OHAL'de gazetecilik

HaberSİZsiniz ekibi, OHAL’de çalışma koşullarını anlattı

GÜNCEL
Pazartesi, 23 Ocak 2017 (9 yıl 3 ay önce)

HaberSİZsiniz: OHAL'de gazetecilik





Banu Güven’le İstanbul'da Anayasader toplantısında karşılaştık. İki cep telefonu ile donanmış HaberSİZsiniz ekibi olarak, kameraman arkadaşıyla birlikte internetten canlı yayını yetiştirmeye çalışıyordu. OHAL’de çalışma koşullarını anlattı bize.



  



Alınteri: Banu hanım siz en son İMC TV’de çalışıyordunuz... 



 Banu Güven: En son, İMC televizyonunda Artı Haber adı altında -eskiden beri yanımda taşıdığım bir isim oldu o - ana haberleri yapıyordum. Ve muhabirlik de yapıyordum zaman zaman. Birtakım dokümanterler de hazırlıyordum.



  



Alınteri: Ama sizin arka planda uzun bir gazetecilik geçmisiniz de var. Birçok yerden de herhalde işten çıkarıldınız.



Banu Güven: Birçok yerden değil aslında. Uzun bir geçmişim olsa da, çok fazla yer değiştirmedim. İstikrarlı giden biriydim. Memleket işte. O çok istikrarlı değil. Gerçi bir başka istikrara girdi memleket. Şimdi ne oluyor, bütün gazeteciler -yani sahibinin sesi olmayı reddedenler- hızla işsiz kalıyor. Ben 18 yaşındayken bu işe başladım. Bu yüzden evet epey zaman oldu. Bu yıl 30. yılı falan olacak herhalde. 



 



2011 seçimlerinden önce…





NTV’de en uzun süreyle çalışmıştım. İlk önemli haber kanalıydı Türkiye’nin ve çok önemli, çok iyi işler yaptı. Eleştirel bir gazeteciliği biz orada yapabildik uzunca bir süre. Ama 2011 seçimlerinden önce, artık orası yayın politikasını tamamen değiştirdiği için, bazı isimlerle yolunu ayırdı. Onlardan birincisi de ben oldum. 14 yıl oldu zannediyorum, evet 14-15 yıl oldu nerdeyse. 



  



Şahane ışıklandırılmış stüdyolar





Önemli olan şu, o zaman ben internet üzerinden yayıncılığa devam edilebilir, diye düşünmüştüm. Öyle de yaptım. Kendi kaynağımı kendim oluşturarak, işte Van’daki depremin ardından oraya da gittim. Arkadaşlarımın da destekleri oldu. Kamera desteği falan. Cep telefonumla da çekimler yaptım. Yani, bu işin sadece çok pahalı ve şahane ışıklandırılmış stüdyolarda yapılmasının gerekmediğini, zannediyorum ben ve daha bir çok meslektaşım gösterdik. Şimdi de aynısı oluyor. 





HaberSİZsiniz - Kamera yerine cep telefonu 





KHK'larla, çalıştığımız kanal Türkiye'nin son bağımsız haber kaynaklarından biri kapatıldı. Ve birçok arkadaşımız işsiz kaldı bugün. Sadece bizim kanaldan işsiz kalanlar değil, başka kanallardan ya da belki yurttaş gazeteciliği yapanlar, yayan kişiler olarak destek veriyorlar, HaberSİZsiniz diye bir hareket içindeyiz. Sürekli hareket içindeyiz çünkü. Kimin bunun içinde tam olarak yer alıp almadığı... Böyle bir şey yok. Biz mesleği yaşatıyoruz. HaberSİZsiniz, mesleği yaşatmak ve gerekeni yapmak demek. Bugün de onun bir örneğini verdik. 



  



Alınteri: HaberSİZsiniz periscope üzerinden mi yayın yapıyor?



Banu Güven: Periscope üzerinden, Facebook üzerinden de yapıyor. 



  



Alınteri: Ne kadar sık yayın yapıyor?



Banu Güven: Hiç belli olmuyor. Haftada bir yapmaya çalışıyoruz, ama bazen bakarsınız haftada üç yayın olabilir, bazen haftada bir olabilir. 



