Erdoğan’ın kıt aklıyla Marx’ı anlayacağını asla düşünmüyoruz ama...
Cihan Çetin
Tayyip Erdoğan önceki gün (12 Ocak 2017) kendisinden beklenmeyen bir zekâ ile kapitalizmin temel bir gerçeğini göstermiş oldu. Ona göre “Elinde silahı olan teröristle doları olan arasında fark yok”.
Hoş, Erdoğan’ın bu ifadesini doğru kabul edersek Türkiye’nin dolar anlamında en büyük terör örgütü Merkez Bankası’dır. Öyle ki 6 Aralık 2016 itibariyle Türkiye Merkez Bankası’nın dolar rezervi 106 milyar 266 milyon dolardır. (1).
Ancak Erdoğan bile “millet elindeki dolarları bozdursun” kampanyası sırasında Merkez Bankası’nı da bu kampanyaya dahil etmedi. Edemezdi de. Çünkü dar anlamıyla döviz (dolar, euro), geniş anlamıyla para ilişkisi, kapitalizmde gündelik politik ilişkiler tarafından belirlenmez.
O zaman şöyle bir soru kendisini gösteriyor: Erdoğan, gerici dürtülerle de olsa, nasıl olur da kapitalizmin bir gerçeğini söyleyebildi?
Bunu gösterebilmek için, kapitalizmin bazı temel kavramları yeniden hatırlamak ve sonrasında Erdoğan’ın cümlesini bu kavramlarla yeniden düşünmek gerekmektedir.
Özel Bir Meta Olarak Para
Marx, kapitalizmin temeli olan meta analizi sırasında paranın da özel bir meta biçimi olduğunu, tam da bu özelliği nedeniyle nasıl değişim aracı işlevi gördüğünü temelleriyle gösterir.
Marx’ın ifadesiyle ister mideden ister hayalden çıksın kullanım değeri olan iki şey birbirleriyle değişime girdikleri anda bir değişim değeri de kazanarak meta halini alırlar. Böylelikle X kilo elma ile Y metre kumaş, içlerindeki ortak olan emek-zaman miktarı sayesinde değişime girecek eşitlenmeyi de sağlamış olurlar.
Ancak toplumların gelişim tarihinde meta üretimi genişleyip yaygınlaştıkça öyle bir an gelmiştir ki, meta ilişkilerinde değişimi sağlayabilmek için tek tek metaların birbiriyle değişime girmesi yerine tüm metalarda ortak olan emek zaman değerini temsil gücüne sahip bir metaya ihtiyaç duyulmuştur.
İnsanlık en sonunda kendisi de bir meta olan fakat üretimi yoğun emek zaman isteyen altını tüm metalar için ortak emek değer olarak belirledi.(2) Zaman içinde gümüş gibi değerli madenler de para olarak kullanılsalar da bu değerli madenlerin değeri de altın ile belirlenir oldu. (3) Özel bir meta olan altın sayesinde metaların değişim değerini belirleyen ortalama toplumsal emek de altına indirgenerek hesaplanabilir hale gelebildi.
Para Olarak Altından Kağıt Paraya
Altının tarihsel olarak daha fazla üretilir ve bulunur hale gelmesi gibi avantajlarına yanında karşın saklanmasının getirdiği zorluklar, ama özellikle kapitalizmin tarih sahnesine çıkmasıyla birlikte altının özel meta değeri korunmakla birlikte işlevsel olarak onun yerine geçecek ve değişim kolaylaştıracak yeni bir değişim aracına ihtiyaç duyuldu.
Bu genel gelişmelerin sonucunda 17. yüzyıl sonlarında kağıt para (banknot) ortaya çıktı. 1. Emperyalist Paylaşım savaşından sonra kağıt para dünya çapında kullanılan değişim aracı haline geldi. (4)
Kağıt para olarak Türkçe’ye çevrilen banknot, bank ve note kelimelerinin birleşmesinden oluşur. ‘Banka notu’ ifadesi, kağıt paranın gerçek para yani altınla ilişkisini doğrudan gösteren bir ifadedir. Kağıt para, üzerinde yazan değer veya toplam değeri ne olursa olsun belirli miktar altına eş değer bir temsiliyete sahip değişim aracından başka bir şey değildir.
Döviz ise ulusal kağıt para dışındaki paralara verilen genel isimdir. Ve her ulusal para nasıl altının belirli bir miktarının temsiliyetine sahipse, bir ulusal para da diğer ulusal paralar karşısında birbirlerine karşı da altına indirgenebilir değişim değerine sahiptir. (5)
Örneğin bu yazının yazıldığı anda 1 gr altın 146,25 Türk Lirası, 1 gr altın 38,47 dolardır. 1 gram altının Türk Lirası değerinin, 1 gram dolara oranı 3,8016 civarıdır. An itibariyle piyasada 1 dolar = 3,8017 Türk Lirasıdır.
Erdoğan’ın dolar sahipliği ile elinde silah olan teröristi bir tutarak dolar sahipliğini terörizmle özdeşleştirmesi en başta dile getirdiğimiz bir zekâ göstergesi değil elbette. Erdoğan, her şeyden önce yaşamın her alanında kendisini gösteren ve iktidarını birden bire ters yüz edecek kapitalist krize karşı faşist söylemlerle kitlesel desteğini diri tutma çabası içindedir.
Ne var ki “dolar bozdurun” kampanyası bile dolar üzerinde ancak 0,1 ile 0,01 aralığında bir etki yaratabildi. Milliyetçi söylemin hem tutmaması hem de kısa sürede erimesi sonrasında Erdoğan, doların fiyatındaki yükseliş karşısında bu defa “yedi düvelin millete açtığı savaş” söylemine sıçrayarak “dolar sahibi aynı zamanda teröristtir” cümlesini kurabildi.
