‘Sıra size de gelecek!’

Polis ve asker milliyetçiliğin İslam senteziyle neoliberal temelde yeniden yoğrulduğu karışımla şekilleniyor

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Aralık 2016 (9 yıl 4 ay önce)

Tanur Oğuz Gündüzalp



 



Üç yılı aşkın bir süredir devam eden ve neredeyse her duruşmanın birbirinden farklı bir tiyatro sahnesine dönüştüğü Ethem Sarısülük davasının dünkü karar duruşmasında, katil polis Ahmet Şahbaz’a 10 bin lira gibi bir para cezası verilerek hem kendisine hem de kendisi gibi katillik potansiyeli taşıyan diğer polislere ellerinin titrememesi için ihtiyaç duyacakları gerekli moral güç ve cesaret de verilmiş oldu. Zaten başından beri hiçbir hukuki sürecin işlemediği; davanın her kritik aşamasında siyasi iktidarın talimat ve tehditleriyle müdahil olduğu bu davadan da başka bir sonuç beklenmezdi. En nihayetinde kararın özü-özeti anlamına gelen açıklamayı da en berrak haliyle katilin avukatı ifade ediyordu: “müvekkilime ceza verilirse polis işini yapamaz hale gelir.”



 



Çok doğru söylüyordu! Polis işini yapamazdı. Gerçi bugüne kadar uyguladıkları tüm faşist zorbalığın yanı sıra her türlü baskı ve insanlık dışı işkencenin fiilen yürütüldüğü gerici bir iklim mevcuttu ama arada bir ayaklarına takılan küçük engellerin de biran önce ortadan kaldırılması gerekiyordu. Çünkü değişime uğrayan siyasi rejimin yaşadığı iç kriz ve ihtiyaç duyduğu merkezi otoriterleşmeye yanıt olacak yeni düzenlemeler bunu dayatıyordu. 15 Temmuz darbe girişimini bastırmasıyla 20 Temmuz’da kendi darbesini gerçekleştiren AKP, uygulamaya soktuğu OHAL ve KHK’lerle nasıl bir rejim tahayyül ettiğini de göstermiş oldu.



 



Bir yandan gelişmeler kısaca bu eksende yaşanırken, polisin ihtiyaç duyduğu yasal güvenceler genişletiliyor bir yandan da siyasi iktidarın muhalif toplumsal kesimler üzerindeki baskı ve denetimini güçlendirecek tüm kurum ve yetkililerinin, aynı ideolojik bütünlüğün içinde hareket edebilecek bir zemin üzerinden hızlıca örgütlenmesi sağlanıyordu. Her ne kadar iktidar klikleri arasında zaman zaman it dalaşı yaşansa da, bu yaşananlar dinci-gerici ideolojiye ve devlet aklına aykırı anlayışlar değil, tersine, bu gücü hangi iktidar kliğinin kendi çıkarları doğrultusunda ele geçirip yön vereceği meselesiydi. ‘90’lı yıllarda Kürt illerinde ya da ilerici-muhalif semt veya mahallelerde Kürtlere ve devrimcilere dönük gerçekleştirilen operasyonlarda yer alan özel harekâtçıların ve Jitemcilerin her eylem sonrası görüntülere verdikleri “kurt işaretli” görseller bilinçli bir şekilde medyaya servis edilir, “Türkün Türk’ten başka dostu yoktur” nidaları altında kutlamalar yapılırdı.



 





 



14 yıllık AKP iktidarıyla birlikte değişime uğrayan sadece AKP kadroları ve tabanı değildi. Genel anlamıyla kolluk güçleri diye tabir edilen zor ve silah kullanma yetkisine sahip ordu ve polis güçleri de bu değişime uğramak zorundaydı. Milliyetçiliğin ve devletçilik ilkelerinin İslam senteziyle neoliberal temelde yeniden yoğrulduğu bu karışımdan meydana gelen kolluk güçleri, imza attıkları eylemler sonrası “kurt işareti” yerine cihadı simgeleyen sağ ya da sol kolun yukarı kalkarak avuçların kapalı, sadece işaret parmağının gösterildiği bir tarza evrildi. Artık kurt, yaşlı kurt olarak dönemsel rolünü yerine getirmişti. Şimdi evrimleşme onun rol ve görevlerini de içerecek bir tarzda yeni dönemin ruhuna uygun bir gelişim aşaması içermeliydi.