 



KHK’lar: Marangoz gazeteciler…



 



Alınteri: Her gün yapmıyorsunuz yani?



Banu Güven: Yok hayır, çünkü insanlar bir taraftan hayatlarını kazanmak zorundalar. Biz İMC TV kapatıldıktan sonra, işsiz kalanlar olarak hepimiz bir gayret içine girdik. Bir proje oluşturduk, hayatımızı kazanmaya çalıştık. Bazılarımız kameraman oldular, bazılarımız metinler yazarak dahil oldular. Teknik bölümlerden arkadaşlarımız, kamuoyu araştırma şirketlerinde veri giriyorlar. Bir başkası mesela, marangozluk yapmaya başladı. Bir başkası var, tekstil atölyesinde...



 



Yani bir taraftan hayatımızı kazanmaya çalışıyoruz… Ben şansımı yurtdışında denedim. Almanya’da WDR Radyosu’na, Köln Radyosu ve Kosmo’ya haftalık izlenim-yorumlar geçiyorum. Yani telifle çalışıyorum. Bir şekilde hayatı idame ettirmek için hepimiz uğraşıyoruz. Hal böyleyken, imkanı olanlar, önemli zamanlarda, gerektiğinde, hop bir araya gelip yayın yapabiliyorlar mesela. Ankara’da da bir sürü arkadaşımız var. 



  



Ekonomik açıdan diz çöktürme



 



Alınteri: Yani geçimlerini sağlamak zorunda oldukları işin koşullarına göre… Peki iş bulamayanlar...



Banu Güven: Biz artık çalışacak herhangi bir ana akım kanal bulamayız. Yani yeni kurulmakta olan bir kanal vardı. Birkaç arkadaşımız oraya gitti. Orada başladı. Ama tabii bir elin parmaklarını geçmez bu rakam. Özellikle mimlenen kişiler. Eleştirel yaklaşıp da soru soran ve sorduranlar, artık asla bu koşullarda Türkiye’de basında, medya ve televizyonda kendine yer bulamaz. Birkaç gazete var daha çalışılabilecek. Ama onlar da kendi yağıyla kavruluyor yani. Ekonomik açıdan da bir diz çöktürme gayreti var. 





Her yerde yayın



 



Alınteri: Yurtdışıyla bağlantılı başka bir seçenek düşünülebilir mi? Bianet, Mediascope, Dokuz8 vb. örnekler üzerinden? Bu tür herhangi bir girişim var mı? Ya da Can Dündar’ın Alman basınına yazması gibi...



Banu Güven: Can, Die Zeit’a haftalık yazı yazıyor. Onun dışında, bir yazar olduğu için de aynı zamanda birtakım STK’ların da dayanışma göstermesi çok önemli. Biz gazeteciler de onu bekleyebiliriz. Ama asıl istediğimiz şey, işimizi yaparak, hayatımızı kazanmaya devam etmek. Yani, projeler verebiliriz, o projelere bir şeyler alabiliriz. Ama Türkiye’de öyle bir durumdayız ki, KHK'lar (Kanun Hükmünde Kararname) varken, bugün kurduğunuz ve yatırım yaptığınız yer yarın olmayabilir artık. 



 



Ve özellikle de mimlenmiş kişilerin yaptığı girişimlerin, yarın yani kurulduğunun ertesi günü bir KHK ile kapanması işten değildir. O yüzden, şu an yapılması gereken, böyle bir tüzel kişilik oluşturmadan, aslında mesleğimizin odağında olan, haberin her yerde olduğunu, her yerde yapacağımız yayınlarla yansıtmaktır. Şu an bunun ötesinde bir şey yapmak, sürdürülebilir olmaz.



 





  



Periscope, twitter, facetime



 



Bianet, eskiye dayanıyor ve iyi ki var diyorum Bianet için. Mediascope çok önemli bir yenilik yaptı. Çünkü onlar düzenli yayın yapıyorlar bir de, o açıdan önemli. Ama herkes, periscope’uyla, twitter’dan yaptığı yayınla, facetime’la her an izlenebilir durumda. Onlar da, proje olarak ortaya çıktılar ve projelerinin desteklenmesi son derece meşru bir şey. Yarın öbür gün belki biz de cesaret edersek, öyle bir şey yapabiliriz. 



