Türkiye işçi sınıfı hareketinin tarihinde metal işçilerinin her zaman özel bir yeri olmuştur
Bugünlerde OHAL marifetiyle ardı ardına grevleri ertelenen metal işçilerinin Türkiye işçi sınıfı tarihinde her zaman özel bir rolü olmuştur. Şimdi ya unutturulmaya ya da hiç yaşanmamış gibi yok sayılmaya çalışılan görkemli grev, direniş ve eylemlerden bazıları...
Türkiye Maden-İş Sendikası’na üye 220 işçi, 1963 yılının ilk aylarında kablo ve elektrik malzemesi üreten KAVEL’de 36 gün süren bir grev yaptı. Bu grev, Türkiye işçi sınıfı tarihinde çok özel bir yer tutan grevlerden biri olarak kabul edilir. Bu grevi daha da bir önemli hale getiren en belirgin unsur ise 1961 Anayasası’nın işçilere tanıdığı grev hakkının nasıl kullanılacağına ilişkin yasal düzenleme olmadan, üstelik İş Yasası’nda grev yasağı sürerken hayata geçirilmiş “kanunsuz” bir grev olmasıdır.
Bir grevin nasıl uygulanacağının usul ve esaslarını belirleyen düzenlemeler olmadan, grev yapacak işçinin ne ile karşılaşacağı bile belli değilken gerçekleştirilen bu grevin, işçi sınıfı açısından cesarete ve özgüvene dayalı radikal bir eylem olduğunun altını çizmek gerekir. Belirsizlikler ortasında işçi hakları mücadelesine biçim ve içerik kazandırma çabası anlamı da taşıyan Kavel Grevi, Türkiye işçi sınıfı açısından başlı başına özel bir yerde durmaktadır. Kavel direnişini sahiplenme ve açılan bağış kampanyaları, başka fabrikaların işçilerinin grev ziyaretleri, fabrika önünde gece gündüz yakılan çoban ateşleri sınıf dayanışmasının anlamlı örnekleri olarak tarihteki yerini almıştır.

Onun büyüklüğünü ve önemini salt “kanunsuz” bir grev olmasına indirgeyemeyiz. Grev hakkının sınırlarını belirlemek için çaba harcayan patronların tutumundan, TBMM’de önergelere konu olmasına; grev sırasında ‘ricacılık ile müdahalecilik’ arasında yalpalayan sendikal hareket içinde yarattığı ayrışmaya kadar pekçok özellik Kavel Grevi’ni değerli kılıyor.
Sonuç olarak Kavel Grevi, Türkiye işçi sınıfı tarihine, emek ve direniş hareketinin hafızasında asla silinemeyecek derin izler bırakmıştır.
Kavel
İşime karım dedim, karıma Kavel diyeceğim.
Ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada,
Güneşe karışmadıkça etim
Kavel Grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim.
Ve izin verirlerse Kavel Grevcileri,
İzin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim,
İzin verirlerse Kavel Grevcileri,
Ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem
O çoban ateşinin yandığı yerde Kavel’de,
O erkekçe direnilen yerde, Kavel’de
Karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında
Öpeceğim nişanlımı Kavel kapısında
Ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim
İzin verirlerse Kavel Grevcileri
İlk çocuğumun adını Kavel koyacağım
Hasan Hüseyin
***
İstanbul Silahtarağa’da bulunan Türk Demir Döküm Fabrikası’nda çalışan işçiler, Çelik-İş Sendikası’ndan istifa ederek DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’na üye olurlar. Çelik-İş’in uzlaşmacı ve patron işbirlikçisi tutumundan kurtulan işçiler, Demirdöküm patronlarından Maden-İş’le ücret zammını içeren yeni bir protokol imzalamasını isterler. Patronun bu isteği reddetmesinin ardından artık bir irade savaşı başlamıştır. 2 bin 500 işçinin çalıştığı fabrikada, bin 850 Maden-İş üyesi işçi işyerini işgal eder. İşgalden önce, Çelik-İş’le işbirliği yapan patron, işçilere gözdağı vermek için beş işçiyi işten çıkararak işçileri Maden-İş’ten istifaya zorlar. Buna karşı çıkan işçiler dövülürler.
