Roboski Katliamı'nın 5. yıldönümünde acı da kolektif yas da hala taze; direnç ve onur da bir o kadar dik
Tam 5 yıl önce TSK’ya ait savaş uçakları kaçakçı oldukları biline biline gittikleri Güney Kürdistan’dan dönen Roboskili köylü kafilesini havadan bombalamış ve 19’u çocuk 34 kişiyi katletmişlerdi.
Yoksul Kürt köylülerinin neredeyse tek geçim kaynağı olan ve rejimin de yıllarca “yoksulluk yönetimi” adına göz yumduğu “kaçakçılık”, on yıllara yayılan özgürlük savaşının o evresinde, üzerinden mesaj verilecek bir hedefe dönüşmüştü. Bu katliamla Kürt halkının her ferdinin potansiyel düşman olarak görüldüğü, kanlı bir mesajla tam sınıra yazılmıştı. Zorlu bir mücadeleyle fiilen işlevsizleştirilen, kafalarda yıkılan o yapay sınırların varlığı, Kürdün dökülen kanıyla yeniden çizilmiş, hatırlatılmak istenmişti.
Roboski o günden bu güne sadece Roboskililerin değil Kürt halkının kolektif yası oldu. Sadece yas değil, aynı zamanda bir halkın erdemlerinin, acılardan süzülen onurunun da… Roboskililer o günden sonra hep siyah giydiler, düğün yapmadılar ve her Perşembe yakınlarının mezarları başında gerçekleştirdikleri anmayla Roboski’nin tarihsel anlamına eğilmez bir bağlılıkla tutundular.
Onların bu direnişleri rejim güçlerini çıldırttı. Bu hınçla geçtiğimiz Mayıs’ın 30’unda bir kez daha bombalandılar. Yine sınırdan geliyorlardı, yine mazot ve sigara kaçakçılığı yapıyorlardı. Rejim açısından bir kez daha mesaj tahtası haline getirilerek bombalandıklarında bu sefer de 16 yaşındaki Vedat Encu ve Yılmaz Encu can vermiş, Suwar Encu ile İbrahim Encu de yaralanmıştı.
Rejimin Roboski’de somutlaşan anlam ve değerlere düşmanlığı sadece kan dökerek verilen mesajlarla sınırlı kalmadı. O günden sonra Roboskililerden hakkında dava açılmayan birey kalmadı. Katliamın aydınlatılması için çabalayan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encu tutuklandı, kardeşi ve aynı zamanda Roboski Derneği Başkanı Veli Encu de yakın zamanda gözaltına alındı.
Katliamın yıldönümü yaklaşırken yapılacak anma öncesinde de köydeki pekçok eve baskın yapıldı. Bu baskınlarda katliamda yaşamını yitiren Nadir Alma’nın kardeşi Hikmet Alma ile Muhammet Encu’nün babası Ubeydullah Encu gözaltına alındı.
Fakat Kürt halkı nezdinde Roboski’nin taşıdığı anlam karartılamadı. Tüm baskı ve saldırılara rağmen Roboski mesela Adana’nın Kürt mahallelerinde kapatılan kepenklerle haykıran ve hep taze kalan bir acı olduğunu bir kez daha dillendirdi.
Roboski katliamından sonra onu her açıdan sahiplenen rejim temsilcileri şimdilerde katliamı ‘FETÖ’ye yıkma telaşındalar. Onlar için hiçbir ahlaki-etik değer sözkonusu olmadığı için bir zamanlar katliam faillerine dizdikleri övgüleri de katliamı siyasal olarak üstlendiklerini belirten açıklamaları da yüzleri kızarmadan yokmuş gibi davranabiliyorlar.
Fakat bu arsızlıklarına ve failliği ‘FETÖ’ye yükleme çabalarına rağmen daha dün yapılan baskınlar, her hafta gerçekleşen anmaya getirilen yasak kararı bile bu organize cinayetin kolektif karakterini açıkça ortaya koyuyor. ‘FETÖ’ye yükleme çabasının diğer her şeyde olduğu gibi olur da devran döner ve kendilerini “insanlığa karşı suç” maddesinden yargılandıkları uluslararası mahkemelerde bulurlarsa diye sicillerini hafifletme çabası dışında bir anlamı yoktur.
