Bütün ezberleri bozan tam bir korku, panik, kaos, imparatorluğu yaratılmak isteniyor
Helin Adar
Diyarbakır’dan Ankara’ya gelen ve bir arkadaşının evine gitmek için taksiye bindikten sonra kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılan , yaklaşık 2 aydır kendisinden haber alınamayan Müjgan Ekin Cerablus’ta ortaya çıktı. 48 gün işkence yapıldıktan sonra Türk Ordusu’nun işgal ettiği Cerablus kentine bırakıldığı, Ekin’in annesine telefonla ulaşması üzerine ortaya çıktı.
Özgür Gün TV program yapımcısı ve Sur Belediye Meclis Üyesi Müjgan Ekin’in yaşadıkları; kaçırma, kaybetme, kayıtdışı bir biçimde elinde tutma, devletin kaçırdığını arsızca reddetmesi gibi politikalarda yeni bir evre olarak karşımıza çıkıyor. Yani devlete muhalif herhangi bir insan, işkencelerden geçirildikten sonra kamuoyu baskısı nedeniyle yok edilemiyorsa Türk devletinin ya da desteklediği çetelerin hakimiyeti altındaki herhangi bir Ortadoğu şehrine de bırakılabilir!.. Burada bırakalım klasik burjuva devlet hukukunu (suzluğunu), kimin nerede,başına ne geleceğini bilemediği, bütün ezberleri bozan tam bir korku, panik, kaos, imparatorluğu yaratılmak isteniyor.
Ekin’in yaşadıkları, aslında biraz da devlet yapılanmasının ya da yapılanamamasının sureti gibi. Orta yerde burjuva kliklerin uzantıları ile zaten koalisyon ya da yamalı bohça AKP’de somutlanan bir iktidar vardı. Buna Ortadoğu’daki bilumum karanlık çeteler, El Nusra’sından ÖSO markalı cihatçı katillere kadar neredeyse ‘herkesin’ cirit attığı bir devlet yapılanması ya da karmaşası eklendi. Herbirinin güç ve egemenlik istedikçe birbirinin boğazına daha sert yapıştığı ve yapışacağı bir momentteyiz. AKP ve etrafındaki çetede somutlaşan kesimin bütün tasfiye operasyonlarına rağmen devlet kurumlarına hakim olamadığı bir kaos ya da dağılma hali yaşanıyor.
Çürüyen kapitalizmin doğası gereği, geçtiğimiz dönemin AKP-F. Gülen ittifakının çatırdamasının gösterdiği gibi ideolojik olarak ne kadar tahkim edilirse edilsin, emperyalist ülkelerin desteği ne olursa olsun aralarındaki hiçbir ittifak ilişkisinin güvenilir ve kalıcı olamayacağı bir dağılma hali bu. İçte olduğu kadar Ortadoğu başta olmak üzere dış politikalarında da bu böyle. Aralarındaki çatlakları ve krizleri sadece direnme dinamikleri, devrimci, demokrat, yurtsever güçler karşısında bir yana bırakıyorlar
Bu koşullarda Ekin’in ailesi başta olmak üzere olayın peşini bırakmayanlar, bir devrimcinin ne pahasına olursa olsun yaşadığına sevinmekle birlikte “Müjgan Ekin Cerablus’a nasıl götürüldü?”, “Bu operasyonu hangi birim gerçekleştirdi? sorusunu yanıtlaması için İçişleri Bakanlığı’na soruyorlar “Hükümet gözaltında kaybetme fiilinin bir daha asla gerçekleşmeyeceği taahhüdünü kamuoyuna açıklamalı ve Anayasa ve uluslararası hukuktan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmelidir” diyorlar.
Onların çabaları her şeye rağmen değerlidir. Ekin’in hayatta kalması, kaçırıldığına tanık olan ve susmayanlar başta olmak üzere bu çabaların ürünüdür. Fakat burada sorulması gereken soru, hangi anayasa, hangi uluslararası hukuk… olmalıdır. Devrimci, demokrat ve yurtseverlerin sadece Türkiye’de değil Avrupa ülkelerinde de tutuklanması, TV’lerin Avrupa devletleri eliyle kapatılması işin bir yanı. Türk devletinin binlerce gizli servis elemanının Avrupa ülkelerinde cirit attığı, kurdukları ölüm timlerinin her gün bir yenisinin deşifre olduğu koşullarda yaşıyoruz. Bu anlamda hala uluslararası hukuk, diğer adıyla Avrupa demokrasisine umut bağlamayı körüklemekten vazgeçmek zorundayız.
AKP’de somutlanan burjuva kliğin hiçbir yükümlülüğü, hiçbir sorumluluğu takmadığını görmek için Ekin’in teşekkür mesajına bakmak dahi yeterlidir: “Halk bana sahip çıkmasıydı, benim cenazemi bulurlardı. Sevgilerimi sunuyorum.”
Müjgan Ekin olayı, kaçırılmalar, yok edilmeler karşısında yeni bir yılda direnme dinamikleriyle dikilmek dışında bir yolumuz, bir umudumuz olamayacağına en iyi örneklerden biri oldu.
[Alınteri’nin 6. sayısından alınmıştır]