BMİS Asil Çelik'te şaşırtmadı

BMİS'in Asil Çelik grevinin 'ertelenmesi' karşısındaki tutumu icazetçiliğin nasıl bir teslimiyetçilik olduğunu gösteriyor

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 18 Ocak 2017 (9 yıl 3 ay önce)

Asil Çelik’te çalışan Birleşik Metal-İş (BMİS) üyesi işçiler, toplu sözleşme görüşmelerinde uzlaşma sağlanamayınca bu sabah (18 Ocak) başlaması kararlaştırılan grevlerinin Bakanlar Kurulu kararıyla 60 gün “ertelendiğini” öğrendiler.



 



İşçiler, fabrikanın önünde şalter indirmek için toplanmışlardı. Fakat BMİS Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu kendilerine grevin Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandığını duyurdu.  



 



İşçilerin “Bunu kabul mü edeceğiz?” tepkisi üzerine Serdaroğlu, onları fabrika yemekhanesinde toplayarak önceden hazırladığı metni okudu. Sorularına yanıt vermedi, sorular çoğalınca ve işçiler “Renault işçilerinin yaptığı gibi fiili meşru mücadele yolunu seçmeliyiz” diye belirtince ve sendikayı bu yönde sıkıştıran sorular çoğalınca da onlara yasaları hatırlattı, “suçsuzken suçlu duruma düşmeyelim” dedi.



 



Adnan Serdaroğlu ve BMİS’li diğer bürokratların işçilerle yaptıkları toplantıya dair Evrensel’e yansıyan bilgiler, BMİS’in aslında geleceği çok önceden belli olan bu yasağa adeta bel bağladığını gösteriyor.



 



BMİS’in yasak karşısındaki dünden teslim olmuş tutumuna tepki duyan işçiler söyledikleri her sözde kararlılıklarını olduğu kadar sendikal bürokrasinin ödlekliğine, teslimiyetçi ruhuna duydukları öfkeyi haykırıyorlar. Burjuva devletin OHAL silahını bu denli pervasızca kullanmalarına duydukları öfkeyi de…



 



İşçilerden biri, “Sabah fabrika önüne geldik ve grevin ertelendiğini öğrendik. Daha sonra sendika başkanı süreç hakkında bize bilgi vermek için yemekhanede bir toplantı yaptı. Fakat burada sadece gaz alan konuşma dışında bir şey olmadı. Ezberlenmiş bir metin var onu konuştu durdu, biz bir şeyler söylemeye kalktık konuşturulmadık” diyerek  başlıyor söze.



 



Grev öncesi eylem yapma, mesaiye kalmama önerilerine rağmen sendikanın ‘karar almalıyız’ diyerek işi sürece yaydığını ve sonucun da böyle olduğunu belirterek devam eden işçi; “Geç kaldık her şey için ta yılbaşından önce dedik sürece yaymayalım eylem yapalım diye ama bizi dinlemediler. Sendikanın alternatif planları olmalı. Bize yasal süreci anlatmasınlar, biz bunları zaten biliyoruz. Madem biz greve çıkıyoruz ayın 18’nde dedik; herkes hazırlığını ona göre yapmalı, böyle son dakikada ‘Grev Bakanlar Kurulu tarafından ertelendi ne yapalım yasalar böyle’ diyor. ‘Haklıyken haksız duruma düşmeyelim’ demek yerine ‘Arkadaşlar biz kararımıza sahip çıkıyoruz deseler keşke’” diyerek işçilerin bedeli ne olursa olsun bu grevin yaşamsal önemde olduğunun bilinci ve kararlılığıyla hareket ettiklerini açıkça ortaya koyuyor.



 



Başka bir işçi, “Anlayamadım gitti, devletin her kademesinin neden imzası var. Bizim grevimiz neyi tehdit ediyor. Ekmek mücadelesi vermemiz mi tehdit unsuru, biri bunu açıklasın. OHAL var diye haklarımız gasp edilsin ses çıkarmayalım mı hiç, bunu mu istiyorlar bizden. Biz yasadışı hiçbir şey yapmıyoruz. Yıllardır kayıp olan haklarımızı istiyoruz, bizim grevimiz hiçbir şeyi tehdit etmiyor, sadece patronun yıllardır sırtımızdan kazandığı kârdan hakkımıza düşeni istiyoruz” diyerek işçi sınıfının kendi sınıfsal talepleri temelinde güçlü bir mücadeleye hazır olduğunu ancak sendikal bürokrasinin bu dinamik ruhu törpülemek dışında bir misyonunun kalmadığını teşhir ediyor. Burjuva devletin sınıfın karşısında getirdiği bu barikatların nasıl bir tepki yarattığını da...



