TAK 'suçlu', peki ya biz?..

Kürt halkı adına hareket edenler tüm hata ve yanlışlarını sonuçta dövüşe dövüşe yapıyorlar...

AGÎRE JÎYAN
Salı, 13 Aralık 2016 (9 yıl 4 ay önce)

Nəriman Bakı



 



Beşiktaş’taki patlamanın TAK tarafından üstlenilmesinden sonra faşist gösteri ve propaganda en üst boyuta çıktı. Öyle ki, patlamanın olduğu andan itibaren CNN Türk’te AKP’li “düşünürler” ve eskiden de kirli savaşa katılıp katil olduğunu saklamayan emekli özel harpçiler dışında kimse yayına alınmadı.



 



Bu faşist gösteri atağının ne kadar işe yaradığı ayrı bir yazı konusu. Ancak aralarında bol miktarda sivil polisin de bulunduğu mafya çeteleri ve tescilli faşist bir güruh dışında duygusal tepkiyle sokağa çıkışlar bile TV’lerde ancak çarpıtma eşliğinde verilebiliyor.



 



Ne var ki sosyal medyada “sol” cenah adına ortaya çıkan tepkiler, bir suçlu aranacaksa önce nereye ve kimlere bakmak gerekir konusundaki akıl tutulmasını göstermektedir.



 



TAK’ın yaptığı bu kör terörün meşru görülecek tarafı yoktur. Serhat Tuna’nın “Ölüm acıtır, sarsar, travma yaratır...” yazısı, bu eylemin esas suçlusunun özellikle son bir yıldır azgın biçimde Kürt halkına saldıran faşist devlet olduğunu gösterip hatırlatması bakımından önemli ve anlamlı bir yazıdır. Tuna, TAK’ın hiçbir şekilde olumlamadığı bu kör terörünün güncel dinamiğini net bir dille sergilemiştir.



 



Nedir Suçumuz?



 



Ama TAK’ı hümanizm zemininde boğarak suçlamaya çalışan “sol” cenaha devletin malum suçlarını göstermek yeterli değilse, aynaya bakma zamanı çoktan gelmiş ve geçmiş demektir.



 



TAK’ın temelinde yoğun bir öfke ve hesap sorma arzusu yatan bu tür ‘intikam eylemlerine’ yönelmesinin bir nedeni faşist devletse, diğer bir nedeni de sol, sosyalist, devrimci öznelerin özellikle son 2 yıldır sergiledikleri utanç verici pratik(sizlik) değil midir?



 



Seçim öncesi Adana ve Amed katliam girişimleriyle düğmesine basılan savaşın düzleminin Kürtler sınırlı kalmayacağı Suruç’ta ortaya çıkmışken verdiğimiz tepkilerin düzeyi ne oldu? 10 Ekim Ankara katliamı sonrası düpedüz havlu atmadık mı? O katliamlar tam da bizleri iyice sindirip sokaklardan çekilmeye zorlamak için tezgahlandığı halde -ki hepimiz bunun farkındaydık ve dile de getirdik- yanıt olarak sokağa daha güçlü çıkmamız gerekirken korkunç bir hızla meydanlardan çekilmedik mi?



 



7 Kasım sonrasında AKP tankla, topla, uçakla Kürt halkına saldırıp kentleri yerle bir ederken ne yaptık? İnsanlar diri diri binalarda yakılırken, çoluk çocuk kurşunlanıp cesetlerine dahi eziyet edilirken, günlerce aç susuz bırakılırken birkaç tweet atıp ruhumuzu  rahatlatmanın dışında sabah işe gidip akşam işten gelmedik mi? Arada en fazla belki biraz gaz yediğimiz basın açıklamalarına sığınmadık mı eylem adına?



 



Kürtler boğazlanırkenki tutumlar yetmezmiş gibi 15 Temmuz sonrası HDP vekillerini ve belediye başkanlarını fütursuzca tutuklayacak boyuta gelen saldırılar karşısında ne yaptık?



 



DİSK, KESK... Hadi Kürt halkına destek olma adına hayatı durdurma noktasından uzaktasınız. Peki kendi üyeleriniz KHK’lar ile atılırken kapalı kapılar ardında “üyelerimiz valla billa FETÖ’cü değil bizden” pazarlığı dışında ne yaptınız?



 



Öznel ve nesnel koşulların karıştırılmaması tarihsel analiz için elbette önemlidir. Ancak bugün TDH’nin neredeyse iflas noktasında gelmesinin arkasında '80’den sonra göz göre göre daldığı ve çıkamadığı üç tasfiyecilik dalgasının hiç mi payı yok?



 



Örneğin daha geçen yıl seçim kabinesine bakan vermemeyi neredeyse “sosyalist bir zafer” diye tanımlayarak burnundan kıl aldırmayan EMEP, “Özgürlük Dünyası” gibi anlamı net olan dergisi kapatıldığında parti olarak bile sokağa çıkamamasını neyle, nasıl açıklar? Sergilediği bu siniklikte üreticisi ve uygulayıcısı olduğu tasfiyeciliğin hiç mi payı yok? Özgün kimliğini temsil eden dergisinin kapatılmasına karşı kılını bile kıpırdatamayan, onun yerine Evrensel Kültür’ün kapatılmasını öne çıkarak işi kotarmaya çalışan bir parti, Kürtler’i geçtik, işçi sınıfı ve emekçilere güven verebilir mi?



 





 



Gelelim Kürtler’e



 



Kürt özgürlük hareketi çok yanlışlar, hatalar yaptı. Bu hataların başta gelenlerinden biri de sadece TAK değil, kökleri TAK öncesine de uzanan kör terör eylemleri vardır. Kürt özgürlük hareketi bunların önünü zamanında alacak somut adımlardan ya uzak durdu ya da çok geç adım attı. Hatta bunlardan bazılarını zaman zaman olumlayan bir yaklaşım sergiledi.  



 



Legal siyaset alanında da seçim başarıları dışında çok parlak bir performans sergilenmedi. Örneğin Amed başta olmak üzere yıllardan beri elde o kadar belediye yönetimi bulunduğu halde geçmişteki bir Fatsa ya da günümüzdeki Ovacık örnekleri kadar iz bırakan etkileyici örnekler yaratılamadı. HDP ise 7 Haziran seçimlerinde arkasına aldığı güçlü rüzgarın da etkisiyle parlamentarizmin büyüsüne kapılıp sokağı neredeyse unuttu. Hendekleri bahane eden devletin Kürt halkına soykırım düzeyinde saldırmaya başlamasıyla HDP nihayet sokağa dönebildi.



 



Ancak başlıktaki “gelelim” kısmına bakıp da Kürt siyasetine ve halkına parmak sallanacağı sanılmasın.



 



Kürt halkı adına hareket edenler tüm hata ve yanlışlarını sonuçta dövüşe dövüşe yaptılar, yapıyorlar. Bu dövüşte Kürt halkı da siyasi öncülerinin yanında yer alarak hem bu dövüşe kan ve can oldular, oluyorlar hem de bu dövüşün tüm bedellerini en acı, en sert biçimde ödediler, ödüyorlar.



 



Dövüşmek!..



 



İşte bu, Beşiktaş saldırısından sonra sol cenahtan gelen eleştiriler ile Kürt halkının mücadelesi arasındaki farkın temel nedenidir! Dövüşenler yenilseler bile tarihe bir miras bırakabilir. Dövüşüyor gibi yapanlar ise tarih izin verdiği ölçüde bir süre daha var olsalar bile, en sonunda belki iz dahi bırakmadan silinip gideceklerdir.