'Bu cesaret gösterilmeliydi!..'

KESK’in "İşimizi geri istiyoruz' emekçi yürüyüşü" üzerine Mahmut Konuk'la konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Pazar, 1 Ocak 2017 (9 yıl 3 ay önce)

Alınteri: Öncelikle öğrenmek istediğimiz şey şu, İstanbul’dan Ankara’ya yapılan emekçi yürüyüşü tabanın kararı mıydı? Yoksa KESK MYK’sının aldığı bir karar mıydı?



Mahmut Konuk: Bize yansıyan KESK MYK’sının kararıydı. Ancak tabanın zorlamasıyla böyle bir karar alınmıştır. Suçlamak değil ama şu yönlerden eleştirmek istiyorum:



 



1) Böyle bir karar alındığında neden ihraç edilenler ve açığa alınanlarla sınırlı kaldı. KESK’in diğer gövdesi bunun içinde olmayacak mıydı? Sorun sadece açığa alınanlar ve ihraç edilenlerle mi sınırlıydı?



 



2) Eğer ihraç edilenler için alınan bir karar ise ihraç edilenlere neden sorulmadı? İhraç edilenlerin insiyatif oluşturması ve karara katılması neden sağlanmadı? Katılımın düşüklüğü de ayrı bir sorundu. Ama bu sorunu sadece yukarıda söylediklerimize bağlamak da doğru değil. Bu karar sürecinde ihraç edilenlerin inisiyatifinin hem karar alma sürecine hem de yürüyüşün başından sonuna kadar insiyatif almalarının önü açılmalıydı. Karar aşaması ve yürüyüş süreci böyle olunca KESK MYK’sı ve taban arasında yer yer sorunlar yaşandı.



 



Bu tür kararlarda ve eylemlerde elbette örgütsel disiplin önemlidir. Ama işin öznesi kimse onlarla birlikte karar alıp birlikte hareket edilmeliydi. Tek başına MYK komitedir diyerek işin içinden çıkılması çok doğru bir tutum değildir.



 



3) Daha önceki süreçlerde eylem ve etkinliklerden bir iki gün önce karar alınıp hayata geçiriliyordu. Bunu eleştiriyorduk. Bu yürüyüş için 20 gün öncesinden karar alındı. Biz de 'tabanda iyi bir çalışma yapılacak'diye düşündük. Ancak gördük kü, ne basın ayağı ne hukuksal ayağı ne diğer devrimcilerle olan görüşmeler ne de tabanda bir çalışma yapılmıştı -Üç gün öncesinden gönderilen mesajlar dışında...



 



Ama bütün bu eksikliklere rağmen İstanbul’dan Ankara’ya yürünmüş olunması bu alacakaranlığın dayatıldığı günlerde önemliydi. Ancak bununla da kalınmaması ve daha ileriye yürünmesi gerekiyor. Bununla yetinilirse bu sadece bir gaz alma anlamına gelir. Ancak daha ileriye gidilir, başka eylemlilikler örgütlenirse toplumun da önünü açabilir, ivme kazandırabilir. Çünkü çok meşru, çok haklı bir zemindeyiz. Hukuksuz bir şekilde açığa alınmışız, ihraç edilmişiz. 12 Eylül’de bile olmayan şeyler bunlar...



 



Resmen 1915 kanunları uygulanıyor. 1915’te Franz Kafka’nın romanındaki Jozef, Kafka’nın yaşadığı badanacı davasını hatırlatıyor adeta. FETÖcü değil, bir örgüt değil, şiddet eylemine katılmış, değil, terör örgütü değil, bütün bunlarla bir bağ kurması gerekiyor ama bu da yok. Sadece Kastamonu İstiklal Mahkemesi'nin emsal kararı gerekçe gösteriliyor. Yani sanığın idamına, delillerin bilahare değerlendirilmesine... İdam ettikten sonra delilleri istediğin kadar değerlendir.



