Yan yana durma zamanı!

Şebnem Korur Fincancı: "Birileri kodlanmış işte; Bunlar 'Beyaz Türkler' 'Beyaz Türkler'in Kürtlerle nasıl bir ilişkisi olabilir"

GÜNCEL
Pazartesi, 16 Ocak 2017 (9 yıl 3 ay önce)

 



Alınteri: Merhaba Şebnem hocam. Son duruşma nasıl geçti? [*]



Şebnem Korur Fincancı: 2 dakika sürdü malum... Hakikaten 2 dakika sürdü, inanılmazdı. İnan Kızılkaya'nın davasını, 23. Ağır Ceza'yla birleştirme kararı aldılar. Ve oraya devrettiler. Dolayısıyla biz baş başa kaldık Ahmet Nesin, Erol Önderoğlu ve ben...



 



Tabii çok sayıda dava var aslında. Savcılık mütalaası çıkan ilk dosya, yani biz ilk başlananlardanmışız gibi görünsek de, ilk mütalaa Şanar Yurdatapan için çıktı. “Düşünce Suçuna Karşı Girişim” adına, üstelik o da böyle bir çalışmanın içindeyken. Sanıyorum bizler için de mütalaalar bir süre sonra çıkmaya başlayacak.



 



14 Şubat'ta çok sayıda duruşma var. 14 Şubat'ta ardı ardına savcılık mütalaları gelebilir. Görünen o ki, Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. Madde'sinden, propaganda suçundan mütalaa verecek savcı. Hepimiz için benzer. Türkiye’nin gidişatına bakınca, hepimizi yeniden cezaevine göndermeleri işten bile değil.



 



"Beyaz Türkler"!



 



Aslında tabii en çok öfkelendikleri belki de “Beyaz Türkler”... Tabii bu dönemde Kürtlere yönelik saldırı da çok yoğun, ama "beyaz Türkler"e de fena saldırıyorlar. Tabii bu “Beyaz Türkler” tanımı onların kendi tanımları.



 



Kendilerine ihanet edilmiş gibi hissediyorlar anlaşılan. Kimin nereli, hangi etnisiteden olduğunun garantisi varmış gibi bu topraklarda... Bu topraklar, tarih boyunca öyle harmanlanmış bir durumda ki, kimin ne olduğu belirsiz. Ama birileri kodlanmış işte, "Bunlar beyaz Türkler. Beyaz Türkler'in Kürtlerle nasıl bir ilişkisi olabilir" gibi...



 



Kimliğin, anadilin, yaşam koşullarının hak olarak tanımlanmasını asla hazmedemiyorlar. Dolayısıyla, onlara yönelik her türlü savunma girişimini de, vatana ihanet suçu olarak değerlendirip öyle bir yaklaşım benimsiyorlar. O yüzden, sanırım bizlere de böyle bir mütalaa çıkacaktır.



 



Daha baskıcı dönemlere doğru adım adım yol alıyoruz. Üstelik bu koşullarda, sağlıklı bir muhalefet de işlemiyor. Kürt muhalefeti dışında muhalefet yok Türkiye'de ne yazık ki... Kürt muhalefetini de şiddetle bastırıyorlar.



 



Sonuçta, bu ülkede 10 milyona yakın insanın oy verdiği bir partiyi tamamen yok etme çabası içindeler. Mecliste milletvekilleri tutuklu. Bütün belediye başkanları, eşbaşkanları, başkan yardımcıları tutuklu. Belediyelerin bunca yıl içinde emek emek ördükleri birçok çalışma, kadın haklarına dönük, çocuk haklarına dönük adımlar tamamen ortadan kaldırılmış durumda. Dolayısıyla, o muhalefet alanından da bir açılım sağlayabilmek, nefes alabilmek olanağı giderek ortadan kalktı.



 



Diğer tarafta, zaten bir muhalefet yok. O muhalefet yok, kendisi yok mecliste. Birkaç belki milletvekiliyle ancak... elbette Cuhmuriyet Halk Partisi'ni kastediyorum. Aslında Cumhuriyet Halk Partisi güçlü bir muhalefet hareketi geliştirebilseydi ve Kürtlerle birlikte bu mücadeleyi örebilseydi, bugün bu noktada olmayabilirdik. Burada o yüzden vebali çok büyüktür CHP’nin. Kürtlere yanaşmama adına, muhalefet yapmaktan vazgeçebiliyor parti kimliğiyle. Tek tek milletvekillerini söylemiyorum; içlerinde emek veren, büyük çabalar sarfeden pekçok milletvekili var.