 



Biz dediğim kim, yani şimdi zannetmeyin ki burada gördüğünüz 10 kişi HaberSİZsiniz ekibi. Ankara'da belki içinde benim de tanımadığım bir sürü meslektaş da var yani. Her an herkes bir parçası olabilir bunun. Biz gazeteciler işi yapıyoruz, yurttaşların da yaymasını istiyoruz. Onlar da destek veriyorlar. Çekim yapan kadınlar var, daha bir sürü girişim var. 





Alınteri: Yani yurttaş haberciliği gibi…



Banu Güven: Yurttaş haberciliği daha farklı bir şey. Biz gazeteciler olarak, mesleğimizi yapmaya çalışıyoruz. Yani biz gazeteciyiz. Yurttaş haberci değiliz. Yurttaş habercilik çok mühim. Çok başka bir şey. Dokuz8’in yaptığı yurttaş haberciliği ve başka birtakım örnekler, kesinlikle bugünün toplumlarında olması gerekenler. Fakat Türkiye’de karşılaştığımız meseleyi, sadece yurttaş haberciliği üzerinden çözemeyiz. Yani burada, mesleği gazetecilik olan, profesyonel olarak bu işi yapan, bunun kriterlerini iyi bilen ve belli sorumlulukları olan, mesleğinin sorumluluğunu taşıyan kişiler var. Sadece kendisi için değil, aslında hem kendimiz için, insan, birey olarak var oluyoruz ama toplum için de var olması gerekiyor ve bunu sürdürmemiz gerekiyor. Bunun çabasını veriyoruz. 



 



Yurtdışından destek



 



Alınteri: Peki yurtdışındaki gazeteci örgütleri, size nasıl destek olabilir?



Banu Güven: Türkiye’de olan bitenle ilgili kamuoylarının bilgilendirilmesi ve burada yapılan yayıncılık girişimlerine bakılması önemli. Belki bizlerden de iş isteyerek, birçok arkadaşımızdan belki telifle bir şeyler isteyerek. Belki orada bir dergi çıkabilir. Biz o dergiyi çıkaran kişiler olabiliriz. Böyle yollarla destek vermek daha doğru. Yani bizler burada çalışırken, çıkmak zorunda kalanlar da olabilir, onlar ayrı bir konu zaten ama hala burada işini yapmaya gayret eden gazeteciler varken, onları burada tutarak, hayatlarını burada kazanmalarına yönelik projeler geliştirmek belki oranın işi. Yani dışardaki meslektaşlarımızın işi. Bir dergi fikri aklıma geliyor. Ya da bir websitesi olabilir. O websitesine yazı yazılır, video çekilir, gönderilir. Bunun için, orada bir fon oluşturulursa belki, bu, kabul edilebilecek bir ilişki modeli olabilir. Bilmiyorum şu an siz sordunuz diye yüksek sesle düşünüyorum. 



 



Alınteri: İMC TV vd. yayın kuruluşlarının malına mülküne el konuldu yağmacı bir şekilde. Bunları geri alma koşulunuz var mı ya da ufukta öyle bir şey görünüyor mu?



Banu Güven: KHK’lar bunu öngörüyor. Yok zannetmiyorum. Bizim İMC TV’ye ait olmayan esyalarımız da vardı. Onları koruyabildik. Ama İMC TV’ye ait olan, mesela reji ne oldu bilmiyorum, o kiralanan bir şeydi. Bunlar teknik detaylar ama fikir şu yani. KHK’larla kapatılan kurumların üzerlerindeki mal varlığına, her şeyine el konur. Yani bu total bir kapatma. 



 



Alınteri: Yani bunu bypass edecek yeni bir televizyon vb.?



Banu Güven: Hiç olmaz. Çünkü çöpe atmak demektir her şeyi, kaynağı. Çünkü yarın tak hemen kapatılır. 