Fabrika işgalini sürdüren işçiler patronun Maden-İş’le görüşmesini talep ederek haksız yere işten çıkarılanların geri alınmasını, Maden-İş’e olanlara baskı yapılmayacağı sözünün verilmesini, Çelik-İş tarafından imzalanan toplusözleşmeye göre aldıkları ücretlerin o yıl yayımlanan asgari ücret kararnamesine göre yeniden ayarlanmasını ve bu isteklerinin bir protokolle kabul edilmesini isterler.
Çevre fabrikaların işçileri ve halk da direnişe sahip çıkar; işçilere yemek götürerek, ziyaretlerde bulunarak etkin bir biçimde eyleme destek olurlar.
İşgal çevre fabrikalar ve halk tarafından da etkin şekilde desteklenmeye başlar. İşçilerin talebine karşılık patronun yanıtı sert olur: “Talep gayri kanuni olduğu kadar, sözleşme sistemini de alt üst edecek mahiyettedir ve kabul edilemez”!
Artık saldırı başlamıştır. 5 Ağustos’ta fabrikanın elektrik ve suyu devlet tarafından kesilir. İşçilerin, işveren vekili ile görüşme talebi de reddedilmiştir. Polisin ses ve sis bombalarına karşı işçiler aileleriyle birlikte taşlarla karşılık verip polisin saldırısını püskürtürler. Sabah başlayan direniş akşama kadar çatışmalarla sürer. Polis müdahalesi yetersiz kaldığında ise 66. Tümene bağlı 4 bin jandarma fabrika önüne gelir. Fabrika 10 tank ve 15 zırhlı araçla sarılmıştır. İşgalci direnişçilere saat 24.00’e kadar süre tanınır. Sonunda bu süre bitmeden işçiler fabrikayı boşaltma kararı alırlar.
Ama durum patronların umduğu gibi değildir. İşçiler pes etmemiştir. 13 Ağustos’ta patronun işbaşı yapma çağrısı reddedilir. Patron ile Maden-İş sendikası arasında imzalanan bir ön protokolle, işçilerin eylem sırasındaki ücretlerini almaları, iş güvenliğinin sağlanması, Ekim ayında işçi ücretlerine zam yapılması ve eski sözleşmenin sona ereceği tarih olan 1970’te işverenin Maden-İş sendikası ile sözleşmeye oturması hükme bağlanır.

İşçi sınıfının mücadele tarihinde siyasal önemi olan grevlerin başında 1977-1980 MESS grevleri gelir. O dönemde yaşanan kitle grevleri, ‘70′lerin sonlarında işçi sınıfının eylemleriyle kendisinden söz ettirdiği en etkili mücadele araçlarından biri olmuştur. MESS grevleri, kitleselliği, sürekliliği ve kapsamıyla o dönemde emek sermaye arasında sertleşen sınıf kavgasının da merkezinde durmaktadır.
MESS, 12 Eylül sonrası sendikal mücadeleyi bölmek için yeni bir taktik geliştirdi. İşkolundaki sendikalarla birlikte tek bir grup sözleşmesi yapmak yerine, işkolunda yetkili sendikalarla ayrı ayrı grup sözleşmeleri yapmak. Temel anlaşmazlık konusu ise anlaşmanın bugüne kadar olduğu gibi iki yıl değil üç yıllığına yapılmak istenmesiydi. Türk Metal ile Çelik-İş Sendikası bunu kabullendiler. Sıra Birleşik Metal’e geldiğinde “10 kent, 22 fabrika, 15 bin metal işçisi MESS dayatmalarına karşı insanca çalışmak, insanca yaşamak ve çocuklarının geleceği için GREVDE!” dedi. Grev başladı ve kazanımla sonuçlandı.
DİSK’in en etkili siyasi karşı çıkışlarından biri de MESS grevlerinin hemen öncesinde 1976 yılı 16 Eylül’ünde örgütlediği Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM) direnişi oldu.