Ancak Erdoğan’ın “doları olan teröristtir” ifadesi, milliyetçi hamaset dışında Marksist gerçekliğin doğrudan itirafıdır. Çünkü Marks’ın, “kapitalizmde kriz kendisini her zaman para krizi olarak gösterir” ifadesi bugün yeniden doğrulanmaktadır.
Marks, kapitalizmin kriz zorunluluğunu birbirine bağlı iki nedenle açıklar. Birincisi kapitalizm azami kâr dürtüsü ile plansız ve aşırı üretime gider. Aşırı üretim sonucunda o metaya karşı piyasa bir doyuma ulaşır. Bu doyum aşamasına kadar kapitalizm yüksek kâr oranlarına sahiptir. Ancak piyasanın doyuma ulaşması, yani metanın artık satılamaması sonrasında kapitalistin kâr oranı düşmeye başlar. İşte kapitalist krizin ikinci nedeni bir dönem yüksek olan bu kâr oranlarının düşmesidir.
Marx’ın en önemli keşfi olarak kapitalizmin özünü ve amacını oluşturan kâr, özetle, metanın üretimini sağlayan emek-değerinin (işçi emeğinin) onu üreten işçiye ödenmeyen, el konulan kısmıdır. Sermayenin kaynağı da gasbedilen bu artık değerdir. Kapitalist kriz, üretimin bir aşamasında bolca olan bu ödenmemiş emek oranının yani kârın, azalmaya başlaması ve kapitalistlerin sermayeyi üretemeyecek noktaya gelmesinin sonucudur.
Marx’ın ifadesi ile kapitalist krizler kendisini her zaman bir (özel bir meta olan) para krizi biçiminde gösterir. Doların - dövizin yükselmesi veya borsaların çökmesi öz itibariyle kapitalizmin ödemediği emek değerinin yarattığı krizin en sonu yüzeye vurmuş göstergesinden başka bir şey değildir.
Erdoğan’ın kıt aklıyla Marx’ı anlayacağını asla düşünmüyoruz. Ancak kapitalist kriz kendisini para krizi olarak gösterdiğinden Türkiye’de de kriz kendisini bugün dolar fiyatında yükseliş biçiminde/döviz krizi şeklinde göstermektedir. Bu krizin öz olarak sınıf savaşımının, genel olarak emperyalist tepişmelerin ürettiği özel bir şiddet biçimi olduğunu Erdoğan’ın zekâsı bile sezmiş durumda.
Dolayısıyla Erdoğan başta olmak üzere hem iktidar yalakalarının hem de burjuva iktisatçıların krizi, bulunmaz Hint kumaşı sanılan “Türkiye’yi yok etme güdüsü ile” açıklamaya çabalamaları sahtekarlık ve demagojiden başka bir şey değildir.
Mevcut krizin arkasında 1992 Maastricht Krizi’nden ABD kökenli 2008-2012 krizine kadar kendini sık sık gösteren bir krizler zinciri vardır ve bunların tamamı ‘80’lerden itibaren dünyaya zorla dayatılan neoliberalizmin krizleridir.
Görünen o ki, şu an öncelikle emperyalizme bağlı ülkelerde ve sert biçimde hissedilen kapitalist kriz çok da uzak olmayan bir zamanda emperyalist ülkeleri de içine alacaktır. Ancak 2008-2012 krizi bile 1929 bunalımı ile kıyaslanırken, 1929 bunalımını da aşan şiddetteki yeni krizin -kapitalizmi yok etmeyi hedefleyen alternatif bir siyasal hareket ve toplumsal üretim biçimi ortaya çıkmadıkça- ulusal ve uluslararası çapta çok daha büyük toplumsal yıkımları beraberinde getireceği kesindir.
2- İnsanlık tarihinde tüm metaların ortak değerini temsil belirlemesi tarihi de ilginçtir. Öyle ki insanlık tarihinde bir dönem tuz altın gibi para niteliğini taşımıştır. Örneğin Roma İmparatorluğu döneminde asker maaşları bazen tuzla ödenirdi.
http://www.uralakbulut.com.tr/wp-content/uploads/2013/07/tuz.pdf
3-Günümüzde bazı iktisatçılar petrolün altının yerine geçen para niteliğine sahip olduğunu iddia etse de, modern devletlerin hiç bir Merkez Bankası kasasında varillerce petrol değil, külçelerce altın vardır.
4- https://tr.wikipedia.org/wiki/Banknot
5- Emperyalizm çağında finans kapital, gelişen teknolojinin de sayesinde metaların özünü oluşturan toplumsal ortalama emek değerinin hesaplanmasına dair daha çok veri elde edebilir hale geldi. Bu gelişim sayesinde özel bir meta olarak altın, paranın öz niteliğini halâ korumaktadır. Ancak bununla birlikte, toplumsal ortalama değerin daha hesaplanabilir olmasından dolayı emperyalizm güncel para değerini hesaplarken altına bel bağlamak zorunda kalmamış görünmektedir. Bu sayede emperyalizm, özel olarak bir ulusa genel olarak dünyaya ait toplumsal ortalama emek değeri üzerinden evrensel mevcut para miktarını ve (veya gelecekteki para miktarını hesaplayabilir hale gelmiştir. Öyle ki, ABD'deki Mortage krizinin de gösterdiği gibi, finans kuruluşları gerçeklikte olmayan toplumsal ortalama emek değerini para olarak kurgulayarak borçlar, yatırımlar yapmıştı. Ancak zamanı geldiğinde ödenemeyen bu paranın ortalama toplumsal emek değeri gerçek karşılığını üretemediği için uluslararası düzeyde bir kriz ve yıkım yarattı.