  



Gazeteciliğin cezalandırılması



 



Alınteri: Bütün alternatif basını büyük ölçüde biçmiş oldu. Buna rağmen Redhack e-maillerinin yayılmasından korkuyor halen. 



Banu Güven: İktidarlar en çok, bilinmesini istemedikleri birtakım gerçeklerin ortaya çıkması ihtimalinden korkuyorlar. Bu e-maillerin devamının gelecek olması, bunların paylaşılması bir suç olarak karşımıza konulmaya çalışılıyor. Oysa diyelim ki özel bilgilerin saklanmasına dair hakkı var Berat Albayrak’ın da. Sorun, bu sızıntı sonucu ortaya çıkan belgeleri yayınlayan gazeteciler değil, sorun başka bir şey. Eğer gerçekten gidip de birini yargılamaya çalışacaklarsa, bulabilirlerse sızıntıyı kim yaptı, ona ulaşmaya çalışacaklar. Ama bunun için gazetecileri içeriye atamazlar! Onlar gazetecilik vazifesini yapıyorlar çünkü.



 





 



Yani, bu işin Snowden belgelerinde, Wikileaks’te... gazeteciler nerede girdi içeri?!.. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey görmüyoruz. Ama memlekette bu oluyor ve sorgulanmadan gazetecileri içeri atmak için bir bahane demeyeyim de… Aslında mesele gerçekten de bilinmesi istenmeyen maillerin yayınlanmasında rol oynamış gazetecilerin cezalandırılması. Yani gazetecilik işinin cezalandırılması. Böyle bir şeyle karşı karşıyayız.



 



Biz Tolga Tanış’ın da, Hürriyet Washington temsilcisi Tolga Tanış’ın da, görevden alındığını gördük. Çünkü o da daha önce Powertrans’la ilgili çok şey yazmıştı. Böyle bir şirket var. Ve bu şirketin, Enerji Bakanı olan ve Cumhurbaşkanı'nın damadı olan Berat Albayrakla ilişkisi nedir? Buna dair oturup net bir açıklama yapmak gerekirken, böyle birtakım başka yollara başvurulduğunu görüyoruz. Yani gözaltılar gibi. Başka bir meslektaşımızın görevden alınması gibi.



 



"Beraber yürüdük…"





Alınteri: Ahmet Şık örneğin, neyin üzerinde çalışıyordu da, bu kadar rahatsız oldular? 



Banu Güven: Ahmet Şık, aslında bugüne nasıl gelindiğini en iyi şekilde anlatacak meslektaşlarımızdan biri. Gayet iyi biliyor bunu çünkü. Fethullah Gülen cemaatine bağlı olan yargı ve polisin zamanında işbirliğiyle, içeriye haksız bir şekilde sokulmuş olan bir arkadaşımızdı. O zamanlar, bugünün iktidarıyla o kesimler işbirliği içindeydi. Birbirlerini nereye koyacaklarını bilemiyorlardı yücelte yücelte. Ama ne oldu bugün, iki kavgalı taraf. 



 



Artık aklın o kadar çalışmayacağını düşündüğü bir noktadayız ki, iktidar, yani cemaat komplosuyla içeriye atılmış ve özgürlüğü çalınmış bir gazetecinin, şimdi cemaat, hatta FETÖ dediği örgütün propagandasını yaptığını iddia edebiliyor. Aslında şöyle bir şey var, gözaltına alınmadan, tutuklanmadan önce Ahmet birkaç günlük bir dizi yayınlamıştı. Orada da, nasıl iktidarın bugün FETÖ dediği oluşumla “Beraber bu yollarda yürüdüğü” - Erdoğan’ın o çok sevdiği şarkının sözleriyle - net bir şekilde görülüyordu. 



  



Bir de şöyle bir şey var. Ahmet araştırmacı bir gazeteci ve bu iktidarın zamanında gizli saklı yapmak istediği birçok seyi… Suriye’yle ilgili olabilir, başka şeylerle ilgili olabilir. O darbe gecesine ilişkin birtakım şeyler olabilir. Bunları ortaya çıkarma potansiyeli olan bir gazeteci arkadaşımız. O yüzden iktidara göre, içerde olması, dışarda serbest olmasından daha tercih edilir bir durum herhalde.