışında da bir sürü yer “güvenlik alanı“ diye yasak edilmiş durumda. Şırnak çevresindeki yasaklar da halen sürüyor mu?
Evet, Cudi, Gabar, Besta dediğimiz alanlarda yasaklar halen devam ediyor. Besta bölgesindeki köylerde yaşayan insanlar, kısa süre önce zorla göç etti. Bu insanlar uzun süredir emek verdikleri bağlarını, bahçelerini terk etmek zorunda bırakıldı. Askeriyeden orada yaşayan köylülere yakın bir yere bomba atışları yapıldı. Köylüler bizimle irtibat kurdu. Atışların yapıldığı karakolun komutanı ile görüşmüşler ama karakol komutanı “Oradan nasıl çıkıyorlarsa çıksınlar” demiş. Biz de karakol komutanına ulaşmaya çalıştık ama bizimle görüşmedi. Bir yıla yakın zamandır buradaki hiçbir mülki amir bizimle görüşmüyor.
Şırnak aslında en çok göç, baskı yaşamış, halkı en çok mağdur edilmiş yerlerden biri ama ona rağmen dışarıya en az göç veren yerlerden de biri. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bunu Şırnaklıların hem topraklarına hem de halklarına olan aşkına bağlıyorum. Ben hep şöyle tanımlıyorum: Şırnak kocaman bir aileye benziyor. Burada herkes birbirini tanır. Halk arasında çok sıcak ilişkiler var. Mesela Cizre ve Silopi’ye giden halkımız bile her fırsatını bulduğunda bizi arar, diğer yerlere giden Şırnaklıları arar. Toplumsallığı çok iyi besleyen bir gelenek oluşturulmuş. Bir yas olduğunda herkes taziyeye gider. Yas evine öğle yemeğini bir ev, akşam yemeğini başka bir ev yapar. Bu kolektivizmi başka bir yerde bulamazsanız. Şırnaklılar, halklarına gerçekten de aşıktır; ondan dolayı da toprağını, halkını kolay kolay bırakıp gitmezler. Kürdistan bir bütün olarak bir vatandır ama Şırnak’ın gerçekten özel bir durumu var.
Şırnak çok kısa süre içinde çok değerli evlatlarını şehit verdi ve dediğiniz gibi şehrin yüzde 70’i yıkıldı. Şırnaklılar bunun yasını nasıl tutuyor ya da yasını tutabiliyor mu?
Şırnaklılar bir yere kadar yaslarını tutuyor ama o yasları aynı zamanda aslında mücadele azimlerini, mücadele için konsantrelerini sağlıyor. Yaslarda şu deniliyor: Ölen gençlerimizin bir bildiği vardı, onun için ölümü göze alıp savaştılar, özgürlükleri ve demokrasi için hayatlarını ortaya koydular. Bir bütün olarak aslında Şırnak halkı, Kürdistan’da olan işgale karşı çok büyük bir mücadele veriyor. Diline, kültürüne sahip çıkıyor. Halen mesela, Emniyet ve askeriye hariç bütün devlet kurumlarında bile Kürtçe konuşuluyor. Adliyesinde de öyle, valiliğinde de, diğer kurumlarında da... Asimilasyona karşı bu anlamda büyük bir mücadele veriyor Şırnaklılar. Tuttukları yas da bu mücadelelerini daha kararlı, daha azimli yürütmelerini, devletin bu kirli politikalarına karşı dik durmalarını sağlıyor.
Yeni Özgür Politika