Şaşkınlık hali çözülürken…

Birleşik bir genel grev, genel direnişin tam zamanı!..

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 4 Ocak 2017 (9 yıl 3 ay önce)

Toplumsal muhalefet dinamiklerindeki zayıflık sürmekle birlikte, vahşi saldırganlık karşısındaki şaşkınlık hali yavaş yavaş çözülmeye yüz tuttu. Saldırganlığın boyutu karşısında cılız kalmakla birlikte, OHAL sınırlarını zorlayan irili ufaklı hareketler, birbiri üzerine binerek bir sonrakini güçlendiren etkiler yaratmaya başladı.



 



Zifiri karanlığın kapsamı içerisinde minnacık ışıkların sayısının ve inatçılığının artması, bu ışıkların etki alanını genişletmesini sağladı.



 



Ezilen Kürt halkının büyük mücadele ve bedeller pahasına elde ettikleri haklarının toptan imhasına, içindekilerle birlikte kentlerin yakılıp, yıkılmasına karşı direniş her şeye rağmen, Adnan Yücel’in ’80 askeri faşist darbesi sonrası imgelediği; “ne kırlarda direnen çiçekler, ne kentlerde devleşen öfkeler henüz elveda demediler” misali sürüyor.



 



Gerici “proje okullar” dayatmasına karşı liselilerin eylem dalgası, rektör atamalarının “Führer’e” bağlanmasına karşı üniversitelilerin eylemli tepkisi, çocuk istismarını yasallaştıran tasarıya karşı kadınların yaygın direnişi, Emaar şantiyesi işçilerinin sadece kendi sendikal hakları için değil HDP’li vekillerin tutuklanmasına dönük kitlesel eylemi, kölelik sözleşmesi dayatmasına karşı metal işçilerinin kararlı mücadelesi, ezilen inanç sahibi Alevilerin saldırılar karşısındaki eylemli tepkisi, polis barikatlarına, saldırılara rağmen KESK’in son Ankara yürüyüşü faşist zorbalık karşısında ortaya çıkan toplumsal tepkilere örnek verilebilir.



 



Ağzını açanın ağır yaptırımlarla karşılaştığı, gözaltı, tutuklama furyasının şaha kalktığı, insanların işsizliğe ve açlığa mahkum edilmeye çalışıldığı bir kesitte, bir bütün olarak toplumun ‘kurbanlık koyun’ misali boyun sunmasını, mutlak bir biçimde biat etmesini sağlamaya çalışıyorlar. Bu tablo içerisinde sayısı giderek artan ve yaygınlık kazanan bu eylemli tepki değerlidir fakat aynı zamanda yetersizdir.



 



Asgari ücret sefaleti dayatmasına karşı DİSK oyalanma pratiğine devam ederken, tabandaki sorumluluk bilinci ve zorlayıcılık, KESK bürokrasisi içerisinde ilk etkilerini emekçilerin 21 Aralık’ta İstanbul’dan başlattıkları, tüm polis engellemeleri ve saldırılarına rağmen kararlılıkla ilerledikleri yürüyüş sonrası, 24 Aralık’ta Ankara Sakarya Meydanı’nda yaptıkları eylemde gösterdi. Bu KESK’in, KHK’lerle kamu emekçilerine dönük ihraçlara karşı, OHAL süresince gerçekleştirdiği üçüncü eylemli tepkiydi. Ve ilk ikisinden daha ileri yanlar taşıyordu.



 



Bu öncekilere göre ileri bir durumdu fakat bu kez de yürüyüş kolu bire indirilmiş Ege, Karadeniz ve Kürt illerinde bir organizasyona girişilmemişti. Dolayısıyla eylemin kapsamı daha da daraltılmış, ihraç edilen, açığa alınan emekçilerin katılımının dahi alabildiğine düşük kaldığı yasak savma babında örgütlenen bir eylem olmanın ötesine geçilemedi. Ayrıca bir hafta önce Çalışma Bakanı’nın KESK’i ziyaret etmesi, yürütülen irili ufaklı mücadelenin basıncıyla da açığa alınan kimi emekçilerin işe geri dönmesinin sendika bürokrasisinde yarattığı “iyimserlik” de yürüyüşü tüm iç zayıflık ve zigzaglarına rağmen “sonuna kadar götürme” yaklaşımına zemin sundu.



 



Çıkışları itibariyle devrimci sendikacılık kimliğine sarılmış, militan kitle mücadelesine anlamlı katkılar sunmuş DİSK ve KESK, ilerleyen yıllarda örgütlenme, işleyiş ve mücadele anlayışı olarak klasik sendikal bürokratizme teslim olmuştur. OHAL ve KHK’larla fiili olarak işletilen ‘Führer Rejimi’nin saldırganlığının kapsamı karşısında bir önceki dönemin mücadele alışkanlık, anlayış ve yöntemleriyle yürüme koşulu yoktur.



 



Kitle hareketindeki genel şaşkınlık, paralize olma hali ve pasifizm, sokağa çıkma kararlılığına sahip kitle sayısı ve bileşeni genişledikçe aşılmaya yüz tutacaktır. Öncü işçiler, devrimci ve muhalif sendikacılar bunu akılda bulundurarak taban inisiyatifini büyüterek buna yüklenmelidir.



 



Tıpkı Schneider işçilerinin grev kararlarını asarken haykırdıkları gibi; “İşçi memur el ele gerekirse greve!”



 



Birleşik bir genel grev, genel direnişin tam zamanı!..



 



[Alınteri'nin 3 Ocak 2017 tarihli sayısından alınmış DSB yazısı]