 



Uluslararası dayanışma güçlü!



 



Alınteri: Duruşmalarla dayanışmanın düzeyi iyi görünüyor. Hem yurtiçinden hem yurtdışından...



Şebnem Korur Fincancı: Tabii, bizim duruşmalarımızda Uluslar arası dayanışma çok güçlü oluyor gerçekten, ilk duruşmada da çok iyiydi dayanışma. Gene salona sığamamıştık. Bugün de salona sığamadık. O anlamda hiçbir sıkıntı yok. "İyi ki olmuşuz. İyi ki Özgür Gündem’le dayanışmaya gitmişiz" duygusu yaşatıyor bu dayanışma. Çünkü çok farklı alanlardan dayanışma var. Örneğin, ben hekim kimliğim nedeniyle, hekim örgütlerinden de dayanışma var. İnsan hakları mücadelesi kimliğim nedeniyle insan hakları örgütlerinden dayanışma var. Erol gazeteci olduğu için, gazeteci örgütleri var. Çok renkli ve çok zengin bir dayanışma ağı var.



 



Alınteri: Hangi kurumlar vardı bugün burada?



Şebnem Korur Fincancı: IPPNW vardı. Nükleer Savaş Karşıtı Hekimler, Barış İçin Hekimler, İşkence Rehabilitasyon Merkezleri Konseyi vardı Danimarka'dan, Berlin Rehabilitasyon ve Tedavi Merkezi vardı. Hekim olarak bunları söylüyorum. İnsan Hakları, Amnesty International, Human Rights Watch, Sınır Tanımayan Gazeteciler'in bütün yönetim kurulu üyeleri ve başkanları gelmişti. Hepsi buradaydı. Başka kimler vardı? IFJ (Uluslararası Basın Federasyonu), PICATI vardı. İsrail'den özellikle İşkence Karşıtı Avukatlar Birliği. Türk Tabipler Birliği, İstanbul Tabip Odası, Adli Tıp Uzmanları Derneğimiz... Pekçok avukat vardı. Onların da dernekleri kapatıldığı için bir şey söylemek zor ama ÇHD, ÖHD zaten geçen duruşmada da varlardı. 



 



70-80 dava!



 



Tabii bir de şöyle bir sıkıntımız var. Dernekleri kapatıldı arkadaşların. Geçen duruşmamız, aynı zamanda 10 Ekim'in ilk duruşmasına denk geldi. Dolayısıyla, bütün avukat arkadaşlar özür dileyerek, büyük çoğunluğu oraya gitmek ve bize temsilci göndermek zorunda kaldılar. Bir de böyle bir denk düşme hali oluyor. Barış İçin Akademisyenler'den arkadaşlarımız vardı; tabii çok önemli. Üstelik bugün de yıldönümü malum. Bizim 11 Ocak "Suça Ortak Olmayacağız" diye deklare etmemizin birinci yılı. Dolayısıyla bugün bizim için öyle bir anlamı da var bir taraftan. Gerçekten çok renkli bir dayanıymaydı. Bütün arkadaşlar da dayanışma duygularını ifade ettiler. 



 



Aslında bu tabii bizi güçlendiren bir durum. Çünkü özellikle bu dönemde, herkes kendini çok yalnız hissederken, biz hiç yalnız hissetmedik. Gerek Barış İçin Akademisyenler'de imza süreçleri nedeniyle yaşanan soruşturmalar, yargılamalar, işten atmalarda, gerekse gazetecilerle ilgili bu süreçte çok güçlü bir dayanışma kuruldu.



 



100 gönüllü!



 



Alınteri: Sizinkine benzer kaç dava var su anda?