DGM Kanun Tasarısının gündeme getirilmesiyle birlikte DİSK, “sıkıyönetimsiz sıkıyönetim” olarak nitelediği DGM’lerin yeniden açılmasını önlemek üzere harekete geçti. Eylemlere Türkiye çapında 500 bin işçi katıldı.
Burjuvazi ve devletinin DGM’leri yeniden yasalaştırmak istemesi üzerine DİSK harekete geçti. DGM’leri “sıkıyönetimsiz sıkıyönetim” diyerek mahkum etti. Eylül 1976′da ‘genel yas’ adı altında ülke çapında gerçekleşen iş bırakma eylemleri, genel grev yasağının da delinmesi anlamına geliyordu. Bu eylemler sonuç almakta gecikmedi. Burjuvazinin DGM’leri açma fikri püskürtüldü. DGM’leri açmaktan vazgeçtiler.
Eylemin öncü işkollarının başında metal işçileri geliyordu. Profilo Fabrikası’ndaki işgal eylemi sırasında polisle çatışma çıkmış, Yakup Keser adlı işçi ölmüş, öncü işçilerden bazıları tutuklanmıştı. Profilo’nun cezaevindeki altı işçi temsilcisinin örgütlü oldukları DİSK’e gönderdikleri telgraf, işçi sınıfının 1970′lerdeki militanlık düzeyini göstermesi açısından çarpıcıdır:
Bir Yakup ölmüş, bin Yakup var savaşacak. Bu olay ne ilktir ne de son. İşçi sınıfımızın mücadele tarihinde bu gibi olaylar çoktur. Binlerce işçi kardeşimiz vurulmuş, işkencelere tâbi tutulmuş, ama hâkim sınıfların baskılarına rağmen sınıf mücadelesi durmadan ilerlemiştir. Profilo olayları neticesinde biz 6 işçi temsilcisi tevkif edildik. Ama biliyoruz ki, ne işkenceler ne hapishaneler bizleri yıldıramaz. Tam tersine sınıf mücadelesini pekiştirir. Hapishaneler bizler için birer okuldur. Ve bizler bu okulda bulunmaktan dolayı gurur duyuyoruz… Kahrolsun Faşizm!
***
12 Eylül 1980’den sonraki en önemli ve en büyük grev 18 Kasım 1986′da Netaş grevidir. Toplu sözleşme maddelerindeki anlaşmazlık nedeniyle başlayan ve 3 bin 150 işçiyi kapsayan grev 93 gün sürdü. Grev, Ümraniye’deki ana fabrikanın yanı sıra diğer şehirlerdeki montaj tesislerinde çalışan işçileri de kapsıyordu.
Askeri faşist diktatörlüğün grev hakkını, örgütlenme hakkını, ekonomik ve siyasal hakları budadığı “bu yasalarla grev yapılmaz” anlayışının yaygın olduğu bir ortamda Netaş işçileri, Maden-İş kapatıldıktan sonra örgütlendikleri bağımsız Otomobil-İş sendikasıyla birlikte grev kararı almışlardı.
93 günlük grev sonunda, Netaş işçileri taleplerini büyük oranda kabul ettirdiler. Üstelik işçilerin talepleri salt ücret artışı değildi. 6 yıl önce kaybettikleri ekonomik, sosyal ve demokratik haklarının en azından bir kısmını geri almak amacındaydılar. Başardılar da…
Grevin başarısı sadece bundan ibaret değildi. Netaş grevinin gerçek başarısı, işçilerin yarattığı örgütlü disiplin, mücadele ve sınıf dayanışması geleneğini hayata geçirerek bugünün genç işçi kuşaklarına kadar ulaşan bir deneyimi yaratmış olmasındadır. Çünkü onlar, grevin yürütülmesi işini sendikacılara havale ederek bir kenara çekilmek yerine, bizzat kendi öz güçlerine dayanarak, grev mücadelesinin öncesiyle-sonrasıyla nasıl yürütüleceğini gösterdiler.
[Alınteri'nin 16 Ocak 2017 tarihli 7. sayısından alınmıştır]