 



Başka bir işçi, “60 gün boyunca patron stok yapacak daha sonra da ‘hadi greve mi çıkıyorsunuz ne yapıyorsanız yapın’ deyip bizi köşeye sıkıştıracak. Bu iş bitti daha grev falan olmaz. Adnan Serdaroğlu’nun yanındaki bir yönetici bize 9 ay yaşanan grevi hatırlatarak ‘O dönemlerde ne kadar zorluk çektik bunu siz çok iyi biliyorsunuz. Evini, arabasını satanlar oldu eşinden ayrılanlar oldu. Bu zorlukları tekrardan mı yaşayalım’ diye bize nasihat veriyor. Peki o 9 ayda yaşananlarda kendilerinin hiç mi kabahati yok? Tek suçlu işçi mi? Hükümet grev yapacağız diye grevi erteliyor, sendikacılar 9 aylık grevde yaşananlardan bizi suçlu tutuyor. Herkes haklı işçi haksız zaten...” diyerek sendikal bürokrasinin sinmiş, sınıf mücadelesi için gerekli bedelleri ödemekten uzaklaşmış, konformist ve gerici ruh halini teşhir ederken, aynı zamanda bu sendikacılığın miadını doldurup çürümeye doğru gittiğini de ortaya koyuyor.



 



Süreci anlattığı sırada Adnan Serdaroğlu’na ‘Fabrikada kalalım çıkmayalım’ dediklerini belirten bir başka işçi; “Biz bunu söylerken ‘Bu yaptığınız yasal olmaz, suç olur, haklıyken haksız duruma düşeriz’ denildi. Biz de ‘Reno işçileri kendilerini fabrikaya günlerce kapadı, çıkmadı o zaman yasal oluyordu şimdi mi yasal olmuyor’ dedik ses çıkmadı. İşçiler büyük tepki gösterdi: ‘Burada haklarımız yasal olmayan bir şekilde gasp ediliyor neden ses çıkarmıyorsunuz’ diye. Yüksek Hakem Kurulu’na gideceklermiş, ‘iki gün içinde bu işi çözmeye çalışacağız’ diyorlar. ‘Gerekirse bakanlarla başbakanla bir kez daha görüşeceğiz’ diyorlar. Zaten grevi yasaklayanlar bunlar, bu iş bitti artık. Bizim dediğimiz zamanda eylemleri yapacaktık greve çıkacaktık. İş işten geçtikten sonra yapsalar ne olacak ki. Bize iki gün sonra başlayacak grevlerden bahsediyorlar orada da bu kılıcı bize yöneltecek, senin bir önlemin bir planın yoksa geçmiş olsun demekten başka çare yok” diyerek sınıfın önündeki bu barikatların kendi gücüne olan güveni nasıl kırdıklarını da ifade etmiş oluyor.



 



20 Ocak’ta da aynı tutum şaşırtmasın!



 



BMİS’in gelinen noktada pekçok açıdan kritik anlamlar kazanan bu grevin yasaklanacağını bildiği ve tüm hazırlığını da bu yasağın sineye çekilmesinin işçilerce de sindirilmesini sağlamak üzerinden gerçekleştirdiği her halinden belliydi. Gerek önümüzdeki MESS sözleşmelerini gerekse Renault gibi fabrikalarda TM çetesi yerine kendisinin yetki alıp almayacağının EMİS sözleşmelerindeki tutumuna bağlı olduğunu bilen BMİS, o her zamanki çapsızlığıyla bu misyonun altına ezileceğini çok önceden ortaya koymuştu (Renault’taki tutumu hatırlansın.) EMİS’le yapılacak bu sözleşme döneminde de işi ağırdan alan, ruhsuz ve adet yerini bulsun kabilinde işler yapan bir tutum sergileyen BMİS, metal işçilerinin dinamik ruh halini kendi ruhsuzluğuyla öğütmek dışında bir pratik duruş sergilemedi.