Şebnem Korur Fincancı: 70-80 dava var herhalde. Zaten biz 40 kişi kadardık. İlk bizim davamıza kadar olan dönemde, 40 kişiydik yayın yönetmenliği yapan. Biz üçümüz tutuklanınca, 100'un üzerinde insan gönüllü olarak adını yazdırdı. Hatta bizim tutuklandığımız günün ertesi günü, Can Dündar geldi, genel yayın yönetmenliği yaptı gönüllü olarak. Dolayısıyla, 100'ü geçmiştir aslında. Sonra gerçi durdurdular kampanyayı. Zaten kısa bir süre sonra kapatıldı Özgür Gündem de... Ağustos gibi falan. Herhalde 70-80 dava, ama genel yayın yönetmenliği için talip olan insanlar sonuçta 100'ün üzerindeydi.



 



Açıkhava hapishanesi!



 



Alınteri: Şu anki ortamı nasıl görüyorsunuz? Bir yandan çok yoğun bir baskı var, davalar, tutuklamalar... Ama bir yandan da direnişler var. Sahip çıkmalar da güçlü...



Şebnem Korur Fincancı: Bir kere açıkhava hapishanesine benzer bir durumla karşı karşıyayız. Bütün ülke açısından. Çünkü en son Ankara'da toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasakladılar bir ay boyunca. Dolayısıyla, insanların en doğal hakkı olan, barışçıl toplanma ve gösteri yapma hakkı, ortadan kaldırılmış durumda an itibariyle.



 



Zaten varmış gibi göründüğüne de aldanmamak gerekiyor. Çünkü şiddetle saldırıyorlar her toplantıya ve insanlar ciddi yaralanıyorlar. Çok ciddi sorunlar ortaya çıkıyor. Gözaltılar yaşanıyor. Her basın toplantısında sayısız gözaltı oluyor. Örneğin KHK'larla işten atılan arkadaşlarımız, her gün basın açıklaması yapıyorlar. Her gün gözaltına alınıyorlar. Böyle bir tablo var bir taraftan, ama insanlar da inat etmekten, umut etmekten vazgeçmiyorlar elbette.



 



Bir de uluslararası dayanışma gerçekten çok güçlü bu dönemde. 1980 dönemi, 1402'likler falan, bir takım benzerlikler var... Bütün bu gözaltılar, dernek kapatmalar falan düşünüldüğünde, "80'lerde bu kadar yurtdışına sesimizi bu kadar duyuramıyorduk ve bu kadar destek alamıyorduk" diye konuşuldu az önce burada. Ama burada tabii, bugün iletişimin kolaylaşmış olmasının da çok büyük katkısı var. Anında herkes birbirinden haberdar olabiliyor. Aslında bunu etkili bir araç olarak kullanmak gerekiyor. Böyle araçları... Haberleşmek açısından ve dayanışmayı daha da büyütmek açısından.



 



Yan yana durma zamanı...



 



Türkiye'de hakikaten etkili bir muhalefet olabilse, bu baskıları sonlandırma olanağımız olurdu. Bu yüzden, bütün siyasetlerden insanlara yönelik de bir çağrı yapmak gerekiyor. Aslında, öyle bir hareket de var. Demokrasi İçin Birlik dedi adına ve bütün siyasetleri kapsayacak bir çalışma içine girdi. Bence çok önemli. Hiç kimsenin "Senin gözünün üstünde kaşın var" deme lüksü yok bu dönemde. Hep beraber bu baskıya, bu saldırgan tutuma karşı, bizim de güçlü bir karşı duruş sergilememiz gerekiyor. Çünkü değerlerimizi kaybediyoruz.



 



Bizim temsilcimiz olarak, o binanın içinde bulunan insanlar birbirine "lan" diyebilme lüksüne sahip değiller, normal koşullarda. Dün anayasa görüşmeleri sırasında, bu ülkenin Sağlık Bakanı "Sana mı soracam lan!" şeklinde bir hitap kullandı. Bu benim temsilcim olamaz. Ben oy vermemiş olabilirim. Ama artık orada oturmaya başladığı andan itibaren benim de temsilcim ve ben böyle bir ifade kullanılmasını tasvip etmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak.



 



Alınteri: Sonuçta farklı farklı alanlarda, üzerine gelinen kesimlerin hepsi, bir şekilde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama bunları birleşik bir harekete dönüştürmek...



 



Şebnem Korur Fincancı: Evet yan yana durma zamanı. En önemlisi o. Dostlara selam. Dayanışanlara, yanımızda duranlara...



 



[*] 12 Ocak'ta yaptığımız söyleşiyi teknik bir aksaklık nedeniyle bugün yayınlayabiliyoruz.