TDİ, 19 Aralık 2000'de katledilen devrimci tutsakları Gazi Mezarlığı’nda yapılan bir törenle andı
19 Aralık 2000'de “Hayata Dönüş” adıyla yapılan ve 12 devrimci tutsağın diri diri yakıldığı toplam otuz tutsağın katledildiği, 600’den fazla tutsağın da sakat bırakıldığı katliamın yıldınömünü çeşitli etkinliklerle karşılayan TDİ, bugün Gazi Mezarlığı girişinde bir anma yaptı.
Anma etkinliği başlamadan önce mezarlık etrafında tur atmaya başlayan akrep denilen zırhlı polis aracı anmaya katılanları teşhis etmeye yönelik tacizini anma bitinceye kadar devam ettirdi.
TDİ bileşenlerinin saat 13:00’te Gazi Mezarlığı girişinde bir araya gelerek, “19 Aralık katliamını unutmadık, unutturmayacağız!” yazılı ozaliti açmasıyla başlayan anma, kısa bir konuşmayla devam etti. 19 Aralık Katliamı ve direnişinin 16. yılında hapishanelere yapılan katliam saldırılarında direnerek ölümsüzleşen devrimci-komünist tutsakların mücadele bayrağının ileriye taşınacağı, hiçbir baskı ve şiddetin bu konuda geri adım attıramayacağı, devrim ve sosyalizm mücadelesinin devam edeceğinin vurgulandığı kısa konuşmadan sonra direnerek ölümsüzleşenler için saygı duruşu yapıldı.
19 Aralık’ta katledilen devrimcilerin fotoğraflarının taşındığı anmada, “Devrim şehitleri ölümsüzdür!”, “Katil devlet hesap verecek!”, "19 Aralık katliamını unutmayacağız!”, "Devrimci tutsaklar teslim alınamaz!", “Devrimci irade teslim alınamaz!” sloganları haykırıldı.
Anma TDİ imzalı basın metninin okunmasıyla devam etti. "16 yıl önce 19 Aralık 2000 yılında katil devlet hapishanelerde giriştiği kanlı katliamlarla asıl olarak dışarıya gözdağı vermek istemiş, devrimci iradenin kırılması için hapishaneler özel hedefler haline getirmişti. Bu iradenin kırılması üzerinden işçi ve emekçilere dönük saldırılarına karşı gelişebilecek direnişleri, bu direnişlerin dinamiklerini tasfiye etmek istemişti. Bunu yapamadı, devrimci irade ve direniş azmini kıramadı” sözleriyle başlayan metinde şunlar ifade edildi:

19 Aralık hapishane katliamı ve F tipi zindanlara geçiş, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in özlü sözüyle, IMF programının uygulanabilmesi için gerçekleştirildi. Ciddi bir ekonomik krizin siyasi ve sosyal krizle iç içe geçtiği o tarihsel evrede direngenlikleri ve varlıklarıyla ürettikleri moral değerlerle hapishaneler, sınıflar savaşının öneli mevzileriydi.
Adına 'Hayata Dönüş' dedikleri ama esasında krizle debelenen sistemi 'hayata döndürmeyi' hedefleyen bu devrimci kıyımı, bugünümüze ve geleceğimize güç ve direnç kazandıran baş eğmezlikle yanıtlandı.
Yoldaşlarımızın, ailelerimizin, ille de analarımızın hem hapishanelerde hem de sokaklarda, karakollarda, hücrelerde katliam saldırılarına karşı nasıl direndikleri, tüm zorluklara rağmen nasıl vazgeçmedikleri ve iradelerini teslim etmedikleri tarihe kaydedilmiş bir olay değil, tarihi devindiren ve ona ruh kazandıran anlamlar bütünlüğünün ifadesidir.
Kriz içinde debelenen sistem tüm toplumsal kesimler üzerinde şu ya da bu şekilde etkide bulunan bu mevzilere her şeyden önce bu nedenle saldırmak zorunda hissediyordu kendisini.
Bu kanlı katliam ve aslında tüm hayatın F Tipleştirilmesi taarruzu 'İçerde dışarda hücreleri parçala!' sloganında hayat bulan bir direngenlik ve iradeyle karşılaştı.
Buradan hapishaneleri yine özel hedef haline getiren egemenlere bir kez daha sesleniyor ve 'Katletmek sizin, direnmek ve devrimci iradeyi teslim etmemek bizimdir!' diyoruz.
19 Aralık’ı gerçekleştirenler tüm işçi ve emekçilere, mazlum Kürt halkına, Hrant Dink gibi namuslu aydınlara, direngenlikleriyle faşist-gerici düzenlemeleri geri çektiren kadınlara, gelecekleri üzerinden tepinilmek istenen gençlere, kısacası ezilen-sömürülen-horlanan tüm toplumsal kesimlere düşman olan egemenler ve onların devletleri, kiralık katilleridir.
OHAL’le, KHK’larla ülkeyi yönetmek zorunda kalacak kadar sıkışmış ve ağır bir kriz içinde debelenen egemen güçler ve devletleri, zindanlara doldurdukları yurtseverlere, devrimcilere rehin muamelesi yapacak kadar acizleşmiş görünüyorlar. Bu sefer de pişman olacaklar, hak ettikleri yanıtları alacaklar. İçerde de dışarıda da…
Nasıl ki Kürt halkı bugün Cizre’deki bodrumlarda yakılan Mehmet Tunç’un vasiyet gibi bıraktığı direniş manifestosunu her defasında yeniden yazıyorsa, nasıl ki kadınlarımız sokakları polise ve gerici-erkek egemen zihniyete dar ediyorlarsa, nasıl ki aydınlar-sanatçılar-gençler irili ufaklı direnişlerle “teslim olmayacağız” diyorlarsa zindanlar da bu direniş senfonisinin önemli bileşenleridir.
Biz tutsak yakınları, yoldaşları, dostları, aileleri kısacası dışarıdaki tüm direniş dinamikleri onların soluğuna soluk katacağımızı, katliam planlarını, baskı ve rehin politikalarını anladıkları dilden püskürteceğimizi bir kez daha haykırıyoruz.
Basın metninin okunmasından sonra anma, ölüm orucu gazilerinden Nihat Göktaş’ın 19 Aralık’ta yaşadıklarını anlatması ve “19 Aralık'a benzer katliamlar yeniden planlanıyor, buna izin vermeyeceğiz” sözleriyle sona erdi.