 



Bizi ihraç etmişler, ardından da fezleke hazırlıyorlar. Hiçbir idari soruşturma açılmış olan yok, aksine idari mahkemelerle dava açanlar işlerine geri iade edildi. Sadece 20-30 yıl önce gözaltı yaşamış olanları terör örgütüyle bağı olabilir endişesiyle alıp atıyorsunuz. Tam anlamıyla hukuksuzluk. Ermeni soykırımı 1915, yaşadığımız bu süreç tamamen aynı...



 



Alınteri: Bu yürüyüş sırasında STK’ların sahiplenme konusunda eksikliğini gördük. Bunu sebebi nedir?



Mahmut Konuk: Bu konuda net bir bilgim olmadığını belirtmek istiyorum. Ancak EMEP’in yürüyüşe katılmama kararı aldığını biliyorum. Haziran Hareketi ya da diğerlerinin neden katılmadıkları da AYRI BİR tartışma konusu, net bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim: Uzun süredir ben KESK ya da KESK’e bağlı herhangi bir sendikanın toplantılarına katılmıyorum, dışardan bakarak cevap verebilirim. Eski alışkanların devam etmesi, birbirinin altını oymaya çalışmak, herhangi bir sendikanın yönetiminde değilsen, etkin değilsen KESK yaptığı işlerde başarı sağlamasın isteniyor. Bunların tartışma zemininde yaratılmadığını düşünüyorum her iki taraf açısından geçmişten gelen kötü bir alışkanlığın sonucu olduğunu düşünüyorum. İşin açıkçası KESK yönetiminde hakim değilse destek de vermek istemiyorlar. Bu anlayışın doğru olmadığını da ifade ediyorum. Bu karanlığın dayatıldığı günlerde bunların aşılmış olması gerekiyor ama gördüğümüz gibi aşılmadığı da nettir.



 



Ben örgütlü çalışmaya inanan biriyim her ne kadar kendim örgütlü olmasam da... ama emek örgütlerinin yapısının da sorunlu olduğunu söylemek istiyorum, daraltıcı bir yapıya sahipler maalesef.



 





 



Alinteri: Ankara’ya yürüyüşle geldikten sonra bir toplantı aldınız. Bu toplantıda ne gibi sonuçlar ortaya çıktı?



Mahmut Konuk: Yapılan toplantıda KESK MYK’sına öneriler sunuldu. Bu öneriler MYK tarafından değerlendirilecek ve daha sonra kararlar alınacak. Bir taraftan biz de alınacak olan kararların ne olacağını merakla bekliyoruz. Bir taraftan da ihraç edilen arkadaşların birbirleriyle iletişim halinde olması gerektiğini ve KESK MYK’nın tabandan zorlanması gerektiği bilinciyle bir araya gelmeye çalışıyoruz.



 



Alınteri: Biliyoruz ki açığa alınanlar kararlı mücadele ile işlerine iade edildiler. Bu anlamda ihraç edilenler olarak tabanda işlerine geri dönebilmek için neler yapılıydr. Bu konuya açıklık getirebilir miyiz?



Mahmut Konuk: Biz ihraç edilenler bir araya geliyoruz. Bir ön görüşme gibi düşünelim, neler konuşulduğu daha sonra yapılacak olan genişletilmiş toplantılarda aktarılacak. Ama dar anlamda örgütlü olanlar sendikal çalışmalardan uzak kalıyorlar. Sendikalı olanların ne söylediğine değil kimin söylediğine bakıyorlar. Ya eleştirel bakıyor ya bizden değil deyip söyleneni dikkate almıyorlar. Kötü olan da bu aslında. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen tabanda bir araya gelme çabası var.