 



Polis Meslek Eğitim Merkezi (POMEM)’de hazırlık eğitimini tamamlayan özel hareket polislerine ettirilen intikam yemini ile (link:https://www.youtube.com/watch?v=s-LuZY-0-fs ) komando timlerinin Kürt avına çıkmadan önce kendilerini nasıl motive ettikleri ve içtikleri intikam yemininden nasıl bir değişime uğradıklarını anlayabiliriz. (link:https://www.youtube.com/watch?v=okplHVhqrxw)



 



10 Ekim Ankara Gar Katliamı sonrası polislerin yerde yatan ve yardım çağrısında bulunan yaralıların gözlerinin içine dimdik bakarak iğrenççe nasıl sırıttıklarını da hatırlıyoruz. Bu tutum bile polis teşkilatının içinde yer alan her bir bireyin sadece demokratik haklarını arayanlara karşı bile nasıl bir ideolojik tutum ve nefretle yaklaştığını göstermeye yeter. Yine aynı eylemin, Kasım ayında görülen birinci davasında daha mahkemenin ilk gününde, evlatlarının katilleriyle yüz yüze gelen ailelerin o anda yaşadıkları acı ve üzüntü dolu sitemlerine bile “şov yapmayın” diyecek kadar alçalan bir polisten bahsediyoruz.



 



Rus Büyükelçisini öldüren cihatçı polise bakın. 22 yaşında ve iki buçuk yıldır polislik yapıyormuş. Yani 94 doğumlu… AKP siyasal iktidara geldiğinde daha 7 yaşında olan bu polisin, ölümüne kadar geçtiği siyasi-sosyal ve kültürel sürecin onu nasıl şekillendirdiğine ve nasıl cihatçı bir militana dönüştürdüğüne bakın. Bunun tekil, münferit bir vaka olmadığı görülecektir. Her ne kadar Bekir Bozdağ durumun farkına erkenden varıp, “Türk polisinin sanki bu suikasti gerçekleştirmiş gibi takdim edilmesi, büyük bir saygısızlık ve iftiradır” diyerek paçayı kurtarmaya çalışsa da, bu eylemle polis teşkilatının nasıl bir yapıya büründüğü daha net görülmüştür. Bu eylem cihat söylemlerinin açıktan gün yüzüne çıktığı ilk eylem de değildir. Geçtiğimiz Ramazan ayında, Rize’de görev yapan başka bir polis memuru meydanda dikili duran Atatürk heykelini arkasında alıp, “ tekbirler eşliğinde Allah’a kul olun, Allah’ın dediği olur, bu puta tapmayın…” diyerek bağırdığı da kameralara yansımıştı. (link:https://www.youtube.com/watch?v=4ixra7EuPw8 )



 



Bunun yanı sıra başka çarpıcı bir örneği sanırım hepimiz hatırlıyoruz: Van’da IŞİD çetelerinin gerçekleştirmiş olduğu katliamları protesto edenlere saldıran polis,  öfke ve kininin sadece eylemcilerle sınırlı olmadığının altını çizercesine, eylemcilere dönerek  “Yaşasın IŞİD, IŞİD biziz!” sloganları atarak bu çetecilerden yana taraf olduğunun da altını çizmek istemişti. (link:https://www.youtube.com/watch?v=OFe13-4VWAA )



 





 



Bu örneklere geçtiğimiz yıl Silvan’da Sağlık Ocağı’na tekbirle Türk bayrağı asan ve görüntüyü servis eden PÖH’çüleri eklemeyi de unutmamak gerekir ya da Kürdistan’da terör estiren IŞİD kılıklı, Nusra-IŞİD eğitmeni SADAT’çıların ideolojik motivasyonlarını da öyle…



 



Tekrar yazının başına dönecek olursak eğer, Ethem yoldaşın karar duruşmasında mahkemenin vermiş olduğu ‘memnun edici’ karardan aldığı güçle kendisine vazife çıkaran kadın bir polisin, karara tepki duyan acılı aileleri “sıra size de gelecek!” diyerek tehdit etmesi, bundan sonra yaşanması muhtemel faşist devlet şiddeti ve zorbalığının “basit” bir memuru aracılığıyla dile gelmiş haliydi. Bu tehdidin ise muhataplarını kestirmek zor olmasa gerek. Hatta ve hatta günden güne genişleyen bu yelpaze içinde şu an yazıyı okuyan herkes olası bir devlet tehdidinin direk muhatabı olmaya aday gibi.