 



Geçen hafta içinde grev süreci ve KHK’lerle grev yasaklanması üzerine yaptığımız röportajda Kartal ABB BMİS İşyeri Baş temsilcisi Murat Yokuş’a sorduğumuz soruya verilen yanıtlarda da BMİS bürokratlarının işyeri temsilcilerini de kendi çapsız duruşlarına ortak ettiklerini gösteriyordu. “Eğer 20 Ocak’ta greve çıktığınızda KHK’lerle yasaklanır ve işçi iradesi farklı bir şey ortaya koyarsa ne yapacaksınız?” sorumuza, “KHK’larla grev yasağı çıkarsa dört fabrika işçilerinin alacağı çoğunluk kararı, işçi temsilcileri ile sendikanın birlikte alacağı karar uygulanacak. Biz sendika olarak işçilerine önem veren dikkate alan ve kararları işçiyle birlikte alan bir sendikayız. Dört fabrikanın çoğunluğu farklı bir kararda ortaklaşırsa sendika yönetimiyle alınacak son karar önemli olacaktır. İşçi iradesi önemlidir” diye yanıt veren Yokuş, sendikanın tutumunu da aslında ortaya koymuştu.



 



Ayrıca ABB Baş Temsilcisi Murat Yokuş'a, "2014’te de BMİS greve çıkmıştı. Ve hemen grev yasaklandı, BMİS yetkilileri işçilere 'fabrikalara gireceğiz' dediler.  Bugüne geldiğimiz koşullar malum 15 Temmuz ve sonrasında OHAL, KHK’lar ve grev, direniş, eylem v.s yasakları hali hazırda mevcut. Bütün bunlara rağmen metal işçileri grev kararlılığını patronların oyunlarına rağmen ezici çoğunlukla verdi. 20 Ocak’ta greve çıkar çıkmaz grev yasağı getirilerse ne yapacaksınız?” diye sorduğumuzda da verdiği yanıt netti: “Yasalara uyan bir sendikayız”.



 



Yokuş’un bu iki soruya verdiği yanıt, BMİS’in grev ertelemesi (yasaklaması) karşısında takınacağı tavrı net olarak ortaya koyuyordu. Bir önceki sözleşme döneminde MESS’le uzlaşma sağlanamadığı için 29 Ocak 2015’te greve gitme kararı almak zorunda kalan BMİS, bu grevin yasaklanması karşısında da aynı tutumu sergilemiş ve hızla havlu atarak grevi sonlandırmıştı. BMİS’in bu korkak-icazetçi tutumuna karşı tepki gösteren işçileri de susturmuş, bugün Asil Çelik’teki söylemleriyle soruları yanıtlamış, buna rağmen grevi fiilen sürdüren işçileri de tehditlerle, hatta bazı fabrikalarda üstlerine yürüyerek sindirmeye çalışmıştı. İşçilere adeta zorla işbaşı yaptıran BMİS o dönem de mangalda kül bırakmayıp “gücümüzü üretim içinde hissettireceğiz” demiş, ancak birkaç fabrikada sembolik iş yavaşlatmaların ötesine geçememişti. İşçilerin tabandaki tepkilerini bilen patronlar sadece bu nedenle MESS’ten ayrılarak BMİS’le ortalama bir sözleşme imzalayıp, süreci “tatlıya” bağlamışlardı.  



 



Metal işçilerinin greve hazır iradelerinin BMİS’in yasal-icazetçi iradesizliği içinde eritilmesine izin vermemesi bugün olmazsa olmaz önemdedir. İşçi sınıfına dönük saldırıların ayyuka çıktığı, her türlü kuralsızlığın OHAL ve kriz koşullarında meşrulaştırıldığı, kıdem tazminatı hakkının gaspının bu yılın ilk 6 ayında gerçekleşmesinin gündemde olduğu, kiralık işçiliğin giderek yaygınlaştığı bu koşullarda işçi sınıfının omurgasını oluşturan metal işçilerinin tarih yapıcı tutumlarını ortaya koymaları sınıfın kolektif çıkarları açısından kaçınılmazdır.