 



Ayrıca sendikal anlayışların yönetimlerin zamanında doğru tavır koyamamaları katılımı etkiledi. Mesela ilk açığa alınmalar başladığında KESK yöneticilerine -tabii ulaşabildiklerimize-, “Bize uygulanan şey bir resttir. Bizim buna vereceğimiz cevap önümüzdeki süreci belirleyecektir. Nasıl ki Tekel işçileri Ankara’ya gelmişlerdi, eğitim emekçilerini de aileleriyle birlikte Ankara’ya getirmek gerekmektedir. Yani açığa alınan ihraç edilenlerin 10 binini Eğitim-Sen'li bu10 bin eğitim emekçisini Ankara’ya çağırmazsanız biz bunun altından kalkamayız, zor kalkarız” dedik. Sıcağı sıcağına bu cesaret gösterilmeliydi. Ama orada belli pazarlıklar yapıldı. Sendikanın kapatılmaması, koltuk kaygısı gibi gibi şeyler bizi bu günlere getirdi. Ve şimdi tabanı toparlamakta da sıkıntı çekiliyor. Tabanda güvensizlik hakim çünkü. Ben emekliliği gelmiş biriyim ihraçlar ve açığa alınmalar başladığında arkadaşlarım bana, “Emekliliğini iste, ilk başta senin gibi adamları atacaklar” dedi. “Açığa alınmalar ve ihraçlar başladığında da sokağa çıkacak adam lazım” dedim ve bu bilinçle emekliliğimi istemedim. Bana, “Sen emekli ol yine gelirsin” dediler. Ama ben böylesinin etik olmadığını düşünüyorum “Atacaklarsa atsınlar” dedim. İşten atılıp aynı durumda olan arkadaşlarınla alana çıkmak farklı, dışardan gazel okur durumda olmak farklıdır. Bu kendini garantiye alıp konuşmaktır.



 



Alınteri: Saldırılar sadece bir kesime yönelik değil, bunu hepimiz biliyoruz. Kamu emekçilerine açığa alınma, ihraçlar; işçilere ise asgari ücret, kiralık işçilikle beraber kölece çalışma koşulları ve işsizlik dayatılıyor. Tüm bu saldırıları geri püskürtmenin yolu genel grev, genel direnişleri örgütlemekten geçer. Bu konuda neler söylemek istersiniz?



Mahmut Konuk: Evet, asıl olması gereken cevap genel grev, genel direniş örgütlemektir. Ancak sendikal yapıların siyasal süreci doğru değerlendirememesi işin aslını oluşturuyor. Türkiye bugün bir savaşın içinde, ülke zor durumdayken sen asgari ücreti mi düşünüyorsun, devlet 5-10 dolara muhtaç durumdayken sen bir liranın mı derdine düşüyorsun ya da ihraç ettiğimiz kişiler sağda solda bomba patlatanların destekçileri anlayışını yayılıyor. Siyasal-ideolojik açıdan da net bir tutuma sahip olmaları gerekiyor.



 



Sendikaların siyasi önderliğe soyunması gerektiğini söylemek istemiyorum, siyasal önderlikler bu işin öncülüğünü yapamıyorlar. CHP “Bazı acılara katlanacağız” diyor. Ne demek oluyor? Bu, daha fazla asker ölümlerine katlanacağız demektir. HDP, bütün eş Başkanları, Milletvekilleri seçilmişleri içeri tıkıldı. Söz söyleme hakları ellerinden alınmış durumda, basın dersen ellerinde tek yanlı bir bilgilendirme hakim, Özgür basın ceza evinde; farklı muhalif haber ya da söz söyleyecek basın kalmadı. Sendikaların ise, içinde bulunduğumuz savaş ortamının emekçilerin çıkarına, hatta ülkenin çıkarına olmadığını öngörerek işçi-emekçilerin talepleriyle ülkenin çıkarlarını bütünleştiren perspektifle ama emekçilerin talepleri üzerinden meşru kitlesel eylemler örgütlemesi gerekiyor. Süreci doğru okuyamadıkları için de bunu yapamıyorlar. Ya da öncülüğü siyasal partilerden bekliyorlar ama böyle öncülük yapacak herhangi bir öncü parti yok maalesef.