Roboski katliamdan sonra failler ezberlenmiş senaryoları tekrarlayarak açtılar sayfayı. İlk başvurdukları “onlar teröristti” retoriği oldu. Hatta dönemin Genelkurmay Başkanı, “İçlerinde teröristler vardı. Silahlar biz gittiğimizde toplanmıştı” diyebilecek kadar ileri gitmişti. “Teröristi” savaş uçaklarıyla bombalamak mübahtı ne de olsa!.. Başbakan da Genelkurmay’a teşekkür etmekle açtı perdeyi, sonrasıysa malum…
Her derde deva bu retorik tutmayınca “istihbarat hatası” dediler. Sonra “vurmasak biz suçlanacaktık” gibi akıl almaz “savunmalara” giriştiler. Oysaki katledilenlerin devletin de bilgisi dâhilinde kaçakçılık yapan köylüler olduklarını hepsi de biliyorlardır. Zaten katliamdan sağ kurtulanlardan Servet Encü’nün verdiği, "Önce asker gelip yolumuzu kesti. Bıraktılar, yolumuza devam ettik. Sonra da uçaklarla bombaladılar" bilgisi, köylülerin bile bile vurulduklarını açıkça gösteriyordu. Sonra buna ABD heronlarından çekilen görüntüler eklendi. O görüntülerde kırk kişilik grubun mazot ve sigara kaçakçılığı yapan köylülerden oluştuğu açıkça görülüyordu.
Nerden baksan organize bir cinayet olan Roboski’nin faili belliydi, faili MGK’nın kendisiydi! Hemen öncesinde yapılan MGK toplantısıyla arasında dolaysız bir ilişki olduğu, bizzat Tayyip Erdoğan’ın, dönemin Genelkurmay Başkanı’nın o küstahça açıklamalarıyla dile geliyordu. O yüzden tüm deliller ortadayken süründürülen dava pervasızca kapatıldı. Nitekim katillerin kolektif bir pervasızlıkla örtbas edilme çabası da bu cinayetin kolektif adresini gösteriyordu.
Fakat buradaki pervasızlık sadece katillerin örtbas edilmesiyle sınırlı değildi. Rejim, altını kanla çizdiği mesajının arkasında da kolektif olarak durduğunu anlatmak istiyordu. Onu, Kürdün zihnine kazımak... O kadar ki bunu cinayetin faillerinin yargılanması ne kelime, katliamdan şans eseri kurtulan üç köylü hakkında açılan soruşturmalarla pekiştirerek göstermek istiyordu.
Vakitlerden yine bir “açılım” döngüsüydü… Kanla açılan perdede sunulanlaysa, “ancak kayıtsız şartsız teslim olursanız!” deniliyordu. Kısacası “tarihin hükmünü biz veririz” mesajı kanlı gövdelere kazınarak yineleniyordu!
Aynı mesaj açılan soruşturmaların, davaların yürütülüş ve bitiriliş biçimlerinde de haykırıldı. Meclis’te oluşturulan komisyon katliamı “anlaşılır” kılan bir rapor hazırladı, üstüne bir de gizlilik kararı verdi. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’nda tam bir buçuk yıl bekletilen dava, sonrasında "görevsizlik" kararı verilerek Askeri Savcılığa sevkedildi. Askeri Savcılık’ta dava "takipsizlik" kararıyla kapatıldı!
Roboski’den sonra onun mesajı IŞİD’in Kobanê’nin üzerine salınmasında, Cizre’deki bodurumlarda, Şırnak’ın yerle bir edilmesinde, Kürt halkının tüm tarihsel-toplumsal kazanımlarına dönük gözü dönmüş saldırganlıkta döne döne yineleniyor. Arada “açılım”la verilen es “ruhunuzu teslim etmezseniz!” sopası ve katliamlarıyla daha büyük adımlarla ilerlemeye devam ediyor.
Roboski ölülerinin sınırın sıfır noktasında dağılan ve Kürdistan’ın iki yakasını kanlarıyla birleştiren bedenlerinin Kürt halkının önüne koyduğu mesaj bu açılardan bakınca bile halen kanayan bir sıcaklıktadır. Özlemleri gerçekleşinceye kadar da öyle